Kopenhag 8 Ağustos 2026
Tülay Çetinkaya Saraçoğlu
Bir zamanlar televizyonun tek kanalı vardı. Evimizdeki telefon bütün mahalleye hizmet ederdi. Bilgisayarlar özel odalarda, buzdolabından büyük makinelerdi. Disketlerle megabaytları saklıyorduk. Bugün ise cebimizde dünyanın bütün bilgilerini taşıyor, yapay zekâyla konuşuyoruz. Şimdi de kuantum çağını konuşuyoruz. Peki kuantum nedir?
Bizim kuşak için teknoloji gerçekten inanılmaz bir yolculuk.
Ben televizyonu ilk kez yaklaşık altı yaşımdayken gördüm. Siyah-beyazdı ve tek kanalı vardı. Kumanda yoktu. İnternet yoktu. Cep telefonu yoktu.
Ama telefon bile bugünkü anlamıyla hayatımızın sıradan bir parçası değildi.
Telefonun bütün mahalleye hizmet ettiği yıllar
Benim çocukluğumda telefon hattı herkese ulaşan bir hizmet değildi. Evinde telefon bulunan aileler çok azdı.
Bizim evimizde telefon vardı.
Ama o telefon sadece bizim telefonumuz değildi; adeta mahallenin telefonu gibiydi.
Birinin telefonu mu gelecekti?
İnsanları evlerine gidip çağırırdık:
“Size telefon geldi!”
Ya da birinin acil bir telefon görüşmesi mi yapması gerekiyordu?
Bizim eve gelir, telefonumuzu kullanırdı.
Telefon da bugünkü gibi tuşlara basılarak kullanılmıyordu. Çevirmeli, analog bir telefondu.
Hatta ilk telefon numaramızı bugün bile hatırlıyorum:
16 73 93
Altı rakam…

Bugün bir telefon numarasını bile çoğu zaman ezberlemiyoruz. Çünkü telefonlarımızda yüzlerce, binlerce kişinin numarası kayıtlı.
O zamanlar ise bir telefon numarasını bilmek, gerçekten onu hafızanda taşımak demekti.
Bugün cebimizdeki telefonla dünyanın herhangi bir yerindeki insanı saniyeler içinde arayabiliyoruz.
O zamanlar ise telefonun kendisi bile başlı başına bir olaydı.
Bilgisayarı böyle tanıdık
Bilgisayar da evimizde bulunan bir cihaz değildi.
Benim bildiğim ilk bilgisayar, babamın işyerindeydi. Maaş bordrolarının çıktısını alan, sıradan insanların giremediği özel bir odada bulunan kocaman bir sistemdi.
O odaya özel kıyafetlerle girilirdi.
Ve hard diskler…

Bugün evimizde kullandığımız buzdolabından bile büyük olduğunu hatırladığım o dev cihazlar, benim bilgisayar dünyasına dair ilk görüntülerimdi.
Bugün ise birkaç gram ağırlığındaki telefonların içine sığan teknoloji, o dev makinelerin hayal bile edemeyeceği kadar büyük miktarda bilgi taşıyor.
Sıfır ve biri ilk duyduğum gün
Henüz 18 yaşındaydım.
Telekomünikasyon bölümünde çalışan genç bir mühendis arkadaşım vardı: Fatih. Kulakları çınlasın…
Bir gün bana bilgisayarların temel çalışma sisteminden söz ederken, bilgisayarların 0 ve 1’lerle, yani bit sistemiyle çalıştığını anlattı.
O yıllarda bunu duyduğumda çok şaşırmıştım.
Çünkü bilgisayarlar bugünkü gibi her şeyi yapan cihazlar değildi.
Disketler kullanıyorduk. Hafıza kapasiteleri megabaytlarla ifade ediliyordu. Gigabaytlar günlük hayatımızın bir parçası değildi.
Bilgisayar daha çok elektronik bir daktilo gibiydi.
Yazılarımızı yazıyor, üzerinde çalışıyor ve gerektiğinde disketlere kaydediyorduk.
Fatih’in bana söylediği:

“Bilgisayarın temelinde 0 ve 1 var.”
cümlesi o dönem için gerçekten şaşırtıcıydı.
Çünkü insan ister istemez soruyor:
Sadece iki rakamla bilgisayar nasıl oluyor da bu kadar çok şeyi yapabiliyor?
Yıllar içinde bunun adının bit olduğunu öğrendik.
Bir bit, en temel haliyle iki farklı durumu temsil edebilir:
0 veya 1.
Bugün kullandığımız klasik bilgisayarların dijital dünyasının temelinde bu mantık var.
Bilgisayarla mesleğimi değiştirdiğim dönem
Teknoloji benim meslek hayatımı da değiştirdi.
Bir dönem kitap çizimlerinde teknik ressam olarak çalışıyordum.
Sonra bilgisayar hayatıma girdi.
İlk kullandığım bilgisayarlardan biri Mac oldu. Mac üzerinde bilgisayarla çizim yapmayı ve kullandığım çizim programını öğrendim.
Bu benim için yalnızca yeni bir bilgisayar kullanmak değildi.
Çünkü yıllarca yaptığım teknik ressamlık işinin de dönüşmeye başladığını görüyordum.
Sonunda AutoCAD 14 dönemine geldiğimde teknik ressamlık mesleğimi bıraktım.
Yani teknoloji benim için sadece dışarıdan izlediğim bir değişim değildi.
Mesleğimi bile değiştiren bir dönüşümdü.
Bir zamanlar kalemle, çizim araçlarıyla yapılan işler bilgisayar ekranına taşındı.
Ve ben o değişimin içinden geçtim.
Sonra teknoloji hızlandı
Biz disketlerden sabit disklere, megabaytlardan gigabaytlara, gigabaytlardan terabaytlara geçtik.
Daktilodan bilgisayara geçtik.
Analog telefondan dijital telefona geçtik.
Çevirmeli telefonlardan cep telefonlarına, cep telefonlarından akıllı telefonlara geldik.
Tek kanallı siyah-beyaz televizyondan dijital yayınlara geçtik.
Bilgisayarlar özel odalardan masalara, masalardan çantalara ve sonunda cebimize girdi.
Ve şimdi cebimizdeki telefonlarla fotoğraf çekiyor, video izliyor, görüntülü konuşuyor, dünyadaki haberlere saniyeler içinde ulaşıyor ve yapay zekâ ile konuşuyoruz.
İşte tam bu noktada karşımıza yeni bir kelime çıkıyor:

Kuantum.
Önce fizik nedir?
Kuantumu anlayabilmek için önce fiziği anlamamız gerekiyor.
En basit haliyle fizik, evrenin nasıl çalıştığını anlamaya çalışan bilim dalıdır.
Bir taş neden yere düşer?
Araba neden hızlanır?
Ses nasıl yayılır?
Işık nasıl hareket eder?
Gezegenler neden Güneş’in etrafında döner?
Bunların hepsi fiziğin konularıdır.

Peki kuantum fiziği nedir?
Kuantum fiziği de fiziktir.
Fakat bu kez gözümüzün görebildiği büyük dünyadan biraz uzaklaşıp atomların, elektronların ve ışık parçacıklarının bulunduğu çok küçük dünyaya bakıyoruz.
Ve burada işler bizim alıştığımız dünyadaki kadar basit değildir.
Günlük hayatımızda bir topu masanın üzerine koyduğumuzda topun nerede olduğunu biliriz.
Ama atomaltı dünyada parçacıkların davranışları farklıdır. Onların bazı özelliklerini kesin olarak söylemek yerine, çoğu zaman olasılıklarla ifade ederiz.
Kuantum fiziğinde süperpozisyon ve dolanıklık gibi, günlük hayatımızdaki sezgilerimize hiç benzemeyen özelliklerle karşılaşırız.
Kısacası:
Fizik, evrenin nasıl çalıştığını anlamaya çalışır.
Kuantum fiziği ise özellikle atom ve atomaltı dünyada doğanın nasıl davrandığını anlamaya çalışır.
Peki kuantum bilgisayarı nedir?
İşte bizim eski bilgisayarlarımızla yeni dünyanın arasındaki fark burada ortaya çıkıyor.
Klasik bilgisayarların temel bilgi birimi bittir.
Bir bit, en temel haliyle 0 veya 1 olabilir.
Kuantum bilgisayarlarda ise kübit, yani qubit kullanılır.
Kübit, kuantum fiziğinin özelliklerinden yararlanır.
Bunlardan biri süperpozisyondur.
Kuantum bilgisayarları anlatırken sık sık:
“Bir kübit aynı anda hem 0 hem 1 olabilir.”
denir.
Bu cümle başlangıç için yararlı olsa da bunu günlük hayattaki anlamıyla düşünmemek gerekir. Kübit, ölçüm yapılmadan önce 0 ve 1 durumlarının kuantum birleşiminde bulunabilir.
İşte burada klasik bilgisayar mantığından farklı bir hesaplama dünyasına geçiyoruz.
Normal bilgisayar ile kuantum bilgisayar arasındaki fark nedir?
En basit haliyle:
Normal bilgisayar → bit → 0 ve 1
Kuantum bilgisayar → kübit → kuantum fiziğinin kuralları
Ama önemli bir noktayı unutmamak gerekiyor:
Kuantum bilgisayar her konuda normal bilgisayardan daha hızlı değildir.
Yani kuantum bilgisayarlar, günlük kullandığımız bilgisayarların yerine geçecek sihirli makineler değildir.
Kuantum bilgisayarların asıl potansiyeli, bazı çok karmaşık problemlerde ortaya çıkıyor.
Örneğin moleküllerin ve ilaçların simülasyonu, yeni malzemelerin araştırılması, bazı optimizasyon problemleri ve kriptografi gibi alanlarda önemli avantajlar sağlaması bekleniyor.
Çünkü kuantum bilgisayar problemi yalnızca “daha hızlı” çözmeye çalışmıyor.
Probleme farklı bir hesaplama yöntemiyle yaklaşıyor.
Bir de kuantum dolanıklığı var
Kuantum fiziğinin en şaşırtıcı kavramlarından biri de kuantum dolanıklığı.
İki kuantum sistemi arasında özel bir bağlantı kurulabilir ve bu sistemlerin bazı özellikleri birbirleriyle ilişkili hale gelebilir.
İlk duyduğumuzda bilim kurgu gibi geliyor.
Ama kuantum dünyasının bize gösterdiği şey tam olarak bu:
Atomaltı dünyada doğa, bizim günlük hayatımızdaki sezgilerimize uymayan şekillerde davranabiliyor.
Bu, fizik kurallarının olmadığı anlamına gelmiyor.
Tam tersine, kuantum dünyasının da kendi kuralları ve matematiği var.
Sadece bizim alıştığımız dünyadan çok farklı.
Kuantum neden önemli?
Çünkü kuantum fiziği yalnızca gelecekte yapılacak bilgisayarlarla ilgili değil.
Bugün kullandığımız birçok teknolojinin temelinde kuantum fiziğinin prensipleri bulunuyor.
Lazerler, modern elektronik teknolojileri, bilgisayar çipleri ve bazı tıbbi görüntüleme teknolojileri gibi pek çok alanda kuantum fiziğinin bilgileri kullanılıyor.
Yani kuantum aslında sandığımız kadar uzak bir konu değil.
Biz farkında olmadan yıllardır kuantum fiziğinin sonuçlarından yararlanıyoruz.
Bizim kuşağın asıl hikâyesi
Belki de bizim kuantumu anlamakta zorlanmamızın nedeni yalnızca konunun karmaşık olması değil.
Çünkü biz teknolojinin dönüşümünü yaşayarak gördük.
Evimizin telefonunun mahalleye hizmet ettiği günleri gördük.
Telefon numaramızın 16 73 93 olduğu günleri gördük.
Siyah-beyaz televizyonun karşısında tek kanalı bekledik.
Bilgisayarların özel odalarda, dev makineler halinde bulunduğu dönemi gördük.
18 yaşımızda bilgisayarların 0 ve 1’lerle çalıştığını öğrendik.
Megabaytları ve disketleri kullandık.
Bilgisayarı önce elektronik daktilo gibi kullandık.
Sonra Mac’le çizim yaptık, bilgisayarın mesleklerimizi nasıl değiştirdiğini gördük.
AutoCAD 14 dönemine geldiğimizde bazı eski mesleklerin artık aynı şekilde devam edemeyeceğini yaşayarak öğrendik.
Sonra cep telefonları geldi.
Analog telefonlardan dijital telefonlara geçtik.
Telefonlar küçüldü, bilgisayarlar küçüldü, hafızalar büyüdü.
Ve sonunda bilgisayar cebimize girdi.
Bugün telefonumuzla dünyanın herhangi bir yerindeki insanı saniyeler içinde arayabiliyoruz.
Dünyanın öbür ucundaki bir haberi anında okuyabiliyoruz.
Fotoğraf çekebiliyor, video kaydedebiliyor, internete girebiliyor ve yapay zekâ ile konuşabiliyoruz.
Şimdi ise bilim insanları atomların ve parçacıkların kuantum özelliklerinden yararlanarak bilgisayarları bambaşka bir şekilde çalıştırmaya uğraşıyor.
Siyah-beyaz televizyondan kuantuma…
Belki de bizim kuşağın kuantumu anlamasının en güzel yolu, geçmişten bugüne bakmak.
Biz teknolojiyi hazır bulmadık.
Teknolojinin dönüşümünü yaşadık.
Evdeki telefonun mahalleye hizmet ettiği dönemden, dünyanın cebimize sığdığı döneme geldik.
Siyah-beyaz televizyondan dijital yayınlara geldik.
Disketten terabaytlara geldik.
Elektronik daktilodan yapay zekâya geldik.
Ve şimdi bitlerden kübitlere geçmeye çalışıyoruz.
Bu yüzden kuantumu anlamak için fizikçi olmamız gerekmiyor.
Önce sadece üç şeyi bilmemiz yeterli:
Fizik, evrenin nasıl çalıştığını anlamaya çalışır.
Kuantum fiziği, özellikle çok küçük dünyada — atomlar ve atomaltı parçacıklar düzeyinde — doğanın nasıl davrandığını inceler.
Kuantum bilgisayar ise bu kuantum özelliklerini kullanarak hesaplama yapmaya çalışan yeni bir bilgisayar teknolojisidir.
Bizim kuşak siyah-beyaz televizyondan başladı.
Evimizin telefonundan mahalleye telefon taşıdı.
Megabaytlık disketlerden terabaytlık depolamalara geçti.
Kalem ve çizim masasından Mac’e, oradan AutoCAD’e geçti.
Şimdi de kuantum bilgisayarları konuşuyor.
Belki de asıl şaşırtıcı olan kuantumun kendisi değil.
Bir insan ömrünün içinde dünyanın bu kadar değişmiş olması.
Ve belki bundan birkaç on yıl sonra bugünün çocukları, bizim bugün anlattığımız kuantum bilgisayarları da bizim çocukluğumuzdaki çevirmeli telefonlar, disketler ve dev bilgisayarlar gibi eski ve ilkel bulacak.
Çünkü teknoloji bizim kuşağın hayatında bir kez değil, defalarca dünyayı değiştirdi.
Siyah-beyaz televizyondan kuantuma uzanan bu yolculuk, aslında biraz da bizim kendi hayatımızın hikâyesi.
