Aalborg, 5 Ekim 2026 GazeteDk.online
🤝 Danimarka entegrasyon konusunu yanlış mı ele alıyor?
Sosyal Demokratlar (Socialdemokratiet) meclis grubu başkanı ve eski Göç Bakanı Mattias Tesfaye geçtiğimiz günlerde Danimarka Medyası DR’a konuştu.
Daha sert göç politikalarının tek başına daha derin bir sorun olarak gördüğü şeyi çözemeyeceğini savunuyor: farklı kültürlerden gelen insanların giderek birbirinden daha ayrık hayatlar yaşıyor. Tesfaye, örnek olarak kabul edildiklerini hissettikleri mahalleleri seçen iyi eğitimli göçmenleri işaret ediyor. Bir başka örnek olarak çocuklarını çok kültürlü mahallelelerden uzak okullara gönderen Danimarka kökenli ailelere dikkat çekiyor. Tesfaye, toplumda ortak bir aidiyet duygusunun nasıl yaratılacağı konusunun niçin Danimarka toplumunda daha derin incelenmesi gerektiği inancını anlattı.
(Kaynak: DR)
Bu röportajın ardından kendi partisinin bir diğer üyesi gazetedk.online’a ulaştı. Geçmiş dönem Aalborg belediye meclisi üyesi Narcis George Matache (Socialdemokratiet), Tesfaye’ye hitaben tarafımıza Danimarka’da entegrasyona dair bir köşe yazısı gönderdi.
✉️ Socialdemokratiet Meclis Grubu Sözcüsü Mattias Tesfaye’ye açık mektup:
Entegrasyon çift yönlü bir cadde olmalıdır!
Sevgili Mattias Tesfaye,
Uluslararası topluluğa karşı kimin daha katı kurallar koyabileceği yarışında tamamen görmezden gelinen bir gerçeğe parmak basma cesaretini gösterdiğiniz için teşekkür ederim: Farklı kültürlerden gelen insanların aynı toplum içinde büyük ihtimalle ayrı hayatlar yaşamayı seçeceği gerçeği. Burada sadece etnik Danlar, etnik Dan olmayan Danimarkalılardan ve uluslararası topluluklardan bahsetmiyorum. Genel konuşuyorum. Uluslararası topluluk arasında bile dil veya kültüre dayalı çok derin ayrımlar olabiliyor.
Bunun bir kısmına insan doğası diyebiliriz. Tanıdığımız insanların yanında kendimizi rahat hissederiz, bu yüzden doğal olarak onlara yöneliriz. Uluslararası topluluktan tanıdıklarımın çoğu birkaç küçük topluluğa aittir, bunlar genellikle konuştukları diller ve Danimarka’da oluşturdukları ağlar etrafında kurulan küçük topluluklardır. Bunda sakıncalı bir şey yok ki. Aynı anda birden fazla topluluğa ait olma fırsatı hepimizin hakkı.
Ancak ikinci olarak bu tartışmanın başka bir boyutu da var: Etnik Danlar başkalarını mevcut sosyal çevrelerine kabul etmeye ne kadar hevesli? İstisnalar kaideyi bozmaz; çoğumuz bu toplumun içindeki çevrelere girmenin ne kadar zor olduğunu bizzat yaşadık. Danimarka topluluğu her ne kadar eşitlikçi olmakla gurur duysa bile, sosyal aidiyet herkese eşit olarak ulaşmıyor. Ve Danimarkalılar bile kurulu sosyal çevrelere girmekte zorlanıyorsa, kendi aralarında bile yabancılık hissediyorlarsa– Danimarka’da bir geçmişi olmadan ilk kez gelen, başka bir dil konuşan ve farklı bir kültürden gelen biri için bunun ne kadar zor olabileceğini bir an için sindirin.
Üçüncüsü ve en önemlisi, bunun arkasında siz varsınız Mattias Bey; siz ve sizin sınıfınız, yani siyasîler. İktidar yarışınızda, uluslararası topluluk sizin için münferit kötü vakalarla çoğunluğu manipüle etmeye bir kozdan ibaret. Sanki hepimiz yüzsüz bir suç örgütüymüşüz adetâ, uluslarası topluluğu bir karikatür olarak yansıtıyorsunuz. Ve bizi suçlu diye karalamadığınız zaman da Danimarka halkına burada sadece misafir işçi olduğumuzu, başka bir şey olmadığımızı söylüyorsunuz. Durum bu olunca, her an sınır dışı edilebilecek geçici insanlara veya daha kötüsü müstakbel suçlulara halkın ellerini uzatmasını niye bekleyelim ki?
Fark etmediğiniz şey, bütün ulusun izlediği medyada etnik Dan olmayan Danimarkalılara ve uluslararası kişilere karşı kullandığınız olumsuz söylemlerin çocukları ve gençleri nasıl vurduğu. Kişisel tercih olarak sosyal medyadan uzak durduğunuzu söylüyorsunuz Mattias Bey ama bir an için lütfen Danimarka’da TikTok’a bir göz atın. Nefret videolarının sayısı korkunç boyutlara ulaştı. Bir an düşünün, sözlerinizin yankısı çocuklarımızın ve gençlerimizin tecrübelerine nasıl yansıdığını sanıyorsunuz? Korkudan sesini çıkaramayan küçüklerimizi, ve rastgele o küçüklerimizin başına gelenleri dinleyen ebeveynlerin ne hissettiğini sanıyorsunuz?
Yani bu ülkenin insanları, Danimarka’da yaşayan insanlar ayrı hayatlar yaşamayı seçiyorsa, bunun nedeni aradaki uçurumları aşacak köprülerin eksikliği. Entegrasyon sorumluluğunu sadece yeni gelenlerin üzerine yıkarak karşılayan tarafı tamamen unuttuyorsunuz. Ve insanlar kurallar ve çözümler vermenizi beklemeyecektir; o anda kendi şartları neyse ona göre rastgele karar vereceklerdir.
DR’a verdiğiniz röportajda bahsettiğiniz o Ishøjlu başarılı avukat vardı. Avukatın ailesinin Ishøj’da memnuniyetle karşılandıkları için o belediyede yaşamayı seçmesi örneğiniz benim de kafama yattı. Peki öyleyse neden sürekli farklı muamele gördüklerini, kim olduklarını ailesine açıklamak zorunda kalacağı başka bir yeri seçsin ki?
Benim kendi ailem de benzer bir ikilemle karşı karşıya. Aalborg dışındaki küçük topluluğumuzda anaokulu çağında çocuğu olan tek yabancı aile biziz. Diğer çocuklar anaokulu dışında düzenli olarak buluşup ebeveynleri sosyalleşirken, biz büyük ölçüde kenarda kaldık. Yaşadığımız bir deneyim, ne olduğunu açıklayamam, bizim için çok önemli bir kararı etkiledi. Kızımızın yerel bir devlet okuluna mı yoksa şehirdeki uluslararası okula mı gitmesi gerektiğini tartışıyorduk. Bu olayın ardından onu farklı kültürlerden gelen diğer çocukların arasında kendisini ait hissedeceğini umduğumuz uluslararası okula göndermeye karar verdik.
Buradaki çelişkiyi bir düşünün. Yerel topluluğumuzun bir parçası olmak istiyoruz, ancak dışarıda kalacağından korktuğumuz için kızımızı başka bir yere göndererek uzaklaştırmayı seçiyoruz.
Eğer Danimarka farklı kültürlerden gelen insanların ayrı değil birlikte yaşamasını istiyorsa, sadece yeni gelenlerin değil, karşılayan toplumun da sorumlulukları hakkında bir konuşmaya ihtiyacımız var. Okulların, anaokullarının, derneklerin ve ailelerin hepsinin oynaması gereken kıymetli bir rol var.
Ve hayır, çözüm ana dillerimizi veya kültürel topluluklarımızı terk etmek değildir. Bu bağlar kim olduğumuzun bir parçası. Yaratmamız gereken fırsat ek topluluklara ait olabilmeyi sağlamalı, gerek Danca, gerek İngilizce, gerek farklı bir dil etrafında inşa edilmiş bir topluluk olsun.
Entegrasyon bizi geldiğimiz topluluklar ile ait olmak istediğimiz toplum arasında seçim yapmaya zorlamamalıdır. Her ikisinin de bir parçası olmamıza izin vermelidir.
Narcis George Matache
Bu yazı ilk kez, 20 Eylül 2026 tarihinde Matache’nin genel editörü olduğu Last Week in Denmark bülteninde İngilizce olarak yayınlamıştı. Bu bülten Türkçe okurlarca Danimarka’da Geçen Hafta adında biliniyor. (Last Week in Denmark)
