Nusaybin’in sessiz çığlığı: Gülay Demir

İstanbul, 15 Ekim 2025

11 Ekim 2019… Türkiye’nin acı coğrafyasında, sınırın sıfır noktasında bir gün daha kana
bulandı. Suriye’nin kuzeyinden Nusaybin’e atılan havan topu, sadece bir çarşıyı değil, tam 12
ailenin geleceğini kararttı. O korkunç saldırıda hayatını kaybedenlerden biri de, Gazeteci
Gülay Demir’in sevgili babası Mehmet Şirin Demir‘di. Ankara Kızılay’da, sıradan bir sokak
röportajı sırasında aldığı haberle dünyası başına yıkılan Gülay Demir için artık hiçbir şey
eskisi gibi değildi; zira o günden sonra o, sadece bir gazeteci değil, bir kayıp ailesinin sesi ve
barışın yılmaz bir neferi olacaktı.


Acı, bazen en büyük değişimi tetikler. Gülay Demir, yaşadığı tarifsiz acıyı kin ve nefrete
dönüştürmek yerine, onu yapıcı bir güce, birleştirici bir iradeye dönüştürdü. O günden bu
yana, babası ve diğer katledilen vatandaşlarımız için her yıl düzenlediği anma törenleri,
Mardin ve bölge için herkesi her kesimi bir araya getiriyor ve adeta bir “can suyu” işlevi
görüyor.


Bu törenler sıradan bir yas merasimi değil. Mardin Valiliği ve Mardin Belediyesi’nin de
desteklediği bu anmalar, Nusaybin gibi terörün yıkımını en ağır hisseden bir şehirde, farklı
siyasi görüşlere sahip tüm kesimleri, bir ‘kardeşlik sofrası’ etrafında topluyor. Bu, Türkiye’nin
kadim sorununa karşı atılmış en samimi ve en anlamlı adımdır. Çünkü bu buluşmalar,
siyasetin çözemediği düğümü, insanlığın ortak acısı ve ortak umuduyla çözmeye çalışır.


Kin bitmeden kan durmaz: Barışın en mantıklı yolu


Türkiye’nin doğusunda yaşayan, yıllardır çatışmanın, yoksulluğun ve travmanın gölgesinde
büyüyen insanlar ne istiyor? Cevap basit ve derindir: Acıların bitmesini, çocuklarının
huzur içinde büyümesini, akan kanın artık son bulmasını. Gülay Demir’in çabası, tam
olarak bu kitlenin duygularına tercümandır.


Kin ve nefret diliyle bu sorunun bitmeyeceği, acıların sadece daha derinleşeceği artık
herkesin kabul etmesi gereken bir gerçektir. Acıyı bitirmenin, bölgeye kalıcı sulhu getirmenin
tek yolu, Gülay Demir’in gösterdiği yoldur: Çözümün ve barışın bölgenin kadim doğasına
uygun adımlarla atılması. Bu, siyasi manevralardan öte, insani bir duruştur.
Devletin kucaklayıcı rolü, halkın sahiplenmesi


Bu hassas coğrafyada, çözüme giden en mantıklı yol, nefreti ve ayrışmayı değil, birleşmeyi
esas alır. Devlet, acısı olan herkesi kucaklayıcı bir rol üstlenmeli; halk ise bu barış çabalarını
canı gönülden sahiplenmelidir. Şehit Mehmet Şirin Demir’in kızı Gülay Demir’in nefreti
reddeden, insanlığı ve ortak geleceği merkeze alan duruşu, diğer şehit aileleri ve tüm bölge
insanı için en büyük tesellidir. O, acının ortasında durarak, “Bizim acımız, ortak
geleceğimizden daha büyük olamaz”
mesajını vermektedir.


Gülay Demir’in çabaları, sadece bir anma töreni düzenlemekten ibaret değildir; bu, kayıp
ailelerinin dertlerine ortak olmak, acılarını dindirmek için gösterilen ve Türkiye’nin
gelecekteki mutluluğunu hedefleyen politik bir çözüme işaret eder.
Barış, bir savaşın bitişi değil, ortak bir geleceğin başlangıcıdır. Gülay Demir, bu kutsal
çabasıyla, tüm ülkeye barışın mümkün ve ulaşılabilir olduğunu kanıtlıyor. Onun barış

çabaları, bir coğrafyanın kaderini değiştirecek en güçlü tohumdur. Bu tohumun yeşermesi
için, hepimizin kin ve nefreti bir kenara bırakarak, o anma törenlerinde bir araya gelen
Mardin halkı gibi, kardeşlik ve sulh ortamını yaratmamız gerekiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir