Türk Dizilerini Ahlaki ve Toplumsal Yönden Eleştirme Serisi

Oslo 18 Aralik 2025

Sefa M. Yürükel

Son yıllarda Türk dizilerinde özellikle aile içi entrikalar, yasaların dışına taşan iş ilişkileri ve erkek egemen, feodal yapıların ön plana çıkarıldığı bir anlatım sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Kadının yalnızca örtü olarak görülmesi ve insan ilişkilerinin feodal, gerici normlara indirgenmesi, toplumda yanlış rol modellerin oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Bu diziler, oyuncular aracılığıyla izleyiciye ahlaksızlığı ve vicdansızlığı normalleştiren bir bakış açısı sunmakta ve toplumsal değerler üzerinde olumsuz etkiler bırakmaktadır.

Türkiye’de son yıllarda güç ve paranın her şeyin önüne geçtiği, insan hayatının hiçe sayıldığı bir kültürel çürüme gözlemlenmektedir. Ekonomik zorlukların yanında, televizyon ve medya aracılığıyla sunulan bu dizilerin etkisi, toplumsal ahlaki değerlerin aşınmasında önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle aileler ve gençler, bu anlatımların etkisiyle yanlış davranış ve tutumlara maruz kalabilmekte ve bireysel değerlerini sorgulamak zorunda kalmaktadır.

Bu diziler yalnızca Türkiye’de değil, dünya çapında “Türk dizileri” adı altında yayılarak başka ülkelerde de ahlaki değerlerin çarpıtılmasına yol açmaktadır. Türkiye’nin kültürel olarak güçlü ve zengin bir toplum olduğu algısı yerine, entrikaların ve bireysel çıkarın ön planda olduğu bir ülke imajı verilmektedir. Sonuç olarak, izleyici, farkında olmadan bu ahlaki çürümenin etkisi altına girmekte ve aile yapısı ile bireysel değerler zayıflamaktadır.

Bu duruma karşı bir duruş sergilemek önemlidir; toplum olarak, birey olarak ve özellikle genç kuşak olarak yanlış değerlerin yayılmasına karşı dikkatli olmalıyız. İzlediğimiz içeriklerin topluma, bireye ve aşka katkısını sorgulamak ve tepkilerimizi sosyal medya aracılığıyla paylaşmak, bu olumsuz etkileri azaltmanın etkili yollarından biridir. Sunumumuzda ele alacağımız altı yeni dizi üzerinden bu etkileri tartışarak, toplum ve birey açısından farkındalık yaratmayı amaçlıyoruz.

Bölüm 1

Ekranlarda Kültürel Soykırım: Türk Dizileri Üzerinden Ahlaki, Toplumsal ve Kültürel Yıkım

Kültürel Üretim mi, Kültürel İmha mı?

Kültür, bir toplumun yalnızca geçmişi değil; aynı zamanda geleceğidir. Ahlak, töre, gelenek, vicdan ve dayanışma gibi unsurlar, bir milletin varlığını sürdürebilmesinin temel koşullarıdır. Bu unsurların sistematik biçimde aşındırılması ise yalnızca kültürel dönüşüm değil, kültürel yıkım anlamına gelir. Günümüzde “Türk dizileri” başlığı altında sunulan birçok televizyon yapımı, bu yıkım sürecinin en etkili araçlarından biri hâline gelmiştir.

Bu dizilerde sunulan değer dünyası; bencilliği, çıkarcılığı, güç tapıncını ve ahlaki göreceliliği merkezine almakta; dayanışmayı, merhameti, adaleti ve kolektif sorumluluğu ise değersizleştirmektedir. Aile, toplum ve millet kavramları, anlamını yitirmiş boş kavramlara indirgenmektedir. Bu durum, rastlantısal bir anlatı tercihi değil; süreklilik arz eden ideolojik bir yönelimdir.

Kültürel soykırım kavramı, bir halkın fiziksel varlığından ziyade kültürel, ahlaki ve toplumsal bağlarının yok edilmesini ifade eder¹. Ekranlarda sürekli yeniden üretilen bu anlatılar, Türk kültürünün ahlaki ve toplumsal kodlarını silikleştirerek yerine evrensel değil, yoz ve atomize edici bir değer sistemi yerleştirmektedir.

Bu bağlamda söz konusu diziler, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez. Burada fikir beyanı değil; bireyi, aileyi, toplumu ve nihayetinde milleti çözülmeye sürükleyen sürekli bir eylem söz konusudur. Bu nedenle mesele estetik ya da sanatsal değil, doğrudan kamusal varoluş meselesidir.

Kültürel Soykırım Kavramı ve Medya Yoluyla İşleyişi

Kültürel soykırım, Birleşmiş Milletler literatüründe tartışmalı olmakla birlikte, akademik alanda yaygın biçimde kullanılan bir kavramdır². Dilin, geleneklerin, ahlaki normların ve kolektif hafızanın yok edilmesi bu sürecin temel unsurlarıdır.

Modern toplumlarda bu süreç, zor yoluyla değil; medya ve kültürel endüstri aracılığıyla işletilmektedir³. Televizyon dizileri, bu açıdan en etkili araçlardan biridir.

Sürekli tekrar eden anlatılar, izleyicinin değer dünyasını dönüştürmekte; yanlış olanı olağan, ahlaksız olanı meşru hâle getirmektedir.

Türk dizilerinde ahlaki yozlaşmanın sürekliliği, bu sürecin tesadüfi olmadığını göstermektedir.

Bu durum, kültürel soykırımın çağdaş ve “yumuşak” biçimlerinden biridir.

Aile Kurumunun Sistematik Tasfiyesi

Aile, Türk kültüründe yalnızca biyolojik bir birlik değil; ahlaki ve toplumsal bir çekirdektir⁴. Dizilerde ise aile, sürekli çatışma ve ihanet alanı olarak sunulmaktadır.

Sadakat değersizleştirilmekte, çıkar ilişkileri normalleştirilmektedir.

Ebeveyn-çocuk ilişkileri sevgi yerine korku ve tahakküm üzerinden kurgulanmaktadır.

Bu anlatılar, aileyi koruyan değil; onu çözen bir ideolojik işlev görmektedir.

Aile çözülmeden toplum çözülmez; toplum çözülmeden millet yok olmaz.

Bireyin Atomizasyonu ve Toplumsal Bağların Koparılması

Bu dizilerde birey, yalnızca kendi çıkarını düşünen, vicdani sorumluluk taşımayan bir varlık olarak sunulmaktadır.

Dayanışma, fedakârlık ve toplumsal sorumluluk alay konusu hâline getirilmektedir.

Bauman’ın “akışkan modernite” kavramında işaret ettiği atomize birey tipi burada açıkça görülmektedir⁵.

Toplum, birbirine yabancı bireylerin toplamına indirgenmektedir.

Bu durum, toplumsal çözülmenin en tehlikeli aşamasıdır.

Ahlaksızlığın Estetize Edilmesi ve Meşrulaştırılması

Şiddet, ihanet, yalan ve suç; estetik bir anlatı unsuru olarak sunulmaktadır.

İyi ile kötü arasındaki ahlaki sınırlar bilinçli biçimde bulanıklaştırılmaktadır.

Ahlaki görecelilik, dizilerin temel ideolojik zemini hâline gelmiştir.

Bu durum, vicdanın körelmesine yol açmaktadır.

Vicdanını kaybeden toplum, kendini de kaybeder.

Hukuk Devletinin Aşındırılması ve Güç Tapıncı

Hukuk, dizilerde ya yoktur ya da işlevsizdir.

Sorunlar, güç ve şiddet yoluyla çözülmektedir.

Feodal erkek figürleri meşrulaştırılmakta ve yüceltilmektedir.

Bu anlatılar, modern yurttaşlık bilincine açık bir saldırıdır⁶.

Hukukun değersizleştirilmesi, toplumsal çürümenin hızlandırıcısıdır.

İfade Özgürlüğü Yanılsaması

İfade özgürlüğü, toplumu yok eden eylemleri kapsamaz⁷.

Burada bireysel fikir değil, sürekli ve sistematik bir kültürel yıkım söz konusudur.

Çocukların ve gençlerin maruz kaldığı bu içerikler, telafisi zor zararlar doğurmaktadır.

Bu nedenle hukuki müdahale meşrudur.

Kanunlarda bu yönde düzenlemelerin zemini vardır.

Yapımcılar, Senaristler ve Kültürel Sabotaj

Bu dizileri üreten yapımcılar ve senaristler masum değildir.

Reyting ve kâr uğruna toplumsal değerleri feda etmektedirler.

Bu tutum, kültürel sorumsuzluk değil; kültürel sabotajdır.

Sanat, toplumu çürütme ayrıcalığına sahip değildir.

Bu noktada etik sorumluluk kaçınılmazdır.

Siyasi Partiler, Sendikalar ve Sivil Toplumun Sorumluluğu

Bu mesele bireysel tercihlere bırakılamaz.

Siyasi partiler, sendikalar ve sivil toplum örgütleri açık tavır almalıdır.

Sessizlik, bu çürümenin onaylanması anlamına gelir.

Kültür politikaları toplumsal varlığı korumakla yükümlüdür.

Aksi hâlde devlet, asli görevini ihmal etmiş olur.

Sonuç: Toplumsal ve Hukuki Bir “Hayır” Zorunluluğu

Ekranlarda yayımlanan bu diziler, Türk kültürüne, ahlakına, töresine ve geleneklerine yönelik açık bir saldırıdır. Bu saldırı, fiziksel değil; kültürel bir soykırım niteliği taşımaktadır.

Birey, aile, toplum ve millet düzeyinde bu sürece karşı açık ve net bir “hayır” denilmediği sürece, kültürel çözülme derinleşerek devam edecektir.

Bu nedenle söz konusu dizilerin yasal olarak yayınlanmaması, sansür değil; toplumsal varlığı koruma refleksidir.

Bakanlıklar, düzenleyici kurumlar, siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri bu sorumluluktan kaçamaz.

Aksi hâlde gelecek kuşaklara aktarılacak bir kültür değil, yalnızca enkaz kalacaktır.

Dipnotlar (Seçme)

1. Lemkin, R. Axis Rule in Occupied Europe, 1944.

2. UN Genocide Convention Debates, 1948.

3. Adorno & Horkheimer, Dialectic of Enlightenment, 1947.

4. Gökalp, Z. Türk Töresi, 1923.

5. Bauman, Z. Liquid Modernity, 2000.

6. Weber, M. Economy and Society, 1978.

7. Mill, J.S. On Liberty, 1859.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir