Oslo 24 Aralık 2025
Sefa M. Yürükel
Jeffrey Epstein vakası, yalnızca bireysel suçlar bağlamında değil, küresel ölçekte güç, sermaye, siyaset ve istihbarat ilişkilerinin kesişim noktasında ele alınması gereken çok katmanlı bir olgudur. Epstein’in ölümü sonrasında yayımlanan belgeler, çocuk istismarı ağlarının ulusötesi yapısını ve devlet dışı aktörlerle olan muhtemel ilişkilerini yeniden gündeme taşımıştır.
ABD Adalet Bakanlığı tarafından kamuoyuna açıklanan belgelerde farklı ülkelerden reşit olmayan çocukların Epstein ile ilişkili mekânlara götürüldüğüne dair ifadelerin yer alması, devletlerin çocuk koruma mekanizmalarının yeterliliğini ve uluslararası iş birliğinin sınırlarını sorgulatmaktadır. Türkiye’den çocukların bu ağlara dâhil edildiğine dair iddialar ise konunun yalnızca ulusal değil, bölgesel ve küresel bir güvenlik meselesi olduğunu göstermektedir.
Bu bağlamda istihbarat örgütlerinin çocuk istismarı gibi ağır suçları aktif olarak organize ettiği yönünde kesinleşmiş yargılar bulunmamakla birlikte, literatürde bu tür ağların şantaj ve nüfuz aracı olarak kullanılabileceği yönünde güçlü teorik tartışmalar mevcuttur. Bu çalışma, söz konusu tartışmaları akademik bir zeminde ele almayı amaçlamaktadır.
JEFFREY EPSTEIN DOSYASININ ULUSLARARASI BOYUTU
Epstein dosyasında yer alan uçuş kayıtları, adalar, özel jetler ve üçüncü ülkeler üzerinden yapılan transferler, suç ağlarının klasik sınır güvenliği mekanizmalarını aşabildiğini göstermektedir. Bu durum, modern suçun giderek daha fazla lojistik, finansal ve diplomatik koruma alanlarına yaslandığını ortaya koymaktadır.
Belgelerde yer alan “Lolita Express” uçuşları, yalnızca ABD içi değil, Orta Doğu, Avrupa ve Asya bağlantılarını da içermektedir. Türkiye’nin bazı uçuşlarda transit veya varış noktası olarak görünmesi, hukuki bir suç isnadı anlamına gelmemekle birlikte, etkili soruşturma yükümlülüğünü gündeme getirmektedir.
Uluslararası ceza hukuku açısından bu tür vakalar, “evrensel yargılama” ve “devletlerin pozitif yükümlülükleri” ilkeleri kapsamında değerlendirilmektedir. Özellikle çocuk istismarı, devlet egemenliğinin arkasına saklanamayacağı ağır bir insanlık suçudur.
Epstein’in elit çevrelerle kurduğu ilişkiler, suçun uzun süre görünmez kalmasını sağlamış; medya, siyaset ve akademi alanlarında “sessizlik duvarı” oluşturmuştur.
Bu durum, yalnızca bireysel suçluların değil, yapısal ihmallerin de analiz edilmesini zorunlu kılmaktadır.
ÇOCUK İSTİSMARI VE İSTİHBARAT TEORİLERİ: ŞANTAJ MEKANİZMASI
Akademik literatürde, istihbarat servislerinin yasa dışı ağları doğrudan kurduğu değil; var olan suç ağlarını bilgi toplama ve nüfuz sağlama amacıyla kullandığı yönünde tartışmalar bulunmaktadır (bkz. Scott, 2010; Valentine, 2017).
Soğuk Savaş’tan bu yana şantaj, istihbarat operasyonlarının en eski araçlarından biri olarak kabul edilmektedir. Özellikle cinsel suçlar, siyasetçiler ve iş insanları üzerinde baskı kurmak için kullanılabilmektedir.
Bu bağlamda Epstein vakası, “aktif operasyon” iddialarından ziyade, ihmal, göz yumma veya pasif faydalanma tartışmaları çerçevesinde ele alınmalıdır.
CIA, Mossad veya diğer servisler hakkında kamuoyuna yansıyan iddialar, bugüne kadar yargı kararıyla doğrulanmış değildir. Ancak belgelerdeki belirsizlikler, şeffaflık eksikliği ve örtbas iddiaları akademik sorgulamayı meşru kılmaktadır.
Bu nedenle mesele, komplo teorilerinden arındırılmış, kanıta dayalı ve çok disiplinli analizlerle ele alınmalıdır.
TÜRKİYE’NİN HUKUKİ VE KURUMSAL SORUMLULUĞU
Türkiye, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne taraftır ve çocukların her türlü istismardan korunması yönünde pozitif yükümlülüklere sahiptir.
İddiaların ortaya çıkmasıyla birlikte ilgili bakanlıklar, savcılıklar ve sivil havacılık birimlerinin uçuş kayıtlarını, pasaport hareketlerini ve uluslararası adli yardımlaşma mekanizmalarını devreye sokması gerekmektedir.
Bu tür vakalarda “devletin suç işlemesi” değil, suçu önleyememesi veya geç fark etmesi hukuki sorumluluk doğurur.
Şeffaf ve bağımsız soruşturmalar, hem mağdurların adalet duygusunu hem de uluslararası itibarı koruyacaktır.
Türkiye’nin bu süreci, iç siyasi tartışmalardan bağımsız ve insan hakları merkezli yürütmesi elzemdir.
ULUSLARARASI DÜZEYDE NE YAPILMALI?
Birleşmiş Milletler bünyesinde çocuk istismarına ilişkin özel yetkili, bağlayıcı karar alma gücüne sahip bir mekanizma kurulmalıdır.
Özel jetler, offshore finans ağları ve diplomatik dokunulmazlık alanları daha sıkı denetlenmelidir.
İstihbarat servislerinin faaliyetleri, parlamenter ve yargısal denetime açık hale getirilmelidir.
Mağdur odaklı uluslararası rehabilitasyon ve tazmin mekanizmaları oluşturulmalıdır.
Medya ve akademi üzerindeki baskılar kaldırılmalı, bilgiye erişim özgürlüğü güvence altına alınmalıdır.
SONUÇ
Jeffrey Epstein dosyası, modern dünyada suçun bireysel sapkınlıkla sınırlı olmadığını, yapısal güç ilişkileriyle iç içe geçtiğini göstermiştir.
Türkiye’ye ilişkin iddialar, kesin hüküm değil; etkili soruşturma gerektiren ciddi uyarılardır.
İstihbarat örgütlerinin rolü konusunda kesin yargılardan kaçınılmalı; ancak denetimsizlik sorunu açıkça tartışılmalıdır.
Çocuk istismarı, hiçbir gerekçeyle meşrulaştırılamaz ve devlet sırrı perdesi arkasına gizlenemez.
Bu dosya, uluslararası hukuk, insan hakları ve demokrasi açısından bir küresel turnusol kâğıdıdır.
KAYNAKÇA
• Scott, P. D. (2010). The Road to 9/11: Wealth, Empire, and the Future of America. University of California Press.
• Valentine, D. (2017). The CIA as Organized Crime. TrineDay.
• United Nations (1989). Convention on the Rights of the Child.
• Transparency International (2022). Global Corruption Report.
• Foucault, M. (1978). The History of Sexuality. Pantheon Books.
• European Court of Human Rights, Child Protection Case Law Reports.
