Sefa M. Yürükel
Oslo, 31 Aralık 2025
Bu üç yazılık seride, son dönemde siyasal söylemde sıkça kullanılan “demokrasi hukuku” ifadesi anayasa hukuku ve siyasal teori açısından ele alınmıştır. Demokrasi ile hukukun birbirinin alternatifi değil, ancak anayasal sınırlar içinde anlam kazanan iki ilke olduğu vurgulanmıştır. Hukuki değeri olmayan, tanımsız ve sınırları belirsiz kavramların, anayasal düzenin bağlayıcılığını zayıflatma riski taşıdığı; özellikle kurucu iktidar ile tali (kurulmuş) iktidar ayrımının bulanıklaştırılmasının ciddi anayasal sonuçlar doğurabileceği ortaya konulmuştur.
Serinin bütününde, demokratik meşruiyetin tek başına anayasal sınırları aşma yetkisi vermediği; seçimle gelen iktidarların da anayasa ile bağlı olduğu temel bir ilke olarak savunulmuştur. Demokrasi, hukukun yerine geçmez; hukukun içinde ve onunla birlikte anlam kazanır. Aksi yöndeki yaklaşımlar, anayasal devleti güçlendirmek yerine, siyasal iradeyi sınırsızlaştıran ve hukuk devletini aşındıran bir anlayışa kapı aralar. Bu nedenle seride, anayasanın tali iktidarı sınırlayan asli bir norm olduğu ve bu sınırların belirsiz kavramlarla aşındırılamayacağı sonucuna varılmıştır.
DEMOKRATİK SİYASETİN TEMELİ: LİDERLİK, PARTİ YAPISI VE VATANDAŞIN SORUMLULUĞU
KAVRAMSAL ÇERÇEVE
Demokrasi, modern devletlerin en temel yönetim ilkelerinden biridir ve yalnızca seçimlerle sınırlı bir süreç değildir. Parti yapıları, liderlik anlayışı ve üyelerin karar süreçlerine katılım düzeyi, bir ülkede demokrasinin ne derece işlediğini gösteren önemli göstergelerdir (Diamond, 1999; Linz & Stepan, 1996). Türkiye bağlamında, siyasi partilerin iç işleyişi ve lider odaklı yönetim biçimleri, ülkenin demokratik yapısının sürekliliğini doğrudan etkiler. Lider sultasına dayalı, delege borsası ile işleyen partiler, sadece parti içinde değil, genel olarak devlet yönetiminde de otoriter bir yaklaşımı besler. Bu durum, Türkiye’de demokratik normların yerleşmesini ve vatandaşın etkin katılımını engeller.
Parti içi demokrasi, üyelerin karar alma süreçlerinde eşit söz hakkına sahip olmasını ifade eder. Demokratik partilerde, liderin yetkileri sınırlanır; aday belirleme ve politika üretme süreçlerinde üyelerin görüşleri dikkate alınır. Ancak ön seçim mekanizmalarının yokluğu, üyeleri yalnızca pasif katılımcı konumuna düşürür ve lider odaklı bir yapı yaratır. Bu bağlamda vatandaşın oy tercihi, sadece propaganda ve sloganlarla değil, partilerin tarihsel işleyişi ve demokratik uygulamaları üzerinden şekillenir (Levitsky & Way, 2010).
Liderin otoritesini tarikat benzeri yapılarla veya kişisel karizmatik güç ile pekiştirmesi, partiyi demokratik olmayan bir yapıya dönüştürür. Üyeler, bireysel olarak karar alma yetkisini kaybeder ve liderin siyasi müridi hâline gelir. Bu bağlamda, program ile uygulama arasındaki uyumsuzluk, vatandaşın partiye olan güvenini zedeler. Türkiye’de siyasi partilerin kuruluşundan bu yana izledikleri politikalar, lider değişimleri ve uygulamalardaki demokratik veya anti-demokratik değişimler, seçmen için yol gösterici niteliktedir.
Ön seçim ve parti içi katılım mekanizmaları, demokratik kültürün oluşmasında merkezi bir rol oynar. Sadece seçim günü oy kullanmak, bir vatandaşın demokratik sorumluluğunu yerine getirmesi için yeterli değildir. Üyelerin aday belirleme süreçlerinde yer alması, hem partinin şeffaflığını artırır hem de liderin keyfi karar alma yetkisini sınırlayarak demokratik işleyişin sürekliliğini sağlar. Bu mekanizmaların yokluğu, partiyi otoriter bir yapıya sürükler ve halkın demokratik süreçlere güvenini sarsar (Huntington, 1991; Dahl, 1989).
Demokratik bir devletin inşası, sadece seçim sonuçlarına değil; partilerin iç işleyişine, liderlik kültürüne ve vatandaşın bilinçli tercihlerine bağlıdır. Vatandaş, oy verirken yalnızca propaganda ve söylemlere bakmamalı, partinin kuruluşundan bugüne kadar geçen süreçte uyguladığı politikaları, liderin otoriter veya demokratik yaklaşımını ve program ile icraat arasındaki uyumu gözlemlemelidir. Bu yaklaşım, demokratik devletin istikrarını sağlamak için hayati önemdedir.
PARTİ YAPISI, LİDERLİK VE DEMOKRATİK KÜLTÜR
Parti içi demokrasi, üyelerin karar süreçlerine doğrudan katılımıyla mümkündür ve demokratik bir kültürün inşasında temel bir unsurdur. Lider sultası, tek kişinin karar alma yetkilerini merkezileştirmesiyle karakterize edilir ve parti içi dengeyi bozar; bu durum, demokratik mekanizmaların işlevsizleşmesine yol açar. Delege borsası ve ön seçim olmadan yapılan atamalar ise partiyi otoriter bir yapıya dönüştürür, üyelerin etkisizleşmesine neden olur ve demokratik katılımı zayıflatır.
Lider sultasına dayalı partilerde, aday belirleme, politika üretme ve önemli kararlar çoğunlukla liderin kişisel iradesine bağlıdır. Delegeler, genellikle liderin atadığı kişilerden oluşur ve üyelerin karar süreçlerine etkin katılımı sınırlanır. Bu yapı, parti içi demokrasi mekanizmalarının devre dışı kalmasına ve partinin merkeziyetçi bir yapıya dönüşmesine yol açar. Sonuç olarak, parti programı ile uygulamalar arasındaki uyumsuzluk artar; liderin karizmatik söylemleri ve propaganda araçları, bu çelişkileri gizleyemez ve halkın güvenini sarsar (Diamond, 1999; Sartori, 1987).
Bazı partilerde tarikat veya bağlılık mekanizmalarıyla liderin güçlendirilmesi, üyeleri siyasi bir mürid konumuna sokar ve demokratik sorumluluk duygusunu azaltır. Bu durumda, üyeler sadece liderin iradesine tabi olur; parti içi tartışma ve demokratik kültür gelişemez. Lider odaklı yapılar, kısa vadede güçlü görünse de uzun vadede demokratik normların aşınmasına ve halkın devlete olan güveninin zayıflamasına yol açar (Linz & Stepan, 1996).
Demokratik bir partinin gücü, yalnızca seçimle değil; parti içi katılım, şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmalarının uygulanmasıyla ölçülür. Ön seçimler, üyelerin ve delegelerin aday belirleme süreçlerine etkin şekilde katılımını sağlayarak liderin merkeziyetçi yetkilerini dengeleyen kritik bir araçtır. Ön seçim mekanizmalarının yokluğu, üyelerin pasifleştirilmesine ve demokratik kültürün zayıflamasına yol açar; bu durum, partinin iktidara gelmesi hâlinde demokratik bir devlet inşa etmesini engeller.
Vatandaş, seçim tercihini yalnızca propaganda ve karizmatik lider söylemlerine dayanarak değil; partinin tarihsel işleyişi, liderin yönetim tarzı ve program-uygulama uyumu üzerinden yapmalıdır. Demokratik partiler, üyelerin karar süreçlerine katılımını sağlayarak şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerini hayata geçirir. Anti-demokratik partiler ise, liderin iradesi doğrultusunda pasif üyeler yaratarak demokratik kültürü zayıflatır ve otoriter eğilimlerin güçlenmesine zemin hazırlar.
Bu bakımdan, parti yapısının demokratikliği, lider sultasının sınırlandırılması, delege ve üyelerin karar süreçlerine etkin katılımı ve ön seçim mekanizmalarının uygulanması ile doğrudan ilişkilidir. Bu unsurlar, hem parti içi demokratik kültürün güçlenmesini hem de ülke düzeyinde demokratik normların sürdürülmesini mümkün kılar (Levitsky & Way, 2010). Demokratik partilerin güçlendirilmesi, Türkiye’de demokratik devletin sürekliliği ve hukukun üstünlüğünün korunması açısından hayati bir gerekliliktir.
ÖN SEÇİM VE PARTİ İÇİ DEMOKRASİ
Ön seçim, siyasi partilerin demokratik işleyişinde kritik bir mekanizmadır. Üyelerin aday belirleme süreçlerine doğrudan katılımını sağlayan bu uygulama, lider sultasına karşı en etkili demokratik araçlardan biridir. Parti içi demokrasi, yalnızca seçim günü oy kullanmakla değil, üyelerin karar alma süreçlerine aktif katılımıyla hayat bulur (Diamond, 1999). Bu bağlamda, ön seçimler, hem partinin demokratik kültürünü güçlendirir hem de üyelerin karar alma yetkilerini eşit şekilde dağıtır.
Türkiye’de partilerde ön seçim mekanizmalarının eksikliği, üyelerin pasifleşmesine ve lider odaklı yapıların güçlenmesine neden olmuştur. Delegeler, çoğunlukla liderin atadığı kişilerden oluşur ve sade üyeler aday belirleme sürecine katılamaz. Bu durum, demokratik normların zayıflamasına yol açar ve parti içi hiyerarşiyi merkeziyetçi bir biçimde pekiştirir (Linz & Stepan, 1996). Ön seçimlerin uygulanmadığı partilerde, liderin karizmatik gücü, merkeziyetçi yetkilerle birleşerek partiyi anti-demokratik bir yapıya dönüştürür.
Ön seçimler, yalnızca parti içi mekanizmaları güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda vatandaşın güvenini artırır. Üyeler, adayların liyakatini, demokratik değerlere bağlılığını ve ideolojik uyumunu değerlendirme fırsatı bulur. Bu süreç, liderin keyfi karar alma yetkisini sınırlar ve partinin şeffaflığını artırır (Levitsky & Way, 2010). Demokratik partilerde, ön seçimler aracılığıyla belirlenen adaylar, hem halkın hem de parti üyelerinin güvenini kazanır; bu da seçim sonrası yönetimde demokratik dengeyi sağlar.
Ön seçimlerin yokluğu, partiyi otoriter bir yapıya sürükler. Lider sultası ve delege borsası ile yönetilen partilerde üyeler pasif konuma düşer, demokratik kültür gelişemez ve halkın katılımı sınırlandırılır. Bu durum, yalnızca parti yönetimini değil, ülke yönetimini de etkiler. İktidara gelindiğinde, bu partiler demokratik normlara uygun hareket etmekte zorlanır; karar alma süreçleri merkeziyetçi ve otoriter bir biçimde işler.
Dolayısıyla, ön seçimler, parti içi demokrasi ve ulusal demokratik kültür açısından vazgeçilmez bir mekanizmadır. Üyelerin karar alma süreçlerine aktif katılımını sağlamak, lider odaklı yapıları dengelemek ve demokratik değerleri güçlendirmek için ön seçimlerin uygulanması şarttır. Demokratik partiler, üyelerinin aday belirleme süreçlerine katılımını sağlayarak şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerini yaşatır; anti-demokratik partiler ise, liderin tek taraflı kararlarıyla hareket eden pasif üyeler yaratır. Bu bağlamda, Türkiye’de demokratik partilerin güçlendirilmesi, hem parti içi hem de ulusal düzeyde demokratik kültürün sürekliliği için kritik öneme sahiptir (Dahl, 1989; Huntington, 1991).
VATANDAŞIN ROLÜ VE SORUMLULUĞU
Demokratik sistemlerde vatandaş, sadece seçme hakkına sahip birey değil, aynı zamanda demokratik sürecin sürekliliğini temin eden aktif bir aktördür. Bu bağlamda, vatandaşın rolü yalnızca propaganda ve sloganlarla yönlendirilmek yerine, partilerin program ve uygulamalarını objektif biçimde değerlendirmeye dayanır (Verba, Schlozman & Brady, 1995). Türkiye’de seçim dönemlerinde sıkça gözlenen söylem tuzaklarına düşmemek, vatandaşın en temel sorumluluklarından biridir. Siyasi partilerin attıkları sloganlar ile pratiğe döktükleri politikalar arasındaki uyumsuzluk, bilinçsiz oy tercihlerine yol açarak demokratik kültürün zayıflamasına sebep olur.
Vatandaş, oy verirken partinin kuruluşundan itibaren izlediği politikaları, demokratik ya da anti-demokratik uygulamaları ve liderlik anlayışını dikkate almalıdır. Lider sultasına dayalı partiler, yalnızca parti içi mekanizmaları merkezileştirir; ancak halkın demokratik katılımını sağlamakta başarısız olur. Bu tür partiler, iktidara gelirse, demokratik normları hayata geçirecek kapasiteden yoksundur ve merkeziyetçi, otoriter bir yönetim anlayışı geliştirir (Diamond, 1999).
Demokratik partilerde vatandaşın rolü, seçim öncesi aday belirleme süreçlerinden başlayarak, politika üretimi ve denetimine kadar uzanır. Ön seçimlerde üyelerin aktif katılımı, adayların liyakatini ve demokratik değerlere bağlılığını test eder. Vatandaş, parti programları ile uygulamalar arasındaki uyumu değerlendirerek bilinçli karar verir. Bu süreç, demokratik kültürün güçlenmesini sağlar ve liderin keyfi karar alma yetkisini sınırlar (Levitsky & Way, 2010).
Türkiye bağlamında, Atatürk’ün akıl ve bilim temelli stratejileri, demokratik devlet anlayışının temelini oluşturur. Vatandaş, bu bilinçle hareket ederek, program ve uygulamaları karşılaştırmalı ve parti içi demokratik uygulamaları gözlemlemelidir. Laiklik, hukukun üstünlüğü ve sosyal eşitlik gibi temel ilkeler, sadece söylemde kalan değerler olmamalıdır; bunların hayata geçirilmesi, vatandaşın bilinçli tercihiyle mümkündür. Dolayısıyla, oy verirken propaganda tuzaklarına düşmemek, liderin kişisel karizmasına kapılmamak ve parti tarihçesini dikkate almak, demokratik devletin sürekliliği için elzemdir.
Vatandaşın sorumluluğu aynı zamanda partilerin demokratik veya anti-demokratik değişimlerini takip etmekle de ilgilidir. Bir parti, kurulduğu günden bu yana demokratik uygulamalardan uzaklaşmışsa, o partinin iktidara gelmesi, demokratik devletin inşasını riske atar. Bu nedenle, vatandaşın bilimsel ve akılcı bir yaklaşım sergilemesi, sadece bireysel çıkar değil; toplumsal ve ulusal çıkar açısından hayati öneme sahiptir (Dahl, 1989; Huntington, 1991).
Bu yüzden, vatandaşın bilinçli ve eleştirel katılımı, demokratik partilerin güçlenmesi ve otoriter eğilimlerin önlenmesi için kritik bir araçtır. Parti programlarının pratiğe dönüşme biçimi, liderin demokratik yetkinliği ve üyelerin karar alma süreçlerine katılım düzeyi, bilinçli oy verme sürecinin temel göstergeleridir. Demokratik bir devlet, ancak vatandaşın aktif ve bilinçli rol almasıyla sürdürülebilir.
GELENEKSEL PARTİ TARAFTARLIĞI, VATANDAŞ BİLİNCİNİN ÖNEMİ
Geleneksel parti taraftarlığı, genellikle duygusal bağlar, alışkanlıklar ve toplumsal baskılarla şekillenir; eleştirel düşünce ve bilimsel değerlendirme çoğu zaman ikinci planda kalır. Bu körü körüne bağlılık, hem parti üyeleri hem de vatandaş açısından demokratik sorumluluğun ihlali anlamına gelir. Vatandaş, sadece aidiyet ve gelenek üzerinden oy kullanırsa, siyasi karar alma süreçlerinde etkisizleşir ve demokratik kültür zayıflar.
Bilimsel ve akılcı yaklaşım, politika üretiminde veri, analiz ve objektif değerlendirmeyi esas alır. Geleneksel bağnazlık, propaganda ve sloganların yanıltıcı etkisi ile birleştiğinde toplumsal kaynakların verimsiz kullanımına ve devletin etkin yönetilememesine yol açar. Vatandaşın bilinçsiz oy kullanımı, demokratik normların aşınmasına, lider odaklı yapıların güçlenmesine ve ülke yönetiminde otoriter eğilimlerin ortaya çıkmasına neden olur.
Bu nedenle, vatandaşın kendi seçim davranışlarını eleştirel bir bakış açısıyla sorgulaması ve yalnızca alışkanlık, aidiyet ya da duygusal bağlılık temelinde karar vermekten kaçınması gerekir. Bilimsel düşünce ve eleştirel analiz, hem partilerin hesap verebilirliğini artırır hem de demokratik devletin sürekliliğini sağlar. Vatandaşın sorumluluğunu içselleştirmemesi, geleneksel taraftarlığın körü körüne devamını besler ve ülke, devlet ve toplum için doğrudan risk oluşturur.
DEMOKRATİK DEĞERLERİN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ VE PARTİ İÇİ YÖNETİM ÖNERİLERİ
Demokratik değerlerin sürekliliği, yalnızca seçimler ve yasalarla değil, partilerin iç işleyişi, liderlik kültürü ve üyelerin aktif katılımıyla sağlanabilir. Türkiye’de lider sultasına dayalı, delege borsasıyla yönetilen partiler, demokratik normları içeriden zayıflattığı gibi, iktidara geldiklerinde de hukukun üstünlüğü ve eşitlik ilkelerini uygulamakta başarısız olurlar. Bu nedenle vatandaş, oy tercihini verirken partinin tarihçesine, liderin demokratik yetkinliğine ve parti içi katılım mekanizmalarına bakmak zorundadır (Diamond, 1999; Levitsky & Way, 2010).
Öncelikle, parti içi demokrasiyi sağlamak için ön seçim mekanizmaları kritik öneme sahiptir. Sade üyelerin aday belirleme süreçlerinde yer alması, delegelerin ve liderin keyfi karar yetkisini sınırlar. Bu süreç, partinin şeffaflığını artırır, demokratik normları güçlendirir ve üyeler ile vatandaş arasında güven ilişkisi oluşturur. Ön seçimlerin uygulanmadığı partilerde, liderin merkeziyetçi kararları, parti yönetimini ve dolayısıyla devlet yönetimini otoriter bir çizgiye sürükler. Bu bağlamda, demokratik partiler, ön seçimlerle hem lideri dengeleyebilir hem de vatandaşın bilinçli katılımını teşvik edebilir.
İkinci olarak, vatandaşın bilinçli katılımı demokratik kültürün sürekliliğini sağlar. Parti programları ile uygulamaları karşılaştırmak, slogan tuzaklarına düşmemek ve liderin karizmatik gücüne kapılmamak, demokratik devletin inşası açısından elzemdir. Vatandaş, oy verirken partilerin kuruluşundan itibaren izlediği politikaları, demokratik veya anti-demokratik değişimleri ve liderin karar alma kültürünü dikkate almalıdır. Bu bilinçli yaklaşım, hem parti içi dengeyi güçlendirir hem de ülkenin demokratik geleceğini güvence altına alır (Dahl, 1989; Huntington, 1991).
Üçüncü olarak, demokratik parti kültürü oluşturmak, program ve uygulama arasındaki uyumu sürekli denetlemekle mümkündür. Parti içinde hesap verebilirlik ve şeffaflık mekanizmalarının işlerliği, üyelerin aktif katılımı ve ön seçimler ile desteklenmelidir. Lider sultası ve delege borsası, bu mekanizmaları ortadan kaldırarak demokratik değerlerin içselleştirilmesini engeller. Demokratik partiler, üyelerini pasifleştirmeden, onları karar süreçlerine dahil ederek sürdürülebilir bir kültür inşa eder.
Dördüncü olarak, partilerde bilim ve akıl temelli stratejilerin uygulanması, Atatürk’ün demokratik ve laik ilkeleri doğrultusunda önemlidir. Güncel siyasi uygulamalarda dini veya popülist milliyetçilik söylemleri ile halkın duygularını istismar eden partiler, demokratik devlet anlayışını tehlikeye atar. Bu nedenle vatandaş, yalnızca propagandaya değil; partinin uygulamalarına, liderin demokratik tutumuna ve parti içi mekanizmaların işleyişine odaklanmalıdır. Böylelikle demokratik parti, demokratik devleti yönetebilir; anti-demokratik yapı ise sadece lider odaklı, otoriter bir rejim kurar.
Bu bağlamda, demokratik partilerin güçlendirilmesi ve sürdürülebilirliği için önerilen adımlar şunlardır:
• Parti içi ön seçimler ve üyelerin karar alma süreçlerine katılımının sağlanması.
• Liderin yetkilerinin sınırlandırılması ve şeffaf hesap verebilirlik mekanizmalarının uygulanması.
• Parti programları ile uygulamaların düzenli olarak karşılaştırılması ve uyumsuzlukların giderilmesi.
• Vatandaşın bilinçli ve eleştirel oy kullanma kültürünün teşvik edilmesi.
• Bilimsel, akılcı ve laik temelli stratejilerin partilerde hayata geçirilmesi.
Bu yaklaşımlar, hem parti içi demokrasi hem de ulusal demokratik kültür açısından kritik öneme sahiptir. Vatandaşın bilinçli katılımı ve parti yapılarının demokratik işleyişi, Türkiye’de demokratik devletin kalıcı ve güvenilir bir şekilde inşa edilmesini sağlar. Demokratik normlar içselleştirilmediği sürece, lider odaklı partiler iktidara gelse bile otoriter bir yapı kurar ve devletin demokratik işleyişini tehlikeye atar.
SONUÇ
Türkiye’de demokratik devletin sürekliliği, sadece seçim süreçlerine bağlı değildir; siyasi partilerin iç işleyişi, liderlik anlayışı ve vatandaşın bilinçli katılımıyla doğrudan ilişkilidir. Parti içi demokrasi mekanizmaları olmayan, lider sultasına dayalı ve delege borsasıyla yönetilen yapılar, demokratik normları içerden aşındırır ve iktidara geldiklerinde otoriter bir devlet anlayışını pekiştirir. Bu bağlamda, vatandaşın oy tercihi, yalnızca propaganda ve söylemlere dayanarak değil; partilerin kuruluşundan bugüne kadar izledikleri politikalar, liderlik tarzı, demokratik veya anti-demokratik değişimler ve program-uygulama uyumu dikkate alınarak yapılmalıdır.
Ön seçimler, demokratik partiler için vazgeçilmez bir mekanizmadır. Sade üyelerin aday belirleme süreçlerine katılımı, liderin merkeziyetçi kararlarını dengeleyerek parti içi şeffaflığı ve hesap verebilirliği güçlendirir. Bu mekanizmanın yokluğu, hem parti içi demokratik kültürün zayıflamasına hem de ülke yönetiminde otoriter eğilimlerin güçlenmesine yol açar. Demokratik partiler, üyelerini pasifleştirmeden, karar alma süreçlerine aktif olarak dahil ederek hem parti içi hem de ulusal demokratik kültürü sürdürülebilir kılar.
Vatandaşın bilinçli katılımı, demokratik devletin sürekliliğinde kritik bir role sahiptir. Oy verirken sadece liderin karizmatik gücüne veya propaganda söylemlerine güvenmek, demokratik süreçleri tehlikeye atar. Program ve uygulamaları karşılaştırmak, parti tarihçesini incelemek, liderin demokratik yetkinliğini gözlemlemek, vatandaşın sorumluluğunun merkezindedir. Bu bilinçli yaklaşım, lider odaklı partilere karşı bir denge mekanizması oluşturur ve demokratik devletin inşasına katkı sağlar.
Demokratik değerlerin sürdürülmesi, parti yönetiminde şeffaflık, hesap verebilirlik, ön seçimler ve bilimsel-akılcı stratejilerin uygulanması ile mümkündür. Lider sultasına dayalı partiler, bu mekanizmaları yok saydığı sürece demokratik normları hayata geçiremez; dolayısıyla iktidara gelse bile otoriter bir yapı kurar. Laik, sosyal hukuk devleti ilkelerini içselleştiren ve uygulayan partiler ise, demokratik devletin sürekliliğini güvence altına alır.
Sonuç olarak, demokratik bir devlet inşa etmek ve sürdürmek, sadece seçim günü oy kullanmakla değil; parti yapılarının demokratik işleyişi, liderlik anlayışı ve vatandaşın bilinçli, eleştirel katılımıyla mümkündür. Ön seçim mekanizmalarının güçlendirilmesi, lider yetkilerinin denetlenmesi, program-uygulama uyumunun kontrolü ve vatandaşın bilinçli katılımı, Türkiye’de demokratik devlet anlayışının kalıcı ve güvenilir bir şekilde tesis edilmesini sağlayacak temel unsurlardır. Bu nedenle vatandaşlar, propaganda tuzaklarına kapılmadan, demokratik partilere oy vermeli ve demokratik kültürü güçlendirecek mekanizmaları desteklemelidir.
KAYNAKÇA
• Atatürk, M. K. Nutuk.
• Dahl, R. A. (1989). Democracy and its Critics. Yale University Press.
• Diamond, L. (1999). Developing Democracy: Toward Consolidation. Johns Hopkins University Press.
• Huntington, S. P. (1991). The Third Wave: Democratization in the Late Twentieth Century. University of Oklahoma Press.
• Levitsky, S., & Way, L. (2010). Competitive Authoritarianism: Hybrid Regimes After the Cold War. Cambridge University Press.
• Sartori, G. (1987). The Theory of Democracy Revisited. Chatham House Publishers. • Verba, S., Schlozman, K. L., & Brady, H. E. (1995). Voice and Equality: Civic Voluntarism in American Politics. Harvard University Press.
