Oslo, 5 Ocak 2026
Sefa M. Yürükel
Millî direniş kavramı, bir milletin varlığını, bağımsızlığını ve egemenliğini tehdit eden iç veya dış unsurlara karşı gösterdiği topyekûn karşı koyuşu ifade eder. Tarih boyunca bu direnişler çoğu zaman silahlı mücadelelerle anılmıştır. Ancak modern çağda milli direniş yalnızca cephelerde değil; hukuk, siyaset ve anayasal düzen çerçevesinde de şekillenmiştir. Türk Millî Mücadelesi, bu çok yönlü direniş anlayışının en belirgin örneklerinden biridir.
Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’ndan mağlup çıkması ve Mondros Mütarekesi’nin imzalanması, Anadolu’nun işgale açık hâle gelmesine yol açmıştır. Bu süreçte devletin merkezi otoritesi zayıflamış, milletin geleceği büyük bir belirsizlik içine girmiştir. Ancak bu belirsizlik ortamı, millî iradeye dayalı yeni bir direniş anlayışının doğmasına zemin hazırlamıştır.
Mustafa Kemal Paşa önderliğinde başlayan Milli Mücadele, yalnızca askerî başarıyı değil, hukuki ve anayasal meşruiyeti de hedeflemiştir. Bu yaklaşım, direnişi bir isyan hareketi olmaktan çıkarıp milletin kendi kaderini tayin etme hakkına dayanan meşru bir mücadele hâline getirmiştir. Böylece millî direniş, hukuk temelli bir yapıya kavuşmuştur.
Anayasal eylemler; kongreler, meclis çalışmaları, bildiriler ve hukuki düzenlemeler yoluyla yürütülen faaliyetleri kapsamaktadır. Bu eylemler sayesinde milli direniş, halkın geniş kesimleri tarafından benimsenmiş ve desteklenmiştir. Ayrıca bu yöntem, uluslararası kamuoyuna karşı da Türkiye’nin haklılığını savunma imkânı sağlamıştır.
Millî Mücadele sürecinde anayasal yollarla yürütülen direnişin incelenmesi, Türk siyasal hayatında egemenlik anlayışının nasıl değiştiğini ortaya koymaktadır. Erzurum ve Sivas Kongreleri, Temsil Heyeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması, bu sürecin temel aşamalarını oluşturmuştur.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Hukuki Zemin
Osmanlı Devleti, Mondros Mütarekesi sonrasında askerî ve siyasi açıdan büyük ölçüde etkisiz hâle gelmiştir. Buna rağmen devletin hukuki varlığı devam etmekteydi. Bu durum, Anadolu’da başlatılan direniş hareketlerine anayasal bir dayanak oluşturmuştur. Millî Mücadele liderleri, hukukun tamamen dışına çıkmadan hareket etmeye özen göstermiştir.
Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı ve ardından yayımlanan Havza ve Amasya Genelgeleri, bu hukuki zeminin ilk belgeleri olarak kabul edilir. Amasya Genelgesi’nde yer alan “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” ifadesi, egemenliğin kaynağının millet olduğunu açıkça ortaya koymuştur.
Osmanlı Anayasası olan Kanun-ı Esasi, her ne kadar fiilen uygulanamaz hâle gelmiş olsa da, millî irade anlayışının tarihsel temelini oluşturmuştur. Millî Mücadele kadroları bu mirası tamamen reddetmemiş, yeni bir anayasal düzeni bu anlayış üzerinden şekillendirmiştir.
Hukuki zemine dayanan direniş, hareketin keyfi ve düzensiz bir yapı olarak algılanmasını engellemiştir. Mücadele, belirli ilkelere ve kararlara bağlı olarak yürütülmüştür. Bu durum halkın güvenini artırmıştır.
Bu süreçte hukuk, yalnızca bir araç değil, aynı zamanda direnişin meşruiyet kaynağı hâline gelmiştir.
Kongreler ve Temsil Yetkisi
Erzurum ve Sivas Kongreleri, millî direnişin anayasal nitelik kazandığı en önemli aşamalardır. Bu kongreler, halkın seçtiği temsilciler aracılığıyla toplanmış ve millet adına kararlar alınmıştır.
Erzurum Kongresi’nde kabul edilen “Vatan bir bütündür, parçalanamaz” ilkesi, milli direnişin temel hedefini ortaya koymuştur. Ayrıca manda ve himayenin reddedilmesi, tam bağımsızlık düşüncesinin benimsendiğini göstermektedir.
Sivas Kongresi, milli direnişi bütün Anadolu’ya yaymış ve dağınık hâlde bulunan direniş cemiyetlerini tek çatı altında toplamıştır. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti bu birlikteliğin kurumsal ifadesi olmuştur.
Temsil Heyeti’nin oluşturulması, kongrelerin en önemli sonuçlarından biridir. Bu heyet, millet adına yürütme yetkisini üstlenmiş ve karar alma mekanizmasının merkezinde yer almıştır.
Kongreler sayesinde millî direniş, halk iradesine dayanan ve hukuki temelleri olan bir yapı kazanmıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Açılması
23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması, milli direnişin anayasal açıdan en ileri aşamasını temsil etmektedir. Meclis, doğrudan milletin seçtiği temsilcilerden oluşmuştur.
TBMM ile birlikte egemenlik anlayışı köklü bir değişime uğramış, yetkinin padişahtan millete geçtiği açıkça ilan edilmiştir. Bu dönüşüm, zorla değil, millet iradesine dayalı bir anlayışla gerçekleşmiştir.
Meclis, yasama ve yürütme yetkilerini elinde toplayarak mücadeleyi düzenli bir yönetim çatısı altına almıştır. Çıkarılan kanunlar ve alınan kararlar, direnişin hukuki temelini oluşturmuştur.
TBMM aynı zamanda düzenli ordunun kurulmasını sağlamış, iç düzeni tesis etmiş ve mali kaynakları yönetmiştir. Bu adımlar, direnişin yalnızca askeri değil, siyasal bir nitelik taşıdığını göstermektedir.
Meclisin varlığı, milli direnişi kurumsal ve sürdürülebilir hâle getirmiştir.
Anayasal Meşruiyetin Önemi
Anayasal meşruiyet, milli direnişin toplum tarafından benimsenmesini sağlamıştır. Halk, verilen mücadelenin kişisel ya da geçici değil, millet adına yürütüldüğüne inanmıştır.
Hukuka dayalı bir direniş anlayışı, keyfiliği ve düzensizliği önlemiştir. Emir-komuta zinciri ve karar alma süreçleri belirli kurallara bağlanmıştır.
Bu durum, iç karışıklıkları ve otorite boşluğunu engellemiş, mücadeleyi disiplinli bir yapıya kavuşturmuştur. Halkın direnişe olan desteği artmıştır.
Uluslararası alanda da anayasal meşruiyet önemli bir avantaj sağlamıştır. Milli Mücadele, işgallere karşı haklı bir savunma hareketi olarak sunulabilmiştir.
Hukuk ve siyaset alanında atılan adımlar, askerî başarıların kalıcı hâle gelmesini mümkün kılmıştır.
Sonuç
Milli Mücadele sürecinde yürütülen direniş, yalnızca silahlı çatışmalarla sınırlı kalmamış; hukuk, siyaset ve anayasal düzen içerisinde şekillenmiştir. Bu yaklaşım, direnişi geniş halk kitlelerinin sahiplendiği bir hareket hâline getirmiştir.
Kongreler aracılığıyla milletin iradesi ortaya konmuş, Temsil Heyeti ile bu irade yürütme gücüne dönüştürülmüştür. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması ise egemenliğin kaynağını kesin biçimde millete vermiştir.
Anayasal eylemler, direnişin düzenli, disiplinli ve meşru bir yapı kazanmasını sağlamıştır. Hukuki temele dayanan kararlar, mücadelenin sürekliliğini güvence altına almıştır.
Bu süreç, modern Türk devletinin temellerinin nasıl atıldığını göstermektedir. Egemenlik, bağımsızlık ve millî irade kavramları, anayasal direniş yoluyla somutlaşmıştır.
Türk Milli Mücadelesi, bir milletin kaderini yalnızca silah gücüyle değil, hukuk ve anayasal bilinçle de belirleyebileceğini açıkça ortaya koymuştur.
Kaynakça
Atatürk, M. K. Nutuk. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Akşin, S. Milli Mücadele Tarihi. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları.
Zürcher, E. J. Modernleşen Türkiye’nin Tarihi. İstanbul: İletişim Yayınları.
Kocatürk, U. Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi. Ankara: TTK Yayınları.
Karal, E. Z. Osmanlı Tarihi. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
