İstanbul, 9 Ocak 2026
Adnan Ateş
Geçen hafta sonu Roma’da idim. Gazete bayi önünden geçerken Trevi çeşmesi ile ilgili bir
haber dikkatimi çekti. Google lens ile anlamaya çalıştım ve kendi kendime Roma’nın içine
ettiler veya etmeye çalışıyorlar dedim.
Bir çeşmeyi görmek ziyaret etmek hele hele yol üstü bir çeşmeyi görmenin maliyeti olur mu?
Diyarbakır’da ki ‘Enzele’ çeşmesini ve Ayasofya ile Sultanahmet arasında eski hipodrum
alanında ki Alman çeşmesini görmenin bir maliyetinin olabileceğini hayal ettim. Çık
aklımdan çık dedim.
Trevi çeşmesini görmenin ücreti kişi başı iki euro olarak belirlenmiş. Neymiş kalabalık, trafik
düzeni falan. İyi de sen dijital çözümlerle kent mimarisini ve trafik düzeninin revize ederek
sorunu halletmek varken yılda 20 milyon euro kazanacağın bir acayip uygulamayı hayata
geçirmeye neden çabalarsın ki? Roma medeniyetinin turnikeye sıkıştırma fikri Roma
Belediyesinin harika bir fikri.
Roma Belediyesi sonunda başardı. İki bin yıllık bir medeniyetin mirasını, iki euroluk madeni
parayla ölçülebilir hale getirdi. Bundan böyle Trevi Çeşmesi yalnızca bir çeşme değil; aynı
zamanda biletli bir durak, kısa süreli bir seyirlik, turistin “Roma’yı gördüm” demesi için
yeterli sayılan bir fon tekniği.
Roma’da yaşamak, her sabah tarihin içinden geçmeye benzer. Bazen Pantheon’un önünden
kestirme geçersiniz, bazen Trevi Çeşmesi’nin yanından. Bugüne kadar bu şehirde yaşamanın
bedeli kiralar, vergiler ve kalabalıktı; artık görünüşe göre bir de çeşme bileti eklendi.
Çeşmeler özelinde konuşursak: Paris’teki Fontaine Saint-Michel ücretsizdir. Barselona’daki
Font Màgica de Montjuïc ücretsizdir. Viyana’daki Hochstrahlbrunnen ücretsizdir.
Brüksel’deki Manneken Pis ücretsizdir (ki boyutu Trevi’nin bir mermer heykelinden
hallicedir).
Bu örneklerin hiçbiri müze değildir, hiçbiri hayvanat bahçesi değildir, hiçbiri kapalı
kompleks değildir. Ortak noktaları şudur: kamusal alanın parçasıdırlar. Trevi’yi farklı kılan
tek şey, Instagram algoritmasının ona duyduğu aşırı ilgiden başka da bir şey değildir.
Roma Belediyesi’nin gerekçesi ise oldukça tanıdık: aşırı turizm, kontrolsüz kalabalık ve
kültürel mirasın korunması. Kâğıt üzerinde mantıklı duran bu karar, Roma’nın ruhunu
bilenler için ciddi bir kavramsal hataya işaret ediyor.
Trevi Çeşmesi (Fontana di Trevi), 18. yüzyılda tamamlanmış, Barok dönemin teatral
estetiğini yansıtan, suyla mimariyi sahne dekoru gibi kullanan görkemli bir kent unsurudur.
Ancak önemli bir ayrımı kaçırmamak gerekir: Trevi bir müze değildir.
Bir saray değildir.
Bir kapalı alan değildir.
Bir biletle ‘girilen’ mekân hiç değildir.
Trevi, Roma’nın kamusal omurgasının parçasıdır. Antik Aqua Virgo’su hattının modern uç
noktasıdır. Yani teknik olarak hâlâ işleyen bir kentsel altyapı öğesidir. Bu yönüyle onu ücretli
hale getirmek, bir köprünün ortasına turnike koymaya benzer: sembolik olarak mümkündür
ama kavramsal olarak yanlıştır. Paris Belediyesinin Eyfel’i görmek veya orada foto çekmek
için iki Euro ile ücretlendirdiğini hayal ettiğimizde beynimizin çıkardığı anlam ne ise Trevi
çeşmesinin ücretlendirilmesi kararı da başka bir şey değildir.
Bu karara gördüğüm gazetede ki gibi İtalyanların eleştiriler yalnızca nostaljik değil; doğrudan
sınıfsaldır. La Repubblica, Il Messaggero ve turizm köşelerinde sıkça dile getirilen itirazların
ortak noktası şudur: Kent müşteri ilgisine ve alakasına indirgenemez. Roma’da yaşamak,
vitrinin arkasında yaşamak değildir. Birde emsal teşkil eder diye bir korku da yok değil!
Bugün Trevi, yarın Navona Meydanı, sonra Trastevere sokakları… Bence sorun yerde
aranıyor. Kalabalık sorunu biletle değil, ulaşım, yönlendirme ve zamanlama politikalarıyla
çözülür. Ve en önemlisi kent belleği, gelir kalemine dönüştürüldüğünde hızla anlam
kaybeder.
Tüketici derneği Codacons’un itiraz gerekçesi çok net: Meydanlar ve çeşmeler ücretli hale
gelirse Roma, yaşayan bir şehir değil, açık hava AVM’si olur.
Belediyenin yılda 20 milyon euroya kadar gelir beklentisi dile getiriliyor. Bu rakam Roma
gibi bir metropol bütçesinde anlamlı değildir; ancak ilkesel maliyeti yüksektir.
Turizmi yönetmenin yolu, sembolik iki euroluk biletler değil; altyapı yatırımı, dijital randevu
sistemleri ve kentin turistik yükünün coğrafi olarak dağıtılmasıdır.
Trevi Çeşmesi elbette güzeldir. Ama biraz da fazla meşhurdur. Roma’da Trevi’den daha
sessiz, daha zarif, daha tarihsel onlarca çeşme vardır. Çoğunun önünde kimse selfie çekmez,
kimse bozuk para atmaz; ama Roma hâlâ Roma’dır. Trevi’ye bilet kesmek, sorunu çözmez.
Sadece Roma’nın yüzyıllardır koruduğu bir ilkeyi zedeler: Şehir, önce yaşayanlarındır.
Trevi Çeşmesi’ne bilet Kesmek: Roma medeniyetini turnikeye sıkıştırmaktır. Peki Roma
Belediyesi Roma’yı tanıyor mu?
Asıl soru şu:
Roma Belediyesi, yönettiği şehrin ne anlama geldiğinin farkında mı?
Trevi Çeşmesi’ni ücretli hale getirmek, Roma medeniyetini selfie süresiyle ölçülebilir
sanmaktır. Bu, bir kentin ruhunu tanımamak değilse, nedir? Trevi, Roma’nın en fotojenik
çeşmesi olabilir; ama Roma’nın en önemli çeşmesi değildir. Hatta dürüst olalım: Roma’ya
gelen bir turist için Trevi, çoğu zaman beş dakikalık bir duraktan ibarettir. Fotoğraf çekilir,
para atılır, ‘Roma tamam’ denir. Bu kadar. Bu beş dakikalık deneyimi iki euroya bağlamak,
Roma’yı küçültür; Trevi’yi büyütmez.
Turist gerçekten Trevi için mi geliyor?
Gerçekçi olalım. Roma’ya gelen turist Trevi için gelmez. Trevi, Roma’ya gelen turistin yol
üstü uğradığı bir dekor parçasıdır. Kimse uçağa binip ‘Ben özellikle Trevi’yi görmek
istiyorum’ demez. Roma; Pantheon’dur, Colosseum’dur, Forum’dur, Trastevere sokaklarıdır,
rastgele bir köşede karşınıza çıkan bir sütundur. Trevi ise bu anlatının en yüksek sesle
bağıran, ama derinliği en az olan parçasıdır. Roma Belediyesi’nin Trevi’ye bu kadar anlam
yüklemesi, şehrin geri kalanını yeterince anlayamadığının da göstergesi.
Dünyada çeşmeye bilet kesen var mı?
Hayır.
Net cevap bu.
Paris’te kimse Saint-Michel Çeşmesi’ne para ödemez.
Viyana’da Hochstrahlbrunnen için gişe yoktur.
Barselona’da Montjuïc’te turnike aranmaz.
Çünkü bu şehirler, çeşmenin şehir dokusunun parçası olduğunu bilir. Roma Belediyesi ise
Trevi’yi sanki ayrı bir ‘ürün’ gibi paketlemeye çalışıyor. Bu, Roma’ya yakışmaz.
İtalyanlar neden sinirli?
İtalyan basınında ve kamuoyunda yükselen itirazın nedeni nostalji değil, utanma duygusudur.
‘Biz bu şehri böyle mi yönetiyoruz?’ sorusu soruluyor. Eleştirilerin özü şudur:
Roma’nın kamusal alanları parayla ölçülemez
Bugün Trevi, yarın Navona Meydanı
Sorun kalabalık değil, kötü yönetim
Kültürü biletle kontrol edemezsiniz
Codacons’un itirazı bu yüzden serttir: Roma meydanları ücretli hale gelirse, bu şehir artık
Roma olmaktan çıkar.
Roma’yı fırsat buldukça giden bir turist olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:
Trevi Çeşmesi güzeldir ama Roma’yı temsil etmez.
Roma, Trevi’den çok daha fazlasıdır ve bunu iki euroya indirmek, şehre yapılabilecek en
ucuz muameledir. Roma’nın sorunu turist değildir. Roma’nın sorunu, kendi değerini paraya
çevirerek koruyabileceğini sanan bir belediye anlayışıdır.
Tüm bunlara şahit olduktan sonra ‘Enzele’yi ve ‘Alman Çeşmesi’ni yeniden görmek istedim.
Ne olur ne olmaz. Herhangi bir belediyenin erasmus formatında ve lezzetinde İtalya’ya
gidecek olan ekibi (zaiyat vermeden ülkeye dönmeleri de ayrı bir mucize) shengen bölgesini
ziyaret edebilir ve bu harika fikri suyun kaldırma kuvvetini bulmuş edasıyla kendi
belediyesine bir iş fikri olarak sunabilir endişesi ile yeniden görmek istedim. Belediyeler
acayip kurumlardır; halkın yetki verdiği sivillerin, kenti anlamadan düzenleme hevesiyle
hareket ettikleri yapılar bazen komik olabiliyorlar. Roma Belediyesi de bunlardan biri olmayı
sanırım başardı.
