Anadolu’dan Kıbrıs’a Sürgün: Osmanlı Döneminde Kızılbaş/Alevi Topluluklarının Kıbrıs’a Nakli

Oslo, 25 Ekim 2025

Osmanlı İmparatorluğu’nda mezhep dışı olarak görülen heterodoks topluluklar, özellikle Türkmen Kızılbaş/Aleviler, hem dini hem de siyasi nedenlerle merkezi otoriteye tehdit olarak değerlendirilmiştir. 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bu topluluklara yönelik sistematik sürgün politikaları uygulanmış, Kıbrıs Adası bu politikaların en önemli merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Bu makale, Osmanlı arşivlerindeki fermanlar ve modern araştırmalar ışığında, 1572–1600 yılları arasında Anadolu’dan Kıbrıs’a yapılan sürgünleri, nedenlerini ve sosyo-kültürel sonuçlarını incelemektedir. Bulgular, bu sürgünlerin yalnızca dini bir cezalandırma değil, aynı zamanda bir nüfus mühendisliği aracı olduğunu ortaya koymaktadır.

1. Osmanlının Aleviliğe Karşı Sürgün Politikası

Osmanlı İmparatorluğu, geniş coğrafyasında “siyasi istikrarı koruma” ve Sünni mezhepsel birliği sağlama amacıyla çeşitli demografik araçlara başvurmuştur. Bu araçlardan biri olan sürgün politikası (nakl-i nüfus), kimi zaman cezalandırma, kimi zaman da güvenlik ve iskân gerekçeleriyle uygulanmıştır (Taşbaş, 2019, s. 234).

Özellikle 16. yüzyıldan itibaren Türkmen Kızılbaş/Alevi toplulukları, Osmanlı yönetimi tarafından hem mezhepsel farklılık hem de Safevî etkisi nedeniyle potansiyel muhalif unsurlar olarak görülmüştür (Ocak, 1998, s. 87).

Osmanlı’nın 1571’de Kıbrıs’ı fethetmesinin ardından ada, yalnızca bir askeri üs değil, aynı zamanda sürgün politikalarının uygulandığı stratejik bir alan hâline gelmiştir (İnalcık, 1978, s. 213).

2. Osmanlı’da Kızılbaş/Alevi Kimliği ve Devlet Politikası

“Kızılbaş” terimi başlangıçta Safevilere bağlı Türkmen grupları tanımlamak için kullanılmış, ancak zamanla Osmanlı belgelerinde heterodoks Sünni-İslâm anlayışına sahip gruplar için olumsuz olarak adlandırılan gruplar olarak algılandırılmıştır (Sohrweide, 1965, s. 166).

II. Bayezid (1481–1512) döneminden itibaren Anadolu’daki bu toplulukların izlenmesi ve cezalandırılması yönünde emirler verilmiş; Yavuz Sultan Selim döneminde (1512–1520) Safevilerle yaşanan rekabetin etkisiyle baskı politikaları sertleşmiştir.

Fermanlarda “rafızî”, “mülhid” ve “zındık” gibi kavramlarla tanımlanan bu gruplar, hem “dini sapkınlık” hem de “siyasi tehdit” olarak görülmüştür. Osmanlı zulmüne karşı direnen Şahkulu Baba Tekeli (1511) ve Kalenderoğlu Mehmed  (1608–1609) isyanlarının ardından yayımlanan fermanlarda, “rafızi olanların öldürülmesi yahut uzak diyarlara sürülmesi” emredilmiştir (Ünlü, 2013, s. 44).

Dolayısıyla sürgün, Osmanlı’nın Sünni mezhep iktidarının birliği ve siyasi kontrol politikalarının ayrılmaz bir parçası olmuştur.

3. Direniş, Zulüm ve Sürgün: Türkmen Kızılbaşların Osmanlı Mezhep Politikalarına Tepkisi

Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş dönemlerinden itibaren Anadolu coğrafyasında yerleşik olan Türkmen toplulukları, inanç ve yaşam biçimleri itibarıyla merkezî otoritenin benimsediği Sünnî–Hanefî anlayıştan farklı bir dinsel ( inançsal) yapıya sahipti. Bu toplulukların büyük bir kısmı, 13. yüzyıldan itibaren Ahmed Yesevî ve Hacı Bektaş Veli’nin öğretilerinden beslenen heterodoks Türkmen İslamını sürdürmekteydi. “Kızılbaş” olarak anılan bu kesimler, yalnızca inançsal farklılıkları nedeniyle değil, aynı zamanda merkezîleşen Osmanlı iktidarına karşı özgürlükçü, eşitlikçi ve yerel temelli sosyal örgütlenmeleri nedeniyle de tehdit olarak algılandı (Ocak, 1998, s. 94; Sohrweide, 1965, s. 170).

16. yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı yönetimi, İran’da Safevi Devleti’nin yükselişiyle birlikte Anadolu’daki bu heterodoks unsurları “siyasi muhalefet” ile özdeşleştirdi. Şah İsmail’in propagandaları, Osmanlı’nın gözünde yalnızca bir mezhep farklılığı değil, doğrudan bir “devlet güvenliği” meselesine dönüşmüştü (Ünlü, 2013, s. 59). Bu süreçte yayımlanan fermanlarda “rafızi”, “mülhid” ve “fitne ehli” olarak nitelendirilen Türkmen Kızılbaş topluluklarına yönelik yaygın katliamlar, soykırımlar, idamlar ve zorunlu göç uygulamaları başlatıldı.

Ahmet Yaşar Ocak’ın belirttiği üzere, Osmanlı belgelerinde bu dönemde “Kızılbaşlık” adeta cezalandırılması gereken bir kimlik hâline gelmiştir. 1514’teki Çaldıran Savaşı sonrasında, yalnızca savaş meydanında değil, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde de on binlerce Kızılbaş Türkmen soykırıma uğramış. idam ve katledilmiştir (Ocak, 1998, s. 106). Yavuz Sultan Selim’in sefer hazırlıkları sırasında yayımladığı fermanlarda, “vilayetlerde Kızılbaş olan kimselerin defter olunup idam edilmeleri” açıkça emredilmiştir (BOA, Mühimme Defteri, H. 920 / M. 1514).

Bu dönemde Türkmen Kızılbaşların önemli bir kısmı Toroslar, Sivas, Tokat, Karaman, Teke, Bozok, Maraş ve Aydın yörelerinde Osmanlı’ya karşı direnişe geçmiştir. Şahkulu Baba Tekeli, Şeyh Bedrettin, Kalenderoğlu Mehmed Bey, Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa gibi isimlerin önderliğinde gerçekleşen bu ayaklanmalar, çoğu zaman dini değil, adalet, vergi, özgürlük ve kimlik mücadelesi niteliği taşımaktaydı (Ocak, 1998, s. 121). Bu hareketler yalnızca mezhepsel değil, aynı zamanda sosyal eşitsizliklere karşı bir isyan olarak da değerlendirilmelidir.

Osmanlı’nın bu direnişlere cevabı son derece sert olmuştur. 1514–1578 yılları arasında çıkarılan fermanlarda, “Kızılbaşların köyleriyle birlikte yakılması”, “mallarının müsadere edilmesi” ve “ailelerinin uzak adalara sürülmesi” gibi hükümler açıkça yer almaktadır (Ünlü, 2013, ss. 64–68). Özellikle Kıbrıs, Rodos ve Girit adaları, “geri dönüşü zor sürgün bölgeleri” olarak seçilmiş; bu yolla hem cezalandırma hem de fiziksel ve kültürel soykırım hedeflenmiştir.

1572 tarihli Rum Beylerbeyine gönderilen fermanda şu ifadeler yer alır:

“Kızılbaşların tümünü öldürmek gerekirse çok fazla cana kıyılacağını bildirdiğimden, emrediyorum ki, bu ferman geldikten sonra, Sünni mezheb olmayub mülhid ve rafızi olan Kızılbaşların evleri ve barklarıyla alakalarını kesip,yanlarına hisar erlerini de koşup, Kıbrıs Adası’na sürgün et; yalnız hilafelerini idam et!”

(BOA, Mühimme Defteri No. 664, H. 980 / M. 1572)

Bu belge, sürgünün yalnızca bir iskân veya “tedbir” değil, mezhepsel temizlik amacı taşıdığını göstermektedir.

Modern tarihçiler, bu süreçte on binlerce Alevi-Türkmen’in yerinden edildiğini, binlercesinin idam edildiğini, (soykırıma uğratıldığını) , yüzlercesinin ise adalara sürülerek kimliklerinden koparıldığını belirtmektedir (Taşbaş, 2019, s. 239; Ocak, 1998, s. 109).

Sürgün edilen Bektaşi dervişleri ve Kızılbaş toplulukları, Kıbrıs, Rodos ve Girit’te yeni bir inanç coğrafyası inşa etmişlerdir. Bu adalarda kurulan dergâhlar, yalnızca dini sığınak değil, aynı zamanda kimliğin korunma mekânları olarak işlev görmüştür. Lefkoşa’daki Kırklar Dergâhı, Larnaka’daki Zuhurât Baba Dergâhı ve Baf’taki Hasan Baba Türbesi, bu toplulukların varlığının kalıcı izleri arasındadır (Beratlı, 2008, s. 117).

Bu bağlamda, Anadolu’daki Kızılbaş Türkmenlerin direnişi tarihsel olarak yalnızca bir “isyan” değil, Sunni mezhep baskısına, merkezi otorite zorbalığına ve inanç özgürlüğünün yok edilmesine karşı haklı bir varoluş mücadelesi olarak değerlendirilmelidir.

Modern tarih yazımı, bu toplulukların yaşadığı geniş çaplı katliamları ve sürgünleri, soykırımları, erken modern dönem Anadolu’sunun mezhep temelli bir soykırım örneği olarak nitelendirmektedir (Ünlü, 2013, s. 72; Hatay, 2006, s. 55).

4. Kıbrıs’ın Sürgün Mekânı Olarak Seçilmesi

Kıbrıs Adası, 1571’de Osmanlı egemenliğine geçtikten sonra, hem coğrafi izolasyonu hem de stratejik konumu nedeniyle kontrolü kolay bir sürgün bölgesi olarak görülmüştür (İnalcık, 1978, s. 226).

Devlet, özellikle “fitne ehli” olarak nitelendirdiği unsurları merkezden uzaklaştırmak amacıyla bu adayı kullanmıştır.

Bu dönemde Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden (Karaman, Seydişehir, Sivas, Alanya, Finike, Dulkadiriye, Bozok) Kızılbaş/Alevî topluluklarının Kıbrıs’a sürülmesine dair fermanlar çıkarılmıştır (Ünlü, 2013, s. 53).

4.1. 1572 – Rum Beylerbeyine Ferman

“Kızılbaşların tümünü öldürmek gerekirse çok fazla cana kıyılacağını bildirdiğimden, emrediyorum ki, bu ferman geldikten sonra, Sünnî mezheb olmayub mülhid ve rafızî olan Kızılbaşların evleri ve barklarıyla alakalarını kesip,yanlarına hisar erlerini de koşup, Kıbrıs Adası’na sürgün et; yalnız hilafelerini idam et!”

(BOA, Mühimme Defteri No. 664, H. 980 / M. 1572)

Bu belge, Kızılbaş kimliğinin yalnızca mezhepsel bir farklılık değil, doğrudan siyasi sadakatsizlik göstergesi olarak algılandığını ortaya koymaktadır.

4.2. 1574 – Alanya Morgil Köyü Vakası

“Alanya Morgil köyünden olan iki mülhid kardeşin bâtıl yolda öğrencilere taallüm eyledikleri ma‘lûm olmağın, kendüler ve talebeleriyle birlikte derhâl Kıbrıs adasına nakl oluna.”

(BOA, Mühimme Defteri No. 982, H. 982 / M. 1574)

Bu kayıt, Alevi-Bektaşi çevrelerinde yapılan eğitim faaliyetlerinin bile tehlike olarak görülüp cezalandırıldığını gösterir.

4.3. 1576 – Dulkadiriye ve Bozok Beylerbeyine Ferman

“Şah İsmail ve Acem’e meyli olanların ileri gelenleri idam oluna, kalanları dahi Kıbrıs’a sürgün edile. Zira bu taife fitne ehli olup vilâyet içinde fesad üzere yürümektedirler.”

(BOA, Mühimme Defteri No. 968, H. 984 / M. 1576)

Bu hüküm, Osmanlı’nın Safevi sempatizanı olarak gördüğü tüm dini önderleri tasfiye ederek kalan kitleyi adaya yönlendirdiğini gösterir.

4.4. 1578 – Sivas ve Çorum Bölgeleri Üzerine Emirler

“Vilâyet-i Sivas’da bulunan Kızılbaşların pirleri ve ulularını idam edip, kalanlarını yanlarına hisar erleriyle beraber Kıbrıs’a sürgün edesin.”

(BOA, Mühimme Defteri No. 986, H. 986 / M. 1578)

Aynı yıl Çorum Beyine gönderilen başka bir fermanda ise:

“Etrak taifesi çok cesur ve bahadır olduklarından, ileride başa bela olmaları muhtemeldir. Bu ferman ulaştığında sesleri kesile, aksi hâlde Kıbrıs’a sürgün edileler.”

(BOA, Mühimme Defteri No. 986, H. 986 / M. 1578)

Bu emirler, mezhepsel farklılık kadar askeri-siyasi potansiyelin de tehdit olarak algılandığını ortaya koymaktadır.

5. Anadolu’dan Kıbrıs’a Göçün Toplumsal Boyutu

Yerel anlatılara göre 1572 yılında Antalya’nın Finike Limanı’ndan hareket eden gemilerle Girne Limanı’na ilk kafilelerin ulaştığı belirtilir (Ersal, 2017, s. 42).

Bu kafilelerin çoğu Torosların iki yakasında yaşayan Alevî Türkmen topluluklarından oluşmuştur.

Alevî halk belleğinde bu sürgün, “Turna kuşları” motifiyle özdeşleşmiştir. Turnalar, “Kıbrıs’a sürülen canlardan haber getiren kutsal elçiler” olarak görülmüş, bu sembol Alevi kültüründe sürgünle direnişin simgesi hâline gelmiştir (Ersal, 2017, s. 45).

Beratlı (1999) ve Hatay (2006) gibi araştırmacılar, Kıbrıs’a 1572–1600 yılları arasında yaklaşık 8.000 Türkmen ailesinin gönderildiğini, bunların önemli bir kısmının Alevî-Bektaşî inanç çevresine mensup olduğunu belirtir.

Bu grupların özellikle Lefkoşa, Lefke, Baf, Magosa ve Larnaka çevresine yerleştirildikleri belgelenmiştir.

6. Kıbrıs’ta Bektaşiliğin Kurumsallaşması

Fetih sonrası Bektaşi dervişleri, Yeniçerilerle birlikte adaya yerleşmiş ve çeşitli bölgelerde dergâhlar kurmuşlardır. Başbakanlık Osmanlı Arşivi ve Vakıflar Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre 16.–19. yüzyıllar arasında faaliyet gösteren belli başlı tekkeler şunlardır:

1. Zuhurât (Zuhûrî) Baba Dergâhı – Larnaka

2. Kırklar (Karadonlu Can Baba) Dergâhı – Lefkoşa

3. Kâtip (Kutup Odman) Osman Baba Dergâhı – Magosa

4. Bayraktar (Alemdar) Baba Dergâhı – Lefkoşa

5. Hasan Baba Dergâhı – Baf

1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla Bektaşilik geçici olarak yasaklanmış, bazı dergâhlar Halvetî ve Nakşî şeyhlerine devredilmiştir.

19. yüzyıl ortalarında yeniden açılan bu dergâhlar, Kıbrıs’ta Bektaşi kültürünün sürekliliğini sağlamıştır (Vakıflar Arşivi; Beratlı, 2008, s. 191).

7. 18. Yüzyıl Sonrası Sürgünler ve Asimilasyon Süreci

18. yüzyıl başlarında Nevşehir, Ürgüp, Kırşehir, Niğde ve Bor bölgelerinden ailelerin Kıbrıs’a gönderildiğine dair kayıtlar mevcuttur (Ünlü, 2013, s. 97).

Bu sürgünlerin ardından Hacı Bektaş çevresinde Alevi nüfus büyük ölçüde azalmış, bazı köyler tamamen Sünnileşmiştir (Ünlü, 2013, s. 101).

Kıbrıs’a yerleştirilen Alevi Türkmenler, adadaki Müslüman nüfusla zamanla kaynaşmakla birlikte, kendi inanç geleneklerini uzun süre korumuşlardır.

17. yüzyılda Kıbrıs’ı ziyaret eden Arşidük Salvator onları “hoşgörülü, çalışkan ve Türkmen geleneklerine bağlı insanlar” olarak tanımlar (Salvator, 1648, s. 77).

19. yüzyılda İngiliz gezgin Mrs. Stevenson ise “Bektaşilerin İslam’ın en hoşgörülü kolunu temsil ettiklerini” yazmıştır (Stevenson, 1801, s. 119).

8. Kültürel Hafıza: Finike–Turna–Kızılbaş Mahallesi

Sürgün edilen Aleviler, Finike–Girne hattını belleğe kazımış, bu hat “Turna–Gemi–Finike” üçlemesiyle sembolleştirilmiştir.

Bu kültürel motif, Anadolu Aleviliğinde hâlen “gurbetteki canla bağ” anlamında yaşar.

Kıbrıs’ın Lefkoşa kentindeki Kızılbaş Mahallesi (Bugün burada  Kızılbaş Parkı vardır) , bu tarihsel hafızanın mekânsal bir yansımasıdır.

Cumhuriyet döneminde Türkiye’nin tavsiyesiyle adı “Kızılay Mahallesi” olarak değiştirilmiş olsa da, yerel halk hâlen bu mahalleyi “Kızılbaş” olarak adlandırmaktadır.  Bu durum, tarihsel kimliğin toplumsal bellekteki direncini göstermektedir.

9. Sonuç

1570’lerden itibaren Anadolu’dan Kıbrıs’a sürülen Kızılbaş/Alevî topluluklar, Osmanlı’nın mezhep temelli nüfus mühendisliği politikasının belirgin bir örneğini oluşturur.

Bu sürgünler, yalnızca cezalandırma değil, aynı zamanda dini homojenlik ve siyasi kontrol aracı olarak uygulanmıştır.

Kıbrıs’ın ada coğrafyası, bu amaç için ideal bir izolasyon alanı sağlamış, böylece mezhepsel farklılık coğrafi uzaklık yoluyla nötralize edilmiştir.

Bugün Kıbrıs’ta varlığını sürdüren Bektaşi türbeleri, “Turna” sembolizmi ve “Kızılbaş Mahallesi” adlandırması, bu tarihsel sürecin kültürel hafızadaki izlerini taşımaya devam etmektedir.

Kaynakça 

• Beratlı, Niyazi Kızılyürek. (1999). Kıbrıs’ta Osmanlı İskân Politikası ve Türkmen Yerleşimi. Lefkoşa: Galeri Kültür Yayınları.

• Beratlı, Niyazi Kızılyürek. (2008). Kıbrıs’ta Türk Kültürü ve Bektaşilik İzleri. Lefkoşa: Galeri Kültür Yayınları.

• Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Mühimme Defterleri No. 664, 968, 982, 986.

• Ersal, Mehmet. (2017). Alevî-Bektaşî Kültüründe Turna Motifi ve Göç Hafızası. Ankara: Hacı Bektaş Veli Araştırma Enstitüsü Yayınları.

• Hatay, Mete. (2006). Bektaşilik ve Osmanlı İskân Politikaları Üzerine Notlar. Lefkoşa: Doğu Akdeniz Üniversitesi Yayınları.

• İnalcık, Halil. (1978). The Ottoman Empire: The Classical Age 1300–1600. London: Weidenfeld & Nicolson.

• Ocak, Ahmet Yaşar. (1998). Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler (15.–17. Yüzyıllar). İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

• Sohrweide, Hanna. (1965). “Der Sieg der Safawiden über die Kızılbaş in Anatolien.” Die Welt des Islams, 8(3), 165–193.

• Stevenson, Mrs. (1801). Travels into the Levant: Notes on Cyprus and the People of the Island. London: John Murray Press.

• Taşbaş, Erdal. (2019). “Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet Görevlilerinin Sürgün Edilmesi: 19. Yüzyıl Kıbrıs Örneği.” Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 15(2), 233–250.

• Ünlü, İsmail. (2013). Osmanlı’da Mezhep Politikaları ve Kızılbaş Takibatı (16. Yüzyıl). İstanbul: Dergâh Yayınları.

• Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi, Kıbrıs Bektaşi Tekkeleri Kayıtları.

• Salvator, Archduke. (1648). Memories from Cyprus and the Eastern Mediterranean. Vienna: Hofbibliothek.

.

.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir