Oslo 27 aralik 2025
Sefa M. Yürükel
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, yalnızca askeri ve siyasî başarıların toplamı olarak değerlendirilemeyecek kadar derin toplumsal dinamiklere dayanmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk’ün 1919–1923 arasındaki stratejik hamleleri, geniş halk kitlelerinin desteği, Anadolu’nun farklı inanç ve kültürel yapıda örgütlenmiş topluluklarının katkıları ve ulusal bilincin kuvvetlendirilmesi sayesinde anlam kazanmıştır. Bu bağlamda Atatürk’ün Ankara’ya gelmeden önce 22-25 Aralık’ta gerçekleştirdiği Hacı Bektaş ziyareti ile 27 Aralık 1919’da Dikmen Sırtları’nda yakılan Kızılca Gün Ateşi, Cumhuriyet fikrinin toplumsal meşruiyetinin inşasında önemli kilometre taşlarıdır. Bu iki olgu, dönemin siyasi atmosferinin çok ötesine geçen manevi ve toplumsal bir arka plana sahiptir ve milli iradenin oluşum sürecini açıklamada merkezi bir konumda yer alır.
Atatürk’ün Hacı Bektaş’a yaptığı ziyaretin arka planı, Anadolu’nun sosyal ve kültürel dokusunun doğru okunmasını gerektirir. Bektaşi geleneği, Osmanlı’nın kuruluşundan itibaren toplumsal tabanda güçlü etkiler bırakmış; özellikle Balkanlar, Mısır, Suriye, Irak, İç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Trakya, Akdeniz, Karadeniz ve Ege bölgelerinde geniş bir nüfuz alanı oluşturmuştur. Bu nedenle Atatürk’ün ulusal direnişi örgütlerken Bektaşi çevreleriyle temas kurması, askeri ve siyasi hedeflerin ötesinde sosyolojik bir gereklilik olarak da görülebilir. Ziyaretin Cemalettin Çelebi ile yapılan görüşmeyle taçlanması, ulusal mücadelenin yalnızca silahlı bir direniş değil, aynı zamanda geniş halk tabanını harekete geçiren bir toplumsal seferberlik olduğunun göstergesidir.
27 Aralık 1919’da Seymenler ve Bacılar, Ankara halkıyla birlikte gösterdiği yoğun destekle Atatürk ve arkadaşlarının Ankara’yı Millî Mücadele’nin merkezî karargâhı olarak seçmelerinin toplumsal zeminini açıkça ortaya koymuştur. Dikmen Sırtları’nda Seymenler ve Bacılar tarafından karşılanan Atatürk, yakılan Kızılca Gün Ateşi ile Türk töresi gereği baş seçilmiştir. Uzakta Kızılca Gün Ateşi’ni gören Atatürk, yanındakilere “Gördünüz mü, Seymenler ve Bacılar Türk töresini çok iyi biliyorlar.” demiştir. Ateşi görünce Seymenler ve Bacılar tarafından baş seçildiğini anlamıştır. Bilindiği gibi, kadim Türk töresinde lider seçmenin, birliğin ve irade beyanının sembolü olarak tarihsel bir anlamı vardır. Bu tören, yalnızca Atatürk’ün Ankara halkı tarafından lider olarak kabul edilişi değil, aynı zamanda halkın ulusal mücadelenin kaderini kendi iradesiyle şekillendirme kararlılığını da simgelemiştir.
Atatürk’ün Hacı Bektaş’a Gidişi ve Cemalettin Çelebi ile Görüşme
Mustafa Kemal Atatürk’ün Hacı Bektaş’a gerçekleştirdiği ziyaret, Milli Mücadele’nin örgütlenme aşamasında kritik bir adım olarak değerlendirilir. Bektaşiler bu ziyaret sırasında Atatürk’ü Mucur önlerinde karşılamıştır. Bu karşılama Bektaşi geleneğinde yapılan tek bir istisnadır, aynı zamanda ilk ve sondur. Çünkü padişah dahi olsa Bektaşi geleneğinde gelen kişi iç avluda karşılanır; dışarıda karşılanmaz. Bu da Bektaşilerin Atatürk’ü kendilerine çok yakın, kendilerinden ve Türk milletinin kurtarıcısı olarak görmelerindendir. 1919 sonlarında Anadolu’daki güç dengeleri henüz belirginleşmemişken, halkın desteğini almak ve ulusal mücadelenin meşruiyetini geniş kitlelere yaymak başarı için zorunlu unsurlardı.
Ziyaret, hem halkın desteğini pekiştirme hem de ulusal mücadelenin kültürel temellerini güçlendirme amacını taşımaktaydı. 22–25 Aralık 1919 tarihinde Atatürk’ün Cemalettin Çelebi ile yaptığı üç gün üç gece süren görüşme, yalnızca sembolik bir temas değildir; Anadolu’nun inançsal-sosyal örgütlülüğünün Millî Mücadele’ye entegre edilmesi açısından kritik bir rol oynamıştır. Çelebi’nin Atatürk’e verdiği destek, Bektaşi topluluklarını ulusal direnişin yanında konumlandırmış ve bu destek Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde moral ve meşruiyet etkisi yaratmıştır.
Atatürk’ün görüşmede Cumhuriyet fikrinin toplumsal temellerine ilişkin değerlendirmeler yaptığı ve bu fikri yalnızca bir yönetim değişikliği değil, aynı zamanda toplumsal dönüşüm projesi olarak ele aldığı bilinmektedir. Cemalettin Çelebi’nin bu dönüşüme destek vermesi, hem ulusal mücadelenin hem de Cumhuriyet’in siyasî ve toplumsal meşruiyetini artırıcı bir etki yaratmıştır.
27 Aralık Kızılca Gün Ateşi ve Seymenlerin ve Bacıların Toplumsal Rolü
27 Aralık 1919’da Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’ya gelişi sırasında yaşananlar, ulusal mücadelenin seyrini belirleyen toplumsal bir irade beyanı olarak tarihe geçmiştir. Dikmen Sırtları’nda Seymenler ve Bacılar tarafından yakılan Kızılca Gün Ateşi, Türk töresine göre bir liderin seçilmesi, halkın birlik içinde olduğunu ilan etmesi ve ortak iradenin görünür kılınması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu tören, yalnızca bir karşılama değil, Atatürk’ün ulusal mücadelenin lideri olarak halk tarafından meşrulaştırıldığı sembolik bir an olmuştur.
Seymenler ve Bacılar, Ankara ve Orta Anadolu kültüründe devletin, düzenin ve tören geleneğinin temsilcileri olarak bilinirler. Gelenek, eski Türk töresinden gelen “el ele, gövde gövdeye” dayanışmasının bir ifadesidir. Atatürk’ün Ankara’ya gelişinde Seymenler ve Bacıların topluca bir araya gelmesi ve Kızılca Gün Ateşi’ni yakmaları, ulusal mücadelenin toplumsal temelinin sağlam olduğunu göstermiş; Ankara’nın Millî Mücadele’nin merkezi olmasına halkın açık desteğini simgelemiştir.
Kızılca Gün Ateşi’nin yakılması, yalnızca geleneksel bir törenin icrası olarak değil, halkın Atatürk’ü kendi lideri olarak kabul ettiğini ilan eden toplumsal bir manifestodur. Tören sırasında Seymenler ve Bacıların Atatürk’e bağlılığını göstermeleri, Anadolu halkının liderlik beklentisini açıkça ortaya koymuş ve bu beklenti, Cumhuriyet’in ilanına giden süreçte belirleyici bir rol oynamıştır.
Sonuç
Atatürk’ün Hacı Bektaş ziyareti ve Cemalettin Çelebi ile görüşmesi, Cumhuriyet’in temellerinin yalnızca siyasi ve askerî değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir zemine dayandığını gösteren önemli tarihî olaylardır.
Dikmen Sırtları’nda yakılan Kızılca Gün Ateşi, Atatürk’ün liderliğinin halk tarafından kabul edilişinin en etkileyici sembollerinden biridir. Bu tören, Türk kültüründeki “baş seçme” geleneğinin modern bir yorumuyla ulusal iradenin bir tezahürü olarak ortaya çıkmış; Atatürk’ün devrimci vizyonu halkın isteği ve desteğiyle birleşmiştir.
