Kopenhag, 17 Kasım 2025
Türkiye’nin neredeyse her evinde, ecza kutularının bir köşesinde, kadınların el çantalarının cebinde, mutlaka bir “Gripin” bulunurdu. Küçücük bir kutu… Üzerinde ağrıyan başını tutan bir kadın resmi vardı. Ateşlendiğinde, başın ağrıdığında, boğazın yanarken annelerin “al yavrum bir Gripin iç” dediği o tanıdık sesin ilacıydı.
Ama bu küçük kutunun ardında, Cumhuriyet’in ilk kuşak girişimcilerinden birinin, Necip Akar’ın, sessiz ama çarpıcı bir hikâyesi vardı.
Nizip’ten İstanbul’a Uzanan Bir Hayat
Necip Akar, 1904 yılında Gaziantep’in Nizip ilçesinde doğdu. Ailesiyle birlikte küçük yaşta İstanbul’a göç etti. O yıllarda ülke, savaşlardan yeni çıkmış, yoksul ama umut doluydu. Necip, Kadıköy’de ilkokulu, Vefa Lisesi’ni bitirdikten sonra Eczacılık Okulu’na girdi. Küçük yaşta kimyaya meraklıydı; eczanelerde çalışarak krem, sabun ve macun karışımlarıyla denemeler yaptı. Genç yaşta kendi formüllerini üretmeye başladı.
Bir Mucidin İlk Denemeleri
Kardeşi Cemil Akar ile birlikte önce “Şampuan Cemil”, sonra “Necip Diş Macunu” adını verdikleri ürünleri geliştirdiler. İstanbul’un o yoğun, hareketli yıllarında bu ürünler hızla ilgi gördü.
Daha sonra “Radyolin” adlı diş macunuyla büyük başarı kazandılar.
Ama Necip’in aklında hep başka bir şey vardı:
Halkın kendi ülkesinde üretilmiş bir ilaca güvenmesi.
Gripin Doğuyor
1930’ların başında Türkiye’de grip salgınları sık görülüyordu. Soğuk kış günlerinde evlerde battaniyelere sarılıp ateşler içinde yatan insanlar, pahalı dış ilaçlara erişemiyordu.
Necip Akar, laboratuvarında yerli bir ateş düşürücü ve ağrı kesici ilaç geliştirdi. 1935 yılı civarında ilk Gripin tabletleri piyasaya çıktı.
Küçük, basit ama etkiliydi.
“Bir Gripin al, bir şeyin kalmaz” sözü halkın diline dolandı.
Evlerin Vazgeçilmezi
Gripin, öyle yayıldı ki…
Her evde mutlaka bir ecza çekmecesi vardı; içinde tentürdiyot, sargı bezi, pamuk ve bir ya da iki Gripin kutusu dururdu.
Soğuk algınlığı başlar başlamaz anneler o çekmeceyi açar,
“Bir Gripin al, yat biraz, terle geçer” derdi.
Gripin, yalnızca bir ilaç değil, evin düzeninin, şefkatin ve güven duygusunun bir parçası olmuştu. Hastalıkla mücadele değil, sanki evdeki huzurun bir parçasıydı.
Sırlarla Dolu Bir Son
Necip Akar’ın hayatı, başarılarının zirvesindeyken ani ve esrarengiz bir şekilde sona erdi.
18 Haziran 1957 günü, İstanbul Boğazı’nda bir tekne gezisine çıktı. Tekne bir daha geri dönmedi.
Günler sonra cesedi kıyıya vurdu. Resmî kayıtlar “deniz kazası” diyor; ama yakın çevresi, son dönemlerde çok yorgun ve gergin olduğunu anlatıyor.
Kaza mı, yoksa kaderin sessiz çağrısı mı? Kimse tam olarak bilmiyor.
Ama bu gizem, Necip Akar’ı ve onun öncülük ettiği yerli ilaç devrimini efsanevi kılıyor.
Gripin’in Ardında Kalan Miras
Necip Akar’dan sonra ailesi laboratuvarı sürdürdü, Gripin markası büyüdü, modernleşti, fabrikalaştı.
Bugün hâlâ eczanelerde, market raflarında o küçük sarı kutu, onun azminin ve vizyonunun bir hatırası olarak duruyor.
Bir dönemin çocukları, ateşlendiğinde annelerinin avuçlarına bıraktığı o minik tabletin tadını unutmaz.
Ve belki her yutulduğunda, farkında olmadan, bir mucidin anısına saygı duruşunda bulunulur.
Kaynak:Gripin İlaç A.Ş.’nin resmi web sitesi — “Kurucumuz Necip Akar” sayfası.
- Gripin İlaç A.Ş.’nin “Gripin’in Tarihçesi / Kilometre Taşlarımız” sayfası.
- Gripin İlaç A.Ş.’nin “Gripin’s History” (İng) sayfası.
- Webtekno makalesi: “Gripin İlacının Hikayesi” – tarihi ve Necip Akar’ın biyografisi üzerine.
- Akademik makale / dergi: “Girişimcilik ve Kalkınma” dergisinde Necip Akar’ın ilaç sanayiine katkıları.
- Rapor: “Yerli ve Milli Üretime Adanmış Ömürler: Gripin ve Necip Akar” başlıklı belge.
