Oslo 28 Kasım 2025
BLACK FRİDAY’IN TARİHSEL ÇIKIŞI, GELİŞİMİ VE GÜNÜMÜZDEKİ ANLAMI: TARİHSEL-SOSYOEKONOMİK BİR İNCELEME
Black Friday (Kara Cuma), günümüzde küresel ölçekte tüketici davranışını şekillendiren, ticaret hacmini dönüştüren ve kültürel algıları etkileyen en önemli ekonomik olgulardan biridir. Bu kavramın modern anlamı genellikle yılbaşı alışveriş sezonunun başlangıcı olarak görülse de, tarihsel kökenleri çok daha karmaşık bir toplumsal bağlama işaret eder. Kavram, yalnızca bir indirim ya da satış kampanyasından ibaret değildir; ekonomik sistemlerin, tüketim kültürünün ve medya söylemlerinin ortak ürünü olarak ortaya çıkmış; zamanla küreselleşme ve dijitalleşmenin etkisiyle genişlemiştir. Bu nedenle Black Friday’in gelişimini anlamak, yalnızca ekonomik bir fenomeni değil, modern toplumun kültürel ve sosyolojik dinamiklerini de kavramayı gerektirir.
Black Friday her yıl Amerika’daki Şükran Günü’nü (Thanksgiving) takip eden Cuma günü kutlanır.
Şükran Günü her yıl Kasım ayının dördüncü Perşembesi olduğundan, Black Friday de otomatik olarak dördüncü Perşembe’den sonraki Cuma gününe denk gelir.
Tarihsel olarak Black Friday’in ne zaman başladığına ilişkin farklı hipotezler bulunmaktadır. Bunlardan ilki, Amerika Birleşik Devletleri’nde 19. yüzyılın sonlarında yaşanan mali skandallara ve piyasa çöküşlerine dayanan ekonomik kökeni; ikincisi ise 20. yüzyılın ortalarındaki perakende sektörüne ilişkin gelişmeleri temel alır. Bu belirsizlik, kavramın tek bir olaydan değil, zaman içinde anlam değiştirerek günümüze ulaştığını gösterir. Bu süreç, dilsel dönüşümlerin nasıl ekonomik ve kültürel pratiklere yansıyabildiğini de gözler önüne serer.
Ayrıca Black Friday, yalnızca ABD ekonomisinin bir unsuru olmaktan çıkarak küresel ekonominin bir parçası hâline gelmiştir. İnternet perakendeciliği, sosyal medya kampanyaları ve küresel ticaret ağlarının genişlemesi sayesinde kavram, Türkiye dâhil birçok ülkede farklı uyarlamalarla benimsenmiştir. Bu durum, ticaretin küreselleşmesinin yalnızca teknik değil kültürel bir olgu olduğunu da hatırlatır. Dolayısıyla Black Friday, ekonomik tarih perspektifinden olduğu kadar kültürel antropoloji ve iletişim bilimi açısından da incelenmesi gereken bir fenomen hâline gelmiştir.
Black Friday’in bugünkü anlamı, sadece perakende indirimlerinden ibaret değildir. Tüketici psikolojisi, davranışsal ekonomi, marka stratejileri ve postmodern tüketim toplumunun dinamikleriyle ilişkili çok boyutlu bir yapıya sahiptir. Bu nedenle kara cuma olgusunun kökenlerini, dönüşümünü ve güncel etkilerini bütüncül bir yaklaşım ile incelemek, hem akademik hem de ekonomik açıdan önemli içgörüler sunmaktadır.
Kara Cuma’nın Tarihsel Kökeni
Black Friday’in erken dönem kökeni sıklıkla 1869’daki ABD altın piyasası krizine dayandırılır. Bu olayda finans spekülatörleri Jay Gould ve James Fisk’in piyasa manipülasyonu girişimleri, büyük bir ekonomik çöküşe yol açmış ve bu gün tarihsel kayıtlarca “kara” olarak nitelendirilmiştir. Bu çöküşün doğrudan modern Black Friday ile alakası olmasa da, “kara gün” kavramının ekonomik literatürdeki kullanımı bu dönemde yaygınlaşmıştır. Böylece ekonomik kriz bağlamındaki “kara” adlandırmaları, ileride farklı alanlara uyarlanabilecek bir dilsel zemin oluşturmuştur.
1950’lere gelindiğinde “Black Friday” ifadesi, bugün bildiğimiz tüketim anlamına daha yakın bir içerik kazanmaya başlamıştır. İlk olarak Philadelphia polis kayıtlarında yer alan kavram, Şükran Günü’nü takip eden cuma günü yaşanan yoğun trafik, kalabalık ve düzensizliği ifade etmek için kullanılmıştır. Özellikle şehir merkezindeki mağazalar önünde oluşan büyük insan akını, hem trafiği hem de güvenlik birimlerinin iş yükünü artırmış; bu durum kolluk kuvvetlerinin günü olumsuz bir çerçevede “kara” olarak tanımlamasına yol açmıştır. Bu bağlam, kavramın erken dönem sosyal kullanımını anlamak açısından önemlidir.
Bu ilk sosyal kullanım zamanla basına yansıyınca, kavram geniş kitleler tarafından duyulmaya başlamıştır. 1960’lara gelindiğinde perakendeciler, bu “kara” imajı tersine çevirmeye çalışarak kavrama olumlu bir içerik yüklemişlerdir. Muhasebe geleneğinde işletmelerin zarar anlamına gelen “kırmızı”dan (red) kâr anlamına gelen “siyah”a (black) geçiş metaforu kullanılarak, bu günün mağazaların bilançosunu “siyaha geçirdiği” savunulmuştur. Böylece Black Friday, olumsuz çağrışımdan sıyrılarak ticari başarıyla ilişkilendirilmiştir.
Bu dönüşüm, toplumsal dilin ekonomi tarafından nasıl dönüştürülebildiğini göstermesi açısından dikkat çekicidir. Çünkü bu noktadan sonra Black Friday, kriz veya kargaşa anlamı taşıyan bir kavram olmaktan çıkarak ekonomik canlılığı temsil etmeye başlamıştır. Böylece kavram hem ekonomi hem de dil bilimi açısından bir “yeniden çerçeveleme” örneği haline gelmiştir.
Tüketim Kültürü ve Kara Cuma’nın Yükselişi
1970’lerden başlayarak perakende sektöründeki genişleme ve alışveriş merkezlerinin yaygınlaşması, Black Friday’in büyümesi açısından kritik bir döneme işaret eder. ABD’de Şükran Günü’nün ardından gelen cuma gününün tatile dönüşmesi, tüketicilerin yoğun şekilde alışverişe yönelmesine neden olmuştur. Mağazalar bu fırsatı değerlendirerek büyük ölçekli indirim kampanyaları başlatmış; bu da Black Friday’in giderek daha fazla görünür olmasına katkı sağlamıştır. Zamanla “açılış kapısı indirimleri” (doorbuster deals) gibi agresif kampanyalar, tüketicilerin mağaza kuyruklarında sabahladığı fenomenleri ortaya çıkarmıştır.
Tüketim kültürünün büyümesinde televizyon reklamcılığı ve medya önemli rol oynamıştır. Özellikle 1980’lerde perakende devlerinin görsel medya aracılığıyla yürüttüğü geniş kampanyalar, Black Friday’i ulusal bir ritüele dönüştürmüştür. Bu süreçte tüketim eylemi, ekonomik bir davranışın ötesine geçerek toplumsal bir “etkinlik” niteliği kazanmıştır. Böylece alışveriş, modern toplum için bir eğlence, sosyal aktivite ve kültürel bir pratik hâline gelmiştir.
Davranışsal ekonomi açısından bakıldığında Black Friday, “sınırlı fırsat”, “kaçırma korkusu” (FOMO), “sosyal etki” ve “çapa etkisi” gibi psikolojik süreçlerin tetiklendiği bir ortam sunar. İnsanlar, kalabalıkların davranışını izleyerek satın alma kararını hızlandırır, indirim oranlarını göreli avantaj üzerinden değerlendirir ve çoğu zaman gerçek ekonomik ihtiyaçlardan bağımsız şekilde tüketim davranışları sergiler. Bu durum, Black Friday’in yalnızca ekonomik değil psikolojik bir fenomen olduğunu da gösterir.
Zamanla Black Friday, ABD’nin kültürel dokusuna gömülmekle kalmamış, diğer ülkelere de ihraç edilen bir ekonomik model hâline gelmiştir. Küresel perakende şirketlerinin yurtdışı operasyonları, e-ticaret devlerinin uluslararası faaliyetleri ve sosyal medyanın küresel etkisi sayesinde kavram, dünyanın pek çok ülkesinde farklı adlarla benimsenmiştir. Dolayısıyla Black Friday, küreselleşmenin ekonomi-kültür etkileşimini anlamak açısından önemli bir örnektir.
Dijitalleşme ve Küreselleşme Çağında Kara Cuma
21. yüzyılın başında e-ticaretin yükselişi, Black Friday’in yapısını kökten değiştirmiştir. Amazon, eBay ve diğer dijital perakende platformlarının yaygınlaşmasıyla birlikte, indirim kampanyaları fiziksel mağaza sınırlarını aşarak dijital ortama taşınmıştır. Bu durum, Black Friday’i daha erişilebilir hâle getirmiş; tüketicilerin kapı önlerinde kuyrukta beklemesi gerekliliğini ortadan kaldırmıştır. Böylece Black Friday’e katılım oranı artmış, fiziksel ve dijital perakende arasındaki rekabet yeni bir boyut kazanmıştır.
Dijitalleşme yalnızca erişilebilirliği değil kampanya türlerini de dönüştürmüştür. Algoritmik fiyatlandırma, kişisel öneri sistemleri, dinamik stok yönetimi gibi teknolojik araçlar, Black Friday kampanyalarının doğasını yeniden şekillendirmiştir. E-ticaret devleri, kullanıcı verilerini analiz ederek kişiye özel indirimler sunmakta; bu da tüketim davranışının daha bireyselleşmiş bir yapıya dönüşmesine yol açmaktadır. Bu süreçte veri güvenliği, mahremiyet ve tüketici manipülasyonu gibi tartışmalar da gündeme gelmiştir.
Küreselleşme süreci, Black Friday’in ABD sınırlarını aşarak dünya çapında benimsenmesini hızlandırmıştır. Türkiye, Kanada, İngiltere, Almanya gibi ülkeler, bu kampanyayı doğrudan “Black Friday” adıyla sürdürürken; bazı ülkeler kültürel uyarlamalar yapmıştır. Örneğin Türkiye’de “Efsane Cuma”, “Muhteşem Cuma”, “Süper Cuma” gibi alternatif isimler tercih edilmiştir. Bu durum, küresel bir fenomenin yerel kültürlere nasıl entegre edildiğini gösteren önemli bir örnektir.
Dijitalleşmenin etkisiyle Black Friday artık tek bir günle sınırlı değildir. “Black Week” (Kara Hafta), “Black November” (Kara Kasım) gibi genişletilmiş kampanya dönemleri yaygınlaşmış; bu durum hem tüketicilerin indirim takvimine uyumunu hem de perakendecilerin stratejilerini değiştirmiştir. Böylece Black Friday, modern ekonomik takvimin en uzun soluklu ve etkisi yüksek kampanya dönemlerinden biri hâline gelmiştir.
Toplumsal ve Ekonomik Etkiler
Black Friday’in ekonomik etkileri oldukça büyüktür. ABD’de yıllık tüketici harcamalarının önemli bir kısmı bu dönemde gerçekleşmekte, perakende sektörü yıl sonu bilançosunda büyük avantajlar elde etmektedir. Benzer şekilde dijital perakende platformları da trafiğin ve satış hacminin bu dönemde ciddi şekilde arttığını rapor etmektedir. Bu durum, perakende sektörünün planlama süreçlerinde Black Friday’in stratejik bir unsur olarak yer aldığını göstermektedir.
Toplumsal açıdan ise Black Friday hem olumlu hem olumsuz etkiler yaratmaktadır. Bir yandan ekonomik canlılık, istihdam artışı ve tüketiciler için erişilebilir fiyatlar gibi avantajlar sunarken; diğer yandan aşırı tüketim, çevresel yük ve tüketici borçlanmasının artması gibi olumsuz sonuçlara yol açmaktadır. Özellikle tek kullanımlık ürünlerin ve düşük kaliteli malların dolaşıma girmesi, çevresel sürdürülebilirlik açısından sorgulanan bir durumdur.
Sosyolojik açıdan bakıldığında Black Friday, modern tüketim toplumunun ritüelleşmiş bir davranış biçimini temsil eder. Bazı araştırmacılar bu durumu “tüketim festivali”, “kapitalist ritüel”, “toplumsal gösteri” gibi kavramlarla açıklar. Toplulukların birlikte alışveriş yapma davranışı, ekonomik bir eylemi kültürel bir etkinliğe dönüştürmüş; bu da Black Friday’i yalnızca bireysel bir satın alma süreci olmaktan çıkarmıştır.
Eleştirel ekonomi ve kültürel çalışmalar perspektifinde ise Black Friday, kapitalizmin tüketimi teşvik eden mekanizmalarının bir dışa vurumu olarak değerlendirilir. Reklamcılık ve pazarlama stratejileri, tüketicinin ihtiyaçtan çok arzu odaklı davranmasını teşvik eder. Bu nedenle Black Friday, modern ekonomi tartışmalarının merkezinde yer alan tüketim-sürdürülebilirlik ikileminin önemli bir kesişim noktasını oluşturur.
Sonuç
Black Friday’in tarihsel gelişimi, bir kavramın toplumsal, ekonomik ve kültürel bağlamlarda nasıl dönüşebileceğini gösteren çarpıcı bir örnektir. 19. yüzyıldaki ekonomik kriz bağlamından 20. yüzyıl ortası perakende uygulamalarına, oradan da 21. yüzyıl dijitalleşme süreçlerine uzanan bu dönüşüm, kavramın yapısal bir esneklik taşıdığını ortaya koyar. Bugün Black Friday, hem ekonomik hem kültürel açıdan küresel bir olgu haline gelmiştir.
Kavramın günümüzdeki anlamı, yalnızca indirim ya da alışveriş fırsatı olmaktan çok daha fazlasıdır. Psikolojik etkileşimler, duygu yönetimi, sosyal medya kampanyaları ve dijital pazarlama algoritmaları, Black Friday’i modern tüketim toplumu için önemli bir pratik hâline getirmektedir. Bu süreç, insan davranışının ekonomik mekanizmalar tarafından nasıl şekillendirilebildiğine dair önemli ipuçları sunmaktadır.
Bununla birlikte Black Friday’in eleştirilen yönleri de göz ardı edilmemelidir. Aşırı tüketim eğilimleri, çevresel etkiler ve ekonomik eşitsizliklerin görünür hâle gelmesi gibi konular, bu olgunun sürdürülebilirlik açısından yeniden değerlendirilmesini gerektirmektedir. Gelecekte Black Friday’in nasıl evrileceği, büyük ölçüde toplumların tüketim alışkanlıklarındaki değişimlere ve çevresel farkındalık düzeyine bağlı olacaktır.
Sonuç olarak Black Friday, modern kapitalist sistemin hem bir ürünü hem de bir yansımasıdır. Küreselleşme, dijitalleşme ve kültürel dönüşümler bu olgunun gelecekte de önemini koruyacağını göstermektedir. Ancak bu fenomenin sağlıklı bir şekilde anlaşılması için ekonomik verilerin yanı sıra sosyolojik, psikolojik ve kültürel boyutların da birlikte ele alınması gerekmektedir.
