CHP, NATO ve İran Söylemi: Türkiye Dış Politikasında Batı Bağımlılığı

Oslo, 19 Ekim 2025

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) NATO Parlamenter Asamblesi’ne sunduğu “İran’ın Bölgesel ve Avrupa-Atlantik Güvenliğine Tehdidi” başlıklı rapor, Türkiye’de muhalefet ve iktidar partilerinin dış politika söylemlerindeki benzerlikleri açığa çıkarmaktadır. CHP’nin İran’a yönelik “tehdit” merkezli söylemi, ABD ve NATO çizgisine uyumlu bir yaklaşım sergilemekte; bu durum, iktidarla aynı stratejik zeminde buluştuğunu göstermektedir. Böyle bir yönelim, Türkiye’nin “bağımsız dış politika” iddiasını zayıflatmakta ve Atatürkçü bir alternatifin yeniden inşasını zorunlu hale getirmektedir.

Türkiye’nin dış politikası uzun süredir Batı merkezli ittifakların belirlediği parametreler içinde şekillenmektedir. Hem iktidar hem de muhalefet partilerinin tutumları, bu bağımlı yönelimi açık biçimde yansıtmaktadır. CHP’nin 2024 yılında NATO Parlamenter Asamblesi’ne sunduğu İran raporu, bu çizginin somut bir göstergesi olarak öne çıkmıştır (Cumhuriyet, 2024). Rapor, İran’ı bölgesel istikrarsızlığın ana kaynağı olarak tanımlamış ve Türkiye’nin NATO bünyesinde daha aktif rol almasını önermiştir.

Bu tutum, Türkiye’deki muhalefet partilerinin dahi dış politika üretiminde Batı merkezli stratejilerden kopamadığını ortaya koymaktadır. Halkın bu durumun farkına varması ve kendi ulusal çıkarlarını önceleyen yeni bir bilinç oluşturması büyük önem taşımaktadır. Gerçek bir dönüşüm, ancak Atatürkçü ilkelerin yeniden dış politika ekseni haline gelmesiyle mümkün olabilir.

CHP’nin İran Düşmanlığı Söylemi ve NATO Raporu

CHP’li Utku Çakırözer’in NATO Parlamenter Asamblesi’ne sunduğu raporda, İran “bölgesel tehdit” olarak nitelendirilmiş; NATO’nun İran’a karşı ortak güvenlik politikaları oluşturması önerilmiştir (Cumhuriyet, 2024). Rapor ayrıca Körfez ülkelerinin NATO’yla daha yakın işbirliği içine alınmasını da gündeme getirmiştir (Sol Haber, 2024).

Bu yaklaşım, Batı güvenlik literatüründeki klasik İran karşıtlığını yeniden üretmektedir. İran uzun süredir Batı için “revizyonist aktör” olarak tanımlanmış; bu söylem, Ortadoğu’daki askeri ve ekonomik müdahaleleri meşrulaştırmanın aracı haline getirilmiştir (Aydınlık, 2024). CHP’nin bu dili benimsemesi, Türkiye’nin bağımsız dış politika iddiasıyla açıkça çelişmektedir.

Parti içinde bu raporun “bireysel çalışma” olduğu yönündeki açıklamalar (Cumhuriyet, 2024), meselenin politik sorumluluğunu hafifletmeye yönelik olsa da, söylemsel uyumun boyutlarını gizleyememektedir. NATO merkezli bu dil, Türkiye’nin bölgesel diplomasi kapasitesini zayıflatmakta ve Batı’nın çıkarlarına göre konumlanmış bir siyaset anlayışını güçlendirmektedir.

Bu bağlamda, CHP’nin İran karşıtı söylemi, Türkiye’nin bağımsız politika arayışını değil, Batı eksenli güvenlik perspektifini yeniden üretmektedir.

Dış Destek Bağımlılığı ve Siyasal Meşruiyet Sorunu

Türkiye siyasetinde uzun yıllardır dış destek, iktidara gelme veya iktidarda kalma mücadelesinin önemli bir unsuru haline gelmiştir. Hem iktidar hem de muhalefet partileri, ABD, İngiltere ve İsrail gibi aktörlerle ilişkilerini siyasal meşruiyetin parçası olarak görmektedir. Bu durum, literatürde “dış politika bağımlılığı sendromu” olarak adlandırılmaktadır (Köse, 2019).

CHP’nin NATO aracılığıyla Batı’ya yakınlaşma çabası, alternatif bir dış politika üretme girişimi değil; iktidar partisiyle aynı kaynaklardan beslenen bir stratejik refleksin göstergesidir. Bu eğilim, Türkiye’nin ulusal çıkarları yerine dış aktörlerin önceliklerini içselleştirme riskini beraberinde getirmektedir (Sol Haber, 2024).

Siyasi bağımlılık sadece diplomatik alanda değil, zihinsel düzeyde de kendini göstermektedir. Batı’ya yönelik güvenlik ve modernleşme bağımlılığı, ulusal politikayı edilgen bir pozisyona itmektedir. CHP’nin Körfez ülkelerinin NATO’ya dahil edilmesini öneren yaklaşımı, Türkiye’nin arabulucu ve dengeleyici rolünü ortadan kaldırmakta, Batı’nın Ortadoğu vizyonuna eklemlenmesini sağlamaktadır (Aydınlık, 2024).

Bu çerçevede, CHP’nin Batı merkezli dış politika yönelimi, ulusal bağımsızlık çizgisiyle bağdaşmamakta ve iktidarla aynı stratejik zihniyeti paylaşmasına yol açmaktadır.

İktidar ve CHP’nin Dış Politika Paralelliği

Türkiye’nin dış politikasında son yıllarda görülen en belirgin özellik, iktidar ve muhalefet arasındaki farklılıkların söylemsel düzeyde kalmasıdır. İktidar partisi NATO üyeliğini “stratejik zorunluluk” olarak savunurken, CHP benzer biçimde Türkiye’nin NATO içinde daha aktif rol üstlenmesini teşvik etmektedir.

Farklı ideolojik kimliklere sahip iki partinin dış politikada aynı merkezden beslenmesi, Türkiye’de siyaset alanının dış belirleyicilerle kuşatıldığını göstermektedir. Bu durum, demokratik farklılaşma yerine dış politikanın teknokratik bir alan olarak kurgulanmasına yol açmaktadır (WSWS, 2025).

Bu tablo, Türkiye’nin dış ilişkilerinde yapısal bir bağımlılığa işaret etmektedir. Partiler arası rekabet, dış politika paradigması düzeyinde değil, iç siyaset söylemi içinde yaşanmaktadır. Gerçekte ise hem iktidar hem de muhalefet aynı dış merkezlerin onayına ihtiyaç duyan politik aktörler haline gelmiştir.

Genel olarak değerlendirildiğinde, CHP’nin NATO ve ABD merkezli söylemleri, Türkiye’nin stratejik özerkliğini zedeleyen bir dış politika anlayışının devamıdır.

Halkın Stratejik Farkındalığı ve Atatürkçü Alternatifin Gerekliliği

Toplumun dış politikaya dair farkındalık eksikliği, Batı merkezli stratejilerin sorgulanmadan kabul edilmesine yol açmaktadır. Oysa bağımsız devlet aklının inşası, halkın dış politika bilincinin yükseltilmesiyle mümkündür.

Atatürkçü dış politika ilkeleri, tam bağımsızlık, çok yönlü diplomasi ve bölgesel barış temellerine dayanır. Bu anlayış, Türkiye’nin dış ilişkilerinde hiçbir merkeze bağımlı olmadan kendi çıkarlarını savunmasını öngörür (Atatürk, 1927). Türkiye’nin Batı eksenine endeksli politikalardan uzaklaşıp Asya, Afrika ve bölge ülkeleriyle eşit temelde ilişkiler kurması, bu ilkenin doğal uzantısıdır.

Ayrıca, ulusal savunma sanayinin geliştirilmesi, dış politika kararlarının şeffaflaştırılması ve partilerin dış etkilerden arındırılması, bağımsızlıkçı bir devlet politikasının temel dayanaklarını oluşturur.

Bu noktada, Atatürkçü bir dış politika anlayışının yeniden kurumsallaşması, hem iktidarın hem de muhalefetin dışa bağımlı çizgilerinden kopuşu sağlayacak yegâne çıkış yoludur.

Sonuç

CHP’nin NATO bünyesinde sunduğu İran karşıtı rapor, Türkiye’de dış politikanın yapısal bağımlılığının açık bir göstergesidir. İktidar ve muhalefet arasındaki farklılıklar, dış politika paradigması düzeyinde ortadan kalkmıştır. Bu durum, Türkiye’nin egemenlik iddiasını zayıflatmakta ve dış aktörlerin iç siyasete etkisini derinleştirmektedir.

Atatürkçü ilkeler; tam bağımsızlık, barışçıl diplomasi ve ulusal egemenlik bu bağımlılığı kırmanın temel zeminidir. Türkiye’nin gerçek anlamda bağımsız bir dış politika yürütebilmesi, hem iktidar hem de muhalefet partilerinin dış merkezli yaklaşımlardan uzaklaşmasıyla mümkün olacaktır.

Son tahlilde, CHP’nin NATO raporu yalnızca bir diplomatik metin değil; Türkiye siyasetinde dışa bağımlılığın geldiği noktanın sembolüdür. Bu gerçeği görmek ve cesaretle yüzleşmek, ulusal vizyonun yeniden inşası için zorunludur.

Kaynakça

• Aydınlık. (2024). CHP’den İran düşmanlığı raporu: NATO için kaleme aldılar.

• Cumhuriyet. (2024). CHP’li Utku Çakırözer’den NATO raporu: İran tehdidi ve alınabilecek önlemler.

• Sol Haber. (2024). CHP NATO’ya İran raporu sundu: Körfez ülkelerini de NATO’ya alalım önerisi.

• WSWS. (2025). CHP ve NATO tartışması üzerine analiz.

• Köse, M. (2019). Türkiye’nin dış politika bağımlılığı sendromu. Ankara Üniversitesi Yayınları.

• Atatürk, M. K. (1927). Nutuk. Ankara: Türk Devrim Tarihi Enstitüsü Yayınları.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir