Danimarka’da Türkler En Büyük Göçmen Grubu: Yeni Kuşak İki Kültür Arasında

Kopenhag, 3 Ocak 2026

Tülay Cetinkaya Saracoglu

Yaklaşık 80 bin kişilik nüfusuyla Danimarka’daki en kalabalık göçmen kökenli topluluk olan Türkler, artık üçüncü ve dördüncü kuşağa ulaştı. Gençler eğitimde ilerlese de kimlik arayışı ve ayrımcılıkla mücadele ediyor.

2025 yılı itibarıyla 5,97 milyonluk nüfusa sahip olan Danimarka’da göçmen kökenli bireyler, toplam nüfusun yaklaşık %15’ini oluşturuyor. Bu gruplar arasında Türkler, tarihsel derinliği, sayısal büyüklüğü ve kültürel etkisiyle öne çıkıyor.

70 ila 80 bin arasında olduğu tahmin edilen Türk kökenli nüfus, Danimarka’daki en büyük etnik göçmen grubu konumunda. Yaklaşık yarısı Danimarka vatandaşlığına geçmiş olan bu topluluk, ülkenin dört bir yanına yayılmış durumda. Özellikle Kopenhag, Aarhus, Odense ve Aalborg gibi büyük şehirlerde yoğunlukla yaşıyorlar.

İlk Nesilden Üçüncü Kuşağa

Danimarka’daki Türklerin hikâyesi 1960’lı yıllarda “misafir işçi” (gæstearbejder) olarak ülkeye gelen ilk nesille başladı. Zamanla aile birleşimiyle büyüyen topluluk, bugün artık üçüncü ve dördüncü kuşaklara ulaştı.

Yeni kuşak Türk gençleri, hem Danimarka’nın sunduğu fırsatlara adapte oluyor hem de kökenlerinden kopmamaya çalışıyor. Ancak bu ikili yapı, zaman zaman içsel çatışmalara ve sistemsel sorunlara da yol açıyor.

Gençler Eğitimde ve İş Hayatında Daha Etkin

Son yıllarda Türk gençlerinin üniversiteye giriş oranlarında artış gözlemleniyor. Artık birçok genç, sağlık, mühendislik, işletme, sosyal hizmetler gibi alanlarda yüksek öğrenim görüyor. Kimi kendi işini kurarken, kimisi kamu sektöründe ya da özel şirketlerde çalışıyor.

Fakat her şey olumlu ilerlemiyor. İş başvurularında ayrımcılık, staj bulma zorlukları ve isim veya etnik köken nedeniyle oluşan önyargılar, Türk gençlerinin yaşadığı temel sorunlardan bazıları.

Kimlik, Aidiyet ve Kültürel Gerilimler

Birçok genç, hem Türk hem Danimarkalı kimliğini aynı anda taşıyor. Ancak bu durum çoğu zaman bir ikilik hissine yol açıyor:

Evde geleneksel Türk kültürü, okulda ve sokakta Danimarka’nın bireyci kültürüyle karşı karşıya kalıyorlar.

Özellikle genç kadınlar, özgürlük arayışı ile aile içi beklentiler arasında sıkışmış hissedebiliyor. Erkek gençler de toplumsal baskılarla, başarı beklentileriyle veya dışlanmışlıkla mücadele ediyor.

Sonuç

Dünyanın en mutlu ülkesi olarak bilinen Danimarka, refah seviyesi ve sosyal haklarıyla göçmenlere pek çok olanak sunuyor. Ancak bu olanaklara erişim, özellikle Türk gençleri için her zaman eşit ve sorunsuz olmuyor. Eğitimde, iş dünyasında ve sosyal hayatta yükselmek isteyen gençler, bir yandan fırsatlara tutunmaya çalışırken diğer yandan kimlik bunalımı, kültürel çatışmalar ve ayrımcılıkla mücadele ediyor.

Tüm bu zorluklara rağmen, Türk toplumu kendi içinde dayanışma ağları oluşturarak ilerlemeye devam ediyor. Son yıllarda TEID (Danimarka’daki Türk Expatlar Derneği)
sivil toplum kuruluşları altında bir araya gelen yeni kuşak, hem topluluk içi desteği güçlendiriyor hem de topluma entegre olma süreçlerinde birbirine omuz veriyor.

İki kültür arasında köprü kuran bu genç nesil, karşılaştığı tüm engellere rağmen Danimarka’nın geleceğinde söz sahibi olmaya hazırlanıyor. Onların deneyimleri, sadece bireysel başarı hikâyeleri değil, aynı zamanda çok kültürlü toplumların birlikte yaşama pratiğine dair değerli birer gösterge niteliğinde.

Nüfus Var, Temsil Yok: Türk Gençleri Neden Parlamento´da Değil?

Ancak tüm bu başarı ve uyum hikâyelerinin yanında, göze çarpan ciddi bir eksiklik var: siyasal temsil.

Bugün Danimarka Parlamentosu’nda Türk kökenli bir isim olarak yalnızca Yıldız Akdoğan bulunuyor — o da parti listesinden yedek aday olarak meclise girebildi. Bu durum, sayıca en büyük göçmen grubun parlamentoda neredeyse hiç yer bulamaması anlamına geliyor.

Oysa 80 bin kişilik bir topluluk, Danimarka nüfusunun yaklaşık yüzde 1,3’üne karşılık geliyor. Bu oran, demokratik temsilde en az birkaç milletvekiliyle ses bulabilecek bir güç potansiyelini barındırıyor. Fakat bu potansiyel, siyasete katılımın düşük olması, parti listelerinde alt sıralarda kalınması ve genç kuşakların parlamentoya ilgisizliği nedeniyle gerçeğe dönüşemiyor.

Gençlerin Siyasete Mesafesi

Üçüncü ve dördüncü kuşak Türk gençleri eğitimde ve mesleki başarıda yükseliyor, ancak siyasete yönelmiyor. Bunun temel nedenleri şöyle özetlenebilir:

  • Sistemsel engeller: Siyasi partiler, göçmen kökenli adaylara genellikle listelerin alt sıralarında yer veriyor.
  • Çifte kimlik baskısı: Gençler, “ne tam Türk ne tam Danimarkalı” olma hissiyle kimlik çatışması yaşıyor ve siyasette kendini konumlandıramıyor.
  • Güven eksikliği: Parlamento ve partilere güven az; birçok genç toplumsal etkiyi sivil toplum ya da sosyal medya üzerinden yaratmayı tercih ediyor.
  • Vatandaşlık sorunu: Danimarka vatandaşı olmayan gençlerin seçme ve seçilme hakkı bulunmuyor; bu da doğal olarak temsil oranını düşürüyor.

Siyasi Temsilin Eksikliği, Sesin Eksikliği Demek

Danimarka Türk toplumu, bugün iş hayatında, eğitimde ve kültürel alanda güçlü bir şekilde var. Ancak meclis koridorlarında bu varlık neredeyse hiç hissedilmiyor. Oysa siyaset, yalnızca yasa yapmak değil, bir topluluğun sesini duyurmanın en etkili aracıdır.

Türk kökenli gençlerin bu sürece katılmaması, sadece kendi topluluklarının değil, Danimarka demokrasisinin de eksik kalması anlamına geliyor.

Demokratik temsilde adalet, yalnızca oy oranlarıyla değil, farklı kimliklerin eşit katılımıyla sağlanabilir. Türk gençlerinin yerel meclislerden başlayarak aktif siyasete yönelmesi, hem kendi toplumlarının geleceğini şekillendirecek hem de Danimarka’nın çok kültürlü yapısına gerçek bir derinlik kazandıracaktır.

Yeni Dönemin Sorusu: “Biz Neredeyiz?”

Bugün Danimarka’da Türk gençleri artık sadece göçmen çocukları değil; ülkenin üretiminde, eğitiminde ve kültüründe yer alan yurttaşlar.

Ancak bu görünürlük, henüz politik düzeye taşınmış değil.

Şimdi asıl soru şu:

“80 bin kişilik bir topluluk, neden ülkenin karar alma mekanizmalarında kendi temsilcilerini göremiyor?”

Bu sorunun yanıtı, gelecekte Danimarka demokrasisinin ne kadar kapsayıcı olacağını da gösterecek. Çünkü gerçek eşitlik, yalnızca refahla değil, temsil hakkıyla başlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir