Oslo, 2 Ocak 2026
Sefa M. Yürükel
Anayasal Erozyon: Mehmet Uçum’un Kavramsal İcadına Karşı Bir Eleştiri
Demokrasi Hukuku Diye Bir Kavram Yoktur
Cumhurbaşkanlığı hukuk danışmanının kamuoyunda “demokrasi hukuku” gibi bir kavramı kullanabilmesi, Türkiye’de hukukun ne kadar siyasallaştırıldığını gösteriyor. Açık konuşmak gerekir: “Demokrasi hukuku” diye bir hukuk dalı yoktur. Bu kavram, akademik ve hukuki bir dayanağı olmayan bir icattır (Gözler, 2019; Özbudun, 2020).
Hukuk, keyfi kavram üretme alanı değildir. Bir hukuk dalının tanımı, kapsamı, öğretisi ve yerleşik içtihadı olmalıdır. “Demokrasi hukuku”nun bunların hiçbiri yoktur. Ne üniversitelerde öğretilir, ne temel kaynaklarda yer alır, ne de karşılığı olan bir akademik literatüre sahiptir. Bu nedenle, bu ifade hukuki değil, retoriktir (Tanör, 2015).
Demokrasi bir yönetim biçimi, hukuk ise onu sınırlayan normatif çerçevedir. Hukuk devleti, demokratik meşruiyete sahip iktidarın bile hukuka bağlı olmasını garanti eder. Modern anayasalarda “demokratik hukuk devleti” kavramı kullanılır; demokrasi hukukun içinde ve altında yer alır, yerine geçmez (Özbudun, 2020; Sartori, 2018).
“Demokrasi hukuku” ifadesi, hukukun değil, çoğunluğun iradesinin üstünlüğünü vurgulayan bir dil üretir. Temel haklar, yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı, çoğunluk oylamasıyla askıya alınabilir gibi sunulduğunda, bu demokrasi değil, çoğunluğun tahakkümü anlamına gelir (Dahl, 1998).
Bu kavramın hukuk danışmanı tarafından kullanılması tesadüf değildir. Tanımı olmayan kavram, itiraz edilemez hâle gelir ve anayasal sınırların esnetilmesine hizmet eder. Sorun bir kelime meselesi değil, hukukun bilimsel dilinin siyasal retorikle yer değiştirmesidir. Hukuk, iktidara sınır çizer; kavram icadıyla iktidarı meşrulaştırmak hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmaz (Uçum, 2022).
Demokrasi Hukuk Değil, Hukukun Konusu
Demokrasi, siyasal iktidarın oluşum biçimini belirler; hukuk ise iktidarın sınırlarını ve kullanımını düzenler. Türkiye’deki “demokrasi hukuku” söylemi, bu temel ayrımı bulanıklaştırmaktadır. Söylem, hukukun kurallarını çoğunluğun iradesine tabi kılmakta, demokratik meşruiyeti hukukun kaynağıymış gibi sunmaktadır (Gözler, 2019).
Modern anayasalarda demokrasi, hukuku belirleyen değil, hukukun koruduğu bir ilke olarak yer alır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesi de devletin demokratik hukuk devleti olduğunu vurgular (Özbudun, 2020). Uçum’un yaklaşımında demokrasi, anayasanın sınırlarını aşan bir üst norm gibi sunulmaktadır (Uçum, 2022).
Bu kavramsal kayma, hukukun güvence mekanizmalarını zayıflatır. Temel haklar ve özgürlükler, demokratik meşruiyet gerekçesiyle tartışmalı hâle getirildiğinde, hukukun normatif üstünlüğü fiilen devre dışı kalır. Bu durum yalnızca teorik değil, pratikte anayasal devletin işleyişinin istikrarsızlaşması anlamına gelir (Tanör, 2015; Dahl, 1998).
Söylem, hukukun denetlenebilirliğini ortadan kaldırır. Eğer demokrasi hukukun sınırlarını aşabiliyorsa, yargının bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı işlevsizleşir. Böyle bir ortamda anayasa ihlalleri olağan bir politika tercihi gibi meşrulaştırılabilir (Sartori, 2018).
“Demokrasi hukuku” söylemi yalnızca teorik bir kavram sapması değildir; anayasanın normatif üstünlüğüne doğrudan meydan okuyan bir yaklaşımdır. Hukuk, bilimsel dili yerine siyasal retorikle hareket eden söylemlerle yönetilemez (Uçum, 2022).
Kurucu İktidar – Tali İktidar Ayrımı
Anayasa hukukunda temel ayrımlardan biri, kurucu iktidar ile tali iktidar arasındaki farktır. Kurucu iktidar, anayasa yapma yetkisine sahip istisnai bir güçtür; tali iktidar ise yasama, yürütme ve yargı organlarını kapsar ve anayasanın sınırları içinde hareket etmekle yükümlüdür (Kelsen, 2006).
Türkiye’de yürütme ve danışmanları tali iktidar konumundadır. Uçum’un yaklaşımı ise tali iktidarı kurucu iktidar gibi davranmaya teşvik eder. Demokratik meşruiyet, anayasanın sınırlarını aşmak için gerekçe olarak sunulmaktadır (Uçum, 2022).
Bu kavramsal bulanıklık, anayasanın üstünlüğünü zayıflatır. Kurucu iktidar yetkileri sınırlıyken, tali iktidarın kendisini kurucu yetkilerle donatması, anayasanın normatif gücünü aşındırır (Gözler, 2019).
Söylem, çoğunluk iradesinin anayasanın önüne geçirilmesine de hizmet eder. Tali iktidar, kurucu yetkisi olmayan bir konumda olmasına rağmen “demokrasi hukuku” söylemiyle anayasal sınırları aşabilir gibi gösterilir (Tanör, 2015).
Kurucu-tali iktidar ayrımı bulanıklaştırılmıştır. Bu durum, anayasal erozyonun teorik altyapısını oluşturur (Özbudun, 2020).
Anayasanın Üstünlüğü ve Bağlayıcılığı
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, devlet organlarını bağlayan temel normları içerir. 11. madde, anayasanın üstünlüğünü ve bağlayıcılığını düzenler (Özbudun, 2020).
“Demokrasi hukuku” söylemi bu üstünlüğü tartışmalı hâle getirir. Eğer demokrasi, anayasanın sınırlarını aşabiliyorsa, anayasanın normatif üstünlüğü fiilen yok sayılır (Gözler, 2019).
Tali iktidarın yetkileri anayasanın çerçevesiyle belirlenmiştir. “Demokrasi hukuku” söylemi, bu çerçeveyi bulanıklaştırır ve tali iktidarın anayasa dışı yetkiler kullanabileceği yanılsamasını yaratır (Tanör, 2015).
Söylem, hukukun denetlenebilirliğini zayıflatır. Anayasanın bağlayıcılığı tartışmaya açıldığında yargı bağımsızlığı ve denetim mekanizmaları etkisizleşir (Sartori, 2018).
Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı, “demokrasi hukuku” gibi kavramlarla tartışmalı hâle getirilemez. Hukuk devleti, kavram icadıyla değil, normların uygulanmasıyla yaşar (Ackerman, 2000).
Türkiye Örneği
Türkiye’de yürütme organına yakın hukukçular “demokrasi hukuku” söylemini ısrarla kullanmaktadır. Bu, anayasanın geri plana itildiği ve kuvvetler ayrılığının zayıflatıldığı bir dönemde ortaya çıkmıştır (Uçum, 2022).
Söylem, demokratik meşruiyet gerekçesiyle anayasal sınırların esnetilebileceğini ima eder. Bu durum, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığını tehdit eder (Özbudun, 2020).
Tali iktidarın kendisini sürekli kurucu iktidar gibi konumlandırması, anayasal erozyonun teorik zeminini oluşturur (Gözler, 2019).
“Demokrasi hukuku” söylemi, çoğunluk iradesini anayasanın önüne geçirir ve temel hakların keyfi şekilde sınırlanmasına zemin hazırlar (Tanör, 2015).
Türkiye örneği, kavramsal sapmanın pratikte anayasal devletin aşındırılmasına yol açtığını göstermektedir (Uçum, 2022).
ABD ve Avrupa Örnekleri
ABD anayasal sistemi, “demokrasi hukuku” gibi kavramlara ihtiyaç duymaz. 1787 Anayasası çerçevesinde demokrasi tanımlanmış ve sınırlandırılmıştır. Marbury v. Madison kararı, anayasanın üstünlüğünü ve yargısal denetimi teyit eder (Hamilton, Madison & Jay, 1787).
Avrupa’da ise “militan demokrasi” anlayışı, demokratik sistemi kendini yok etme riski karşısında korur. Almanya’da Federal Anayasa Mahkemesi kararları, demokrasinin üstün bir güç olmadığını ortaya koyar (Kommers & Miller, 2012).
Her iki sistem de demokrasi ile hukukun ayrı işlevlerde olduğunu ve hukukun sınırlarının ihlal edilemeyeceğini gösterir (Sartori, 2018).
Türkiye’deki söylem, bu karşılaştırmayla açıkça tezat oluşturur. Tali iktidar, anayasanın sınırlarını aşmak için “demokrasi hukuku” kavramını kullanmaktadır (Uçum, 2022).
Bu örnekler, Türkiye’deki kavram icadının istisnai ve riskli olduğunu ortaya koyar. Hukukun üstünlüğü, demokrasi adına aşındırılamaz (Ackerman, 2000).
Mehmet Uçum’un Söylemi
Uçum’un “demokrasi hukuku” söylemi, kurucu ve tali iktidar ayrımını bulanıklaştırmaktadır (Uçum, 2022). Tali iktidar, anayasanın sınırları içinde hareket etmelidir; söylem bunu aşmayı meşrulaştırmaktadır.
Söylem, çoğunluk iradesini anayasanın üstüne çıkarabilir; temel haklar ve yargı bağımsızlığı tartışmalı hâle gelir (Dahl, 1998).
ABD ve Avrupa örnekleri, bu söylemin kabul edilemez olduğunu gösterir. Demokrasi, hukukun denetimi altında işler. Türkiye’de söylem, tali iktidarın anayasa dışı yetkilerini haklı çıkarır (Kommers & Miller, 2012; Sartori, 2018).
Bu kavram, yalnızca akademik bir tartışma değil, anayasal devletin temel ilkelerine meydan okuyan bir söylemdir (Uçum, 2022).
SONUÇ
“Demokrasi hukuku” hukuki bir kavram değil, siyasal bir söylemdir. Türkiye’de tali iktidarın sınırlarını aşmayı meşrulaştırmak için kullanılmaktadır.
Kurucu ve tali iktidar ayrımı ile anayasanın üstünlüğü, bu söylemle bulanıklaşmıştır. Bu durum, yalnızca teorik bir sapma değil; anayasal düzenin zayıflamasının fikri altyapısını oluşturur.
ABD ve Avrupa örnekleri, demokrasinin hukukun yerine geçemeyeceğini ve anayasanın bağlayıcılığının korunması gerektiğini ortaya koyar. Türkiye’de ise bu söylem, anayasal normların etkisini tartışmalı hâle getirir.
Hukuk devleti, kavram icat etmekle değil, anayasanın çizdiği sınırları uygulamakla ayakta kalır. Demokrasi ancak bu sınırlar içinde anlam kazanır; aksi hâlde geriye hukuksuz bir çoğunluk iradesi kalır.
Hukuk danışmanlarının görevi, iktidarın her kararını teorize etmek değil, anayasanın üstünlüğünü ve hukuki normların uygulanabilirliğini korumaktır. Demokrasi, hukukun denetimi altında olmadığında biçimsel bir kavramdan öteye geçemez.
KAYNAKÇA
• Ackerman, B. (2000). We the People. Harvard University Press.
• Dahl, R. A. (1998). Democracy and Its Critics. Yale University Press.
• Gözler, K. (2019). Anayasa Hukukunun Genel Teorisi, Cilt I–II. Ekin.
• Hamilton, A., Madison, J., & Jay, J. (1787). The Federalist Papers.
• Kommers, D., & Miller, R. (2012). The Constitutional Jurisprudence of Germany. Duke University Press.
• Özbudun, E. (2020). Türk Anayasa Hukuku. Yetkin.
• Sartori, G. (2018). Demokrasi Teorisine Geri Dönüş. Yetkin.
• Tanör, B. (2015). Türkiye’de Anayasal Gelişmeler. YKY.
• Uçum, M. (2022). Çeşitli köşe yazıları ve kamuya açık metinler (demokrasi hukuku söylemi).
