Petra’da Açık Hava Müzesi

Kopenhag, 1 Ocak 2026

Tülay Cetinkaya Saracoglu

Ürdün gezimin bu bölümünde , “Indiana Jones” filmiyle hafızalara kazınan, dünyanın sayılı harikalarından Petra’dayım.

Petra’da açık hava müzesi girişine yürüme mesafesinde bir otelde kaldım. Giriş için aldığım iki günlük bilet, şehirde gezimi kolaylaştırdı. Bilet kapsamında, belirli bir bölümde atla gezme imkânı da vardı. Ayrıca ücretli olarak golf arabası, at ve eşek gibi taşıma hizmetleri de sunuluyor, böylece ziyaretçiler Petra’yı farklı şekillerde keşfedebiliyor.

Petra’yı inşa eden Nabatiler, bu topraklarda M.Ö. 4. yüzyıldan itibaren yaşamış bir ticaret halkıydı. Şehir, ticaret yollarının kavşağında stratejik bir konumda kurulmuş ve Nabatiler burayı hem ticaret merkezi hem de güvenli bir şehir olarak geliştirmişlerdi. Günümüzde Nabatiler ayrı bir topluluk olarak yok, ancak bölgedeki Arap kabileleri tarihi miraslarını hâlâ yaşatıyor; taş mimari, su kanalları ve çöl ticareti bilgisi bu mirasın bir parçası.

Petra’da otelde kalarak, şehir merkezine yürüyerek veya şehir içindeki transport imkânlarıyla ulaşmak mümkün. Gezi rotası, yaklaşık 16 km’lik bir yürüyüş ile şehrin en önemli noktalarını kapsıyor ve sonunda yaklaşık 800-900 basamaklı Manastır (Ad-Deir)’e tırmanışla sona eriyor. Yol boyunca çadırlar, hediyelik eşya dükkanları ve kafelerde soğuk ve sıcak içecek imkânı bulunuyor; burada kısa molalar vererek dinlenmek mümkün.

Manastır’a tırmanırken, hem tarihi yapıları hem de doğanın muhteşem manzarasını gözlemlemek mümkün. Petra, taş mimarisi, stratejik konumu ve Nabatiler’in ustalığıyla, antik dünyanın en etkileyici şehirlerinden biri olarak ziyaretçilerini büyülemeye devam ediyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir