Siyasallaşan Türkiye’nin Hava Savunması

Oslo, 25 Aralık 2025

Sefa M. Yürükel

Liyakatli Personele ve TSK’ya Değil, “Allah’a Emanet” Bir Güvenlik Yapısı

Modern devletlerde hava savunması, yalnızca askerî bir kapasite değil; aynı zamanda kurumsal rasyonalite, liyakat temelli yönetim ve siyasal akıldan bağımsız karar alma yeteneğinin somut göstergesidir. Hava sahasının korunması, erken uyarı sistemlerinden komuta‑kontrol zincirine kadar yüksek düzeyde teknik, kurumsal ve insan kaynağı uyumu gerektirir. Bu nedenle hava savunmasındaki her zaaf, sadece askerî değil, aynı zamanda yönetsel ve siyasal bir soruna işaret eder.

Türkiye’de son yıllarda savunma sanayii alanında geliştirilen teknolojiler, özellikle insansız hava araçları üzerinden güçlü bir başarı anlatısı üretmiştir. Ancak bu anlatının sahadaki güvenlik pratiğiyle ne ölçüde örtüştüğü, art arda yaşanan kazalar, kayıplar ve saldırılar sonrasında daha yoğun biçimde tartışılmaya başlanmıştır. Bu durum, propaganda ile fiilî güvenlik kapasitesi arasındaki farkı görünür kılmıştır.

SİYASALLAŞMA VE LİYAKAT EROZYONU

Hava savunması gibi yüksek uzmanlık gerektiren alanlarda liyakat, deneyim ve kurumsal süreklilik hayati öneme sahiptir. Ancak Türkiye’de son yıllarda askerî bürokrasi üzerinde artan siyasal etki, komuta zincirinin işleyişini doğrudan etkilemiştir. Atama, terfi ve görevden alma süreçlerinde mesleki yeterlilikten ziyade siyasal uyumun belirleyici olduğu yönündeki yaygın kanaat, kurumsal motivasyonu zayıflatmıştır.

Bu durum, sadece personel kalitesini değil, karar alma hızını ve kriz yönetimini de etkilemektedir. Hava savunmasında saniyelerle ölçülen karar süreçleri, siyasal onay mekanizmalarına bağımlı hâle geldikçe sistemin etkinliği düşmektedir. Liyakatli subay kadrolarının inisiyatif alanı daralmış, teknik uzmanlık siyasal hiyerarşinin gerisine itilmiştir.

Özetle ortaya çıkan yapı, kurumsal akıldan ziyade kişisel sadakatle ayakta durmaya çalışan, hata toleransı düşük ve kırılgan bir savunma mimarisidir.

TEKNOLOJİK GÖSTERİ İLE OPERASYONEL GERÇEKLİK ARASINDAKİ UÇURUM

Türkiye’nin savunma söylemi büyük ölçüde yerli üretim İHA ve SİHA’lar üzerinden şekillenmektedir. Bu platformlar, taktik düzeyde önemli kabiliyetler sunmakla birlikte, hava savunmasının yalnızca küçük bir parçasını temsil eder. Radar kapsaması, entegre hava resmi, elektronik harp, erken uyarı ve komuta‑kontrol sistemleri olmadan bu araçlar stratejik güvenlik sağlamaz.

Son dönemde kamuoyuna yansıyan bazı İHA kayıpları ve düşüş vakaları, bu sistemlerin sahadaki kırılganlığını gündeme getirmiştir. Bu kayıplar, tek başına teknolojik arıza olarak ele alınamayacak kadar sık ve farklı coğrafyalarda gerçekleşmiştir. Olaylar, hava savunmasının bütüncül değil, parçalı biçimde ele alındığını düşündürmektedir.

Teknolojiye aşırı güven, kurumsal ve insan faktörünü geri plana itmiş; savunma, sistemli bir güvenlik mimarisi olmaktan çıkıp sembolik bir güç gösterisine indirgenmiştir.

DÜŞEN UÇAKLAR VE KIRILGAN LOJİSTİK YAPI

Türkiye’nin farklı bölgelerde yaşadığı askeri ve sivil hava aracı kazaları, lojistik planlama ve risk yönetimi konularında ciddi soru işaretleri doğurmuştur. Özellikle çatışma veya yüksek risk içeren bölgelerde, üst düzey askeri personelin sivil hava araçlarıyla taşınması, savunma ciddiyeti açısından problemli bir tablo ortaya koymaktadır.

Bu tür kazalar, yalnızca teknik emniyet meselesi değildir. Aynı zamanda istihbarat, hava sahası kontrolü, eskort ve koruma prosedürlerinin yetersizliğini de işaret eder. Hava savunmasının güçlü olduğu iddia edilen bir ülkede, kritik personelin güvenliğinin bu denli kırılgan olması, sistemsel bir çelişki yaratmaktadır.

Bu tablo, hava savunmasının kurumsal bir güvenlik mimarisi yerine “şans” ve “dua” ile yürütüldüğü algısını güçlendirmektedir.

DENİZ VE HAVA GÜVENLİĞİNİN KESİŞİM NOKTASI: VURULAN GEMİLER

Karadeniz ve çevre denizlerde Türk ticari gemilerinin saldırıya uğraması, hava savunmasının deniz güvenliğiyle olan kopukluğunu da gözler önüne sermiştir. Modern güvenlik anlayışında hava, kara ve deniz savunması entegre biçimde ele alınır. Ancak yaşanan olaylar, bu entegrasyonun zayıf olduğunu düşündürmektedir.

Bir geminin vurulabilmesi, yalnızca deniz güvenliğinin değil; hava gözetleme, erken uyarı ve tehdit tespiti mekanizmalarının da başarısızlığı anlamına gelir. Bu tür vakalar, Türkiye’nin savunma mimarisinin çok katmanlı değil, reaksiyonel ve dağınık olduğunu göstermektedir.

 “ALLAH’A EMANET” SÖYLEMİNİN STRATEJİK ANLAMI

Savunma politikalarının dinsel veya kaderci söylemlerle meşrulaştırılması, modern askerî akılla bağdaşmaz. Güvenlik, planlama, istatistik, risk analizi ve profesyonel yönetim gerektirir. “Allah’a emanet” anlayışı, kurumsal sorumluluğun üstünün örtülmesine hizmet eder.

Bu söylem, hataların sorgulanmasını engeller, hesap verebilirliği ortadan kaldırır ve liyakatsizliği normalleştirir. Sonuçta bedeli, sahada görev yapan askerî personel ve ülke güvenliği öder.

SONUÇ

Türkiye’nin hava savunması, teknik kapasite eksikliğinden ziyade siyasal müdahaleler, liyakat erozyonu ve kurumsal aklın zayıflatılması nedeniyle kırılgan bir hâle gelmiştir. Düşen İHA’lar, uçak kazaları ve vurulan gemiler, bu kırılganlığın farklı cephelerdeki yansımalarıdır.

Savunma, propaganda ile değil; disiplinli kurumlar, yetkin kadrolar ve siyasal etkiden arındırılmış karar mekanizmalarıyla sağlanır. Aksi hâlde en gelişmiş sistemler bile işlevsizleşir. Türkiye’nin hava savunması, bu gerçeklikle yüzleşmediği sürece, liyakatli personelin çabasına değil; tesadüflere emanet kalmaya devam edecektir.

KAYNAKÇA 

1. Wiśniewski, R. (2015). Military‑industrial aspects of Turkish defence policy. Rocznik Integracji Europejskiej, 9, 1–14. https://pressto.amu.edu.pl/index.php/rie/article/view/6201

2. Erdinçler, R. E. (2021). Türkiye’de ulusal güvenlik politikaları ve savunma sanayii yönetimi ilişkisi (Yüksek lisans tezi). Hacettepe Üniversitesi. https://openaccess.hacettepe.edu.tr/items/862217b8-269e-4893-a8f7-4e5e7a979c03

3. Yılmaz, S., & Yorulmaz, M. (2023). The effects of Turkish defense industry’s transformation on Turkish foreign policy. İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 12(1), 1–21. https://dergipark.org.tr/tr/pub/itobiad/article/1186736

4. Hameed, N. J., & Hameed, A. H. (2024). Turkish defense strategy: An analytical study of intelligence roles. Political Issues Journal. https://pissue.iq/index.php/pissue/article/view/573

5. Akgün, H. K. (2024). Türkiye’nin 2000 sonrası savunma sanayii iş birliklerinin dış politika etkisi (Yüksek lisans tezi). https://pejoss.com/index.php/pub/article/download/754/635/2223

6. Málnássy, A. (2025). Turkish military technology developments and military industry capabilities of force projection in the light of geopolitical goals. Strategic Impact. https://revista.unap.ro/index.php/Impact_en/article/view/1594

7. Özel Özcan, M. S., & Şahin, E. (2025). The historical development and strategic importance of Türkiye’s defence industry. Anadolu Strateji Dergisi, 7(1), 151–166. https://yerbilimleri.cumhuriyet.edu.tr/en/pub/anasamasd/issue/93173/1661595

8. Tarçın, U. (2025). Strategic outlook for advancing Türkiye’s defense industry. The Journal of Social Science, 10(19), 1–15. https://dergipark.org.tr/tr/pub/tjsosci/issue/96167/1828225

9. Aslan, A. (2024). Strategic autonomy in Turkish foreign policy: Defense or offense? Comparative Strategy, 43(6), 749–780. https://pejoss.com/index.php/pub/article/download/754/635/2223

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir