Oslo, 26 Kasım 2025
TÜRKİYE’NİN EGEMENLİĞİ BAĞLAMINDA PAPA’NIN İZNİK ZİYARETİ VE RUM PATRİKHANESİ’NİN STATÜSÜ: TARİHSEL, HUKUKİ VE JEOPOLİTİK BİR İRDELEME
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenliği, hem Osmanlı mirası hem de Cumhuriyet’in kurucu felsefesi ile şekillenmiş olan “milli irade” ve “laik hukuk düzeni” temellerine dayanır. Bu çerçevede, dini kurum ve temsilcilerin uluslararası siyaset içinde güç devşirme potansiyelleri tarih boyunca hem Osmanlı hem de Cumhuriyet yönetimleri tarafından dikkatle izlenmiş ve gerektiğinde sınırlanmıştır. Papa’nın bir devlet başkanı sıfatıyla İznik Konsili’nin yıldönümü gerekçesiyle Türkiye’de düzenlenecek törenlere katılması, sadece dini bir ziyaret değil; aynı zamanda Vatikan’ın uluslararası rolü, ekümeniklik tartışmaları ve Türkiye’nin Lozan’la tescillenmiş egemenlik hakları açısından da değerlendirilmesi gereken bir olaydır.
Türkiye’de kamuoyunun önemli bir kısmı bu ziyaretin mahiyeti hakkında yeterli bilgi sahibi değildir. Bunun nedeni hem konunun teolojik ve diplomatik boyutlarının karmaşıklığı hem de modern medyanın gündem belirleme etkisidir. Bu bağlamda, İznik buluşmasının sadece “turistik hareketliliği artıracak bir etkinlik” olmadığını, aksine tarihsel olarak yüksek sembolik değeri olan bir mekan üzerinden Vatikan’ın küresel söylem üretme kapasitesini devreye soktuğunu belirtmek gerekir. Türkiye açısından mesele, dini aidiyet veya kültürel karşıtlık meselesi değil; devletler hukuku, ulusal egemenlik ve Lozan’ın getirdiği sınırlar bakımından rasyonel biçimde ele alınmalıdır.
Papa’nın hem Vatikan Devlet Başkanı hem de Katolik dünyasının ruhani lideri kimliklerini aynı anda taşıması, yapılan her ziyaretin kaçınılmaz olarak siyasi ve diplomatik anlamlar üretmesine yol açmaktadır. Bu nedenle, Türkiye’de bir devlet başkanı düzeyindeki faaliyetler, anayasal egemenlik ve diplomatik protokol açısından özel önem taşır. Özellikle Vatikan’ın farklı ülkelerde dini liderler aracılığıyla nüfuz oluşturma stratejileri üzerine literatürde geniş bir tartışma mevcutken, İznik gibi tarihsel bir mekânda düzenlenecek törenlerin sadece dini bir “yıldönümü kutlaması” olarak görülmesi isabetli değildir.

İznik Konsili’nin Tarihsel Arka Planı ve Papa’nın Ziyaretinin Sembolik Anlamı
İznik Konsili (325), Hristiyanlık tarihinde merkezi bir yere sahip olup, teslis doktrininin resmileştirilmesi ve kilise hiyerarşisinin Roma İmparatorluğu’nun politik ihtiyaçları doğrultusunda yeniden düzenlenmesi açısından kritik bir dönüm noktasıdır. Dolayısıyla bu konsilin yıldönümü, Katolik dünyası için yalnızca teolojik değil aynı zamanda tarihsel meşruiyet açısından da önem taşır. Papa’nın bu mekânda bulunması, Hristiyanlığın köklerine dönüş mesajı olarak yorumlanabilir; ancak aynı zamanda İznik’in Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde olması sebebiyle ciddi bir diplomatik çerçeve içerir.
Papa’nın İznik’te tören düzenlemesi, Vatikan’ın Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’deki tarihsel Hristiyan mirası üzerinde yeniden söylem inşa etme çabası bağlamında da değerlendirilebilir. Bu TC için ilerde tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, coğrafi ve tarihsel nedenlerle bu söylemin merkezinde yer almaktadır. Bu durum, Türkiye’nin egemenliği açısından doğrudan bir tehdit oluşturmaktadır, “dini mekân-politika etkileşimi” bağlamında dikkat gerektirir. Özellikle Vatikan’ın yumuşak güç stratejilerinde kültürel ve dini sembollerin diplomatik araç olarak kullanıldığı bilinen bir olgudur.

Papa’nın aynı ziyarette Ayasofya, İznik ve bir stadyumda düzenlenecek ayin gibi sembolik mekan ve etkinliklere yönelmesi, uluslararası kamuoyunda “Türkiye’de yeniden görünürlük ve nüfuz kazanma” olarak okunabilir. Türkiye açısından sorun sadece doğrudan dinsel faaliyetlerin varlığı değil, bu faaliyetlerin dış politikanın bir aracı hâline getirilme ihtimalidir. Bu çerçevede egemen bir devletin yapması gereken, dini özgürlükleri laik devlet olarak güvence altına alırken, devlet dışı aktörlerin veya Vatikan gibi bir din devletinin dini semboller üzerinden siyasi meşruiyet üretmesine karşı dikkatli olmaktır ve fiili olarak karşı çıkmaktır.
Akademik literatür, dinî lider ziyaretlerinin çoğunlukla “çok katmanlı sembolik iletişim” içerdiğini ve tek bir anlama indirgenemeyeceğini belirtir. Ancak Türkiye gibi ulusal egemenliğe yüksek hassasiyet gösteren bir devlet açısından, özellikle tarihsel önem taşıyan konsil mekânlarında düzenlenen etkinliklerin protokol, diplomasi ve kamu diplomasisi bağlamında net sınırlarla tanımlanması gerektiği açıktır. Bu sınırların belirsiz kalması, ileride uluslararası sahnede “tarihsel hak iddiası” veya “manevi yetki alanı” tartışmalarının zeminini genişletebilir.Bu TC için büyük bir tehdit demektir.
Lozan Antlaşması ve Rum Patrikhanesi’nin Ekümeniklik İddiasının Hukuki Geçersizliği
Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğini belirleyen temel uluslararası belge olan Lozan Antlaşması, Rum Patrikhanesi’nin statüsü konusunda son derece açıktır. Patrikhane, sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Rum Ortodoks cemaatiyle sınırlı bir kurum olarak kabul edilmiş; siyasi yetki, uluslararası temsil ve ekümeniklik sıfatı açıkça dışlanmıştır. Patrikhane’ye İstanbul’da kalma izni verilmesinin koşulu, yalnızca dini ve ibadete ilişkin işlerle sınırlı bir faaliyet alanına sahip olmasıdır. Bu durum, hem dönemin tutanaklarında hem de sonraki uygulamalarda teyit edilmiştir.
Akademik çevrelerde yaygın görüş şudur: Ekümeniklik, Lozan’a göre Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınmamaktadır. Patrikhanenin kendisini “ekümenik” olarak tanıtması iç hukuk bakımından sonuç doğurmaz; Türkiye’nin resmî pozisyonu, bu unvanın hukuken geçerli olmadığı yönündedir. Dolayısıyla ekümeniklik iddiası, uluslararası hukuk açısından Türkiye’nin rızasına bağlıdır ve tek taraflı beyanlarla oluşmaz.
Patrikhanenin zaman zaman uluslararası platformlarda “tüm Ortodoks dünyasının manevi merkezi” olduğu yönünde söylemler geliştirmesi, Türkiye açısından Lozan’ın ruhuna ve metnine aykırı kabul edilmektedir. Bu tür iddialar, uluslararası diplomatik tartışmalar oluştursa da hukuken bir bağlayıcılık taşımaz. Nitekim birçok Ortodoks kilisesi (özellikle Rusya Patrikhanesi) bu iddiayı tanımamakta; patrikliğin yetkisinin Osmanlı’daki siyasal düzenlemelerin ürünü olduğunu ileri sürmektedir.
Patrikhanenin hukuki sınırları, Türkiye’deki laiklik uygulamalarının da bir parçasıdır. Türkiye’de hiçbir dini kurum, devletin üzerinde bir yetki alanına sahip değildir. Bu nedenle, ekümeniklik iddiası sadece tarihyazımı ve teoloji açısından değil, aynı zamanda egemenlik ve iç hukuk düzeni açısından önem taşır. Devlet, Lozan’la belirlenen çerçeveyi aşan her iddiayı reddetme hakkına sahiptir.
Özetle, Patrikhanenin statüsü açık ve sınırları belirlenmiş bir iç hukuk kurumudur. Uluslararası aktörlerin bu sınırları aşan söylemleri, Türkiye’nin egemenlik hakları bağlamında diplomatik hassasiyet oluşturur. İznik buluşması gibi törenlerde patrikliğin “uluslararası temsil” görüntüsü kazanması, Lozan’ın çizdiği hukuki sınırlarla uyuşmamaktadır. Ve bu TC tarafından, mevcut iktidarın izni ile gerçekleştirilen İznik buluşması öncesi, önceden alacağı tedbirlerle önlenmelidir. Bu durumda önceden diplomatik ve siyasi önlem alınarak böyle bir şeyin olması halinde bunun patrikhane ve Vatikan için ağır yaptırım getirilecek bir bedeli olacağı konusunda açıklama yapılmalı ve buna asla izin verilmemeyeceği de uluslararası topluma önceden TC adına deklare edilmelidir .
Dini Ziyaretlerin Siyasi Yansımaları ve Türkiye’nin Egemenlik Alanı
Modern uluslararası ilişkilerde dini kurumlar, özellikle sembolik güçleri sebebiyle zaman zaman devletlerin jeopolitik hedefleriyle kesişen roller oynayabilmektedir. Vatikan bu açıdan benzersizdir; hem ulus-devlet formunda örgütlenmiş bir siyasi yapı hem de dünya çapında milyonlarca takipçisi olan küresel bir dinî otoritedir. Bu ikili yapı, Papa’nın her ziyaretini otomatik olarak “siyasi sonuç doğurma potansiyeline sahip diplomatik eylem” haline getirir.
Türkiye’nin jeopolitik konumu, Vatikan’ın diplomatik faaliyetleri için kritik bir alandır. Hristiyanlığın ilk merkezlerinin önemli bir kısmı Anadolu’dadır; bu coğrafi miras, Vatikan’ın teolojik söylemlerinde sıkça vurgulanır. Bu nedenle Papa’nın Anadolu’da düzenlediği törenler, salt dini birer ritüel olmaktan çıkarak mevcut uluslararası dengelere dair mesaj niteliği kazanabilir. Ve belli bir süre sonra TC nin egemenliği için tehlike arzadecektir. Çünkü bu durum ilerde özellikle Ortodoks dünyasının iç tartışmalarında veya Orta Doğu’daki Hristiyan toplulukların geleceğiyle ilgili konularda, sembolik mekanlar önemli rol imkânları sunacaktır.
İznik buluşmasının Amerika Birleşik Devletleri’nin üst düzey bir temsilcisi tarafından izlenmesi gibi unsurlar, ziyaretin çok yönlü jeopolitik katmanlar taşıdığını göstermektedir. Akademik literatürde dinî liderlerin devlet başkanlarıyla birlikte görünmesinin “manevi meşruiyet üretme”, “kamuoyu yönlendirme” ve “yumuşak güç aktarımı” amacı taşıyacağıda bellidir. Bu nedenle Türkiye, bu tür ziyaretlerde devlet protokolünün ve dürüst diplomatik sınırların titizlikle korunmasına dikkat etmelidir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasası, devletin laikliğini ve tüm dinlere eşit mesafede durmasını emreder. Bu ilke, uluslararası dini kurumlarla ilişkilerde de geçerlidir. Laiklik, dini sınırlamak değil; dini aktörlerin siyasi güç oluşturmasını engellemek amacıyla vardır. Türkiye, Papa’nın ziyaretine ev sahipliği yaparken sembolik mekanlar üzerinden siyasi mesaj üretimine karşı çıkmalıdır. Bu tür eylemlere izin vermemelidir.
Bu bağlamda Türkiye açısından mesele, herhangi bir dine karşı tavır değil; egemenliğin sınırlarının açık biçimde korunmasıdır. Devletin tavrı, uluslararası hukuka uygun; kamu düzenini, diplomatik dengeyi ve Lozan’ın çizdiği çerçeveyi gözeten nitelikte olmalıdır.
Toplumsal Tepki, Kamu Bilinci ve Demokratik Duyarlılık Sorunu
Türkiye’de kamuoyunun önemli bir kısmı, dini diplomasi, patrikhaneler, Vatikan politikaları veya Lozan hükümleri gibi konular hakkında yeterli bilgiye sahip değildir. Bu eksiklik, kamu tartışmalarını geniş bir bilgi zemininden uzaklaştırmakta ve önemli dış politika gelişmelerinin toplumsal değerlendirmeden geçmeden gerçekleşmesine yol açmaktadır. Oysa demokratik toplumlarda dış politikaya ilişkin kararlar, yalnızca devlet kurumları tarafından değil, aynı zamanda bilinçli bir kamuoyu denetimiyle olgunlaşır.
Papa’nın İznik ziyareti örneğinde, toplumun bir bölümü ziyaretin ekonomik katkısını öne çıkarmış, bazıları ise güçlü sembolik ve siyasi boyutları görmezden gelmiştir. Akademik araştırmalar, ekonomik fayda beklentilerinin, halkın diplomatik ve kültürel hassasiyetleri ikinci plana atmasına neden olabildiğini ortaya koyar. Türkiye’de de benzer bir eğilim gözlenmiştir. Oysa egemenlik, turistik hareketlilikten daha yüksek düzeyde bir ulusal değerdir ve bunun korunması, her vatandaşın ortak sorumluluğudur.
Öte yandan, bu tür ziyaretlere gösterilecek toplumsal tepkinin biçimi de önemlidir. Demokratik toplumlarda protesto meşru bir haktır; ancak bu hakkın kullanımı şiddetsiz, ayrımcılık içermeyen bir biçimde olmalıdır. Türkiye’de yaşayan Hristiyan vatandaşların güvenliği ve onuru, devletin hem anayasal hem de insani yükümlülüğüdür. Dolayısıyla muhtemel protestoların, dini kimlikleri hedef almadan, egemenlik ve uluslararası hukuk çerçevesinde yürütülmesi gerekir.
Türkiye’de ki sivil toplum örgütlerinin bu konularda üyelerini bilinçlendirmemesi, toplumda önemli bir bilgi boşluğu yaratmaktadır. Akademik çevrelerin, medya organlarının ve eğitim kurumlarının bu konularda daha fazla bilgilendirici içerik üretmesi gerekmektedir. Eleştirel düşünce, ancak sağlıklı bilgi akışıyla mümkün olur.
Dolayısıyla, kamu bilincinin güçlendirilmesi hem devlet politikalarının toplumsal meşruiyet kazanması hem de uluslararası ilişkilerde Türkiye’nin daha sağlam bir pozisyon elde edebilmesi açısından zorunludur. İznik buluşması gibi çok yönlü siyasi , jeopolitik ve sembolik olaylar, bu konuda toplumsal farkındalık ve bu buluşmaya karşı çıkma ihtiyacını daha görünür hale getirmektedir.
Osmanlı’dan Türkiye’ye Egemenlik Anlayışı ve Papa Ziyaretinin Değerlendirilmesi
Osmanlı Devleti, gayrimüslim milletleri yönetirken dini kurumları siyasetten uzak tutmaya çalışmış; patrikhanelerin siyasi güç oluşturmasını sınırlandırmıştır. Patrikhanelere tanınan yetkiler, devletin merkezi otoritesi içinde tanımlanmış idari yetkiler olup uluslararası temsil niteliği taşımamıştır. Cumhuriyet ise bu sistemi tamamen kaldırmış, laiklik doğrultusunda gayrı müslüm dini kurumları devlet yapısından ayırmış ve tüm dini oluşumları eşit hukuki zemine yerleştirmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün 1920’lerde İznik Konsili benzeri girişimlere izin vermemiş olması, dini törenlere karşı bir tutum değil; bu tür etkinliklerin siyasi nitelik taşıması nedeniyle egemenlik hakkının korunması amacına dayanıyordu. Cumhuriyet, uluslararası dini otoritelerin Türkiye topraklarında siyasi güç devşirmesini sistematik biçimde engellemiştir. Bu tutum, Batı’da “devlet egemenliğine duyarlılık” şeklinde yorumlanmış ve Türkiye’nin bağımsızlık politikasının bir parçası olarak kabul edilmiştir.
Bugünün şartlarında Papa’nın İznik ziyareti, sembolik etkileri bakımından benzer siyasi hassasiyetler doğurabilir. Özellikle patrikhanelerin uluslararası tanınırlık arayışları ve büyük devletlerin bu kurumları dış politikada araçsallaştırma potansiyeli göz önüne alındığında, Türkiye’nin meseleyi ciddiyetle değerlendirmesi gerekir. Ulusal egemenliğe dair risk oluşturan her adım, devletin refleks göstermesini ve bu tür buluşmaları yasaklamasını zorunlu kılar.
Türkiye’nin diplomatik tavrı hem uluslararası hukuka uygun hem de ulusal çıkarları net biçimde savunan nitelikte olmalıdır. Ve gerekli karşı tavır önceden Anayasaya uygun bir biçimde somut olarak gösterilmelidir. Bu ayrımı yapabilmek, hem devlet aklı hem de toplumsal bilinç açısından gelişmişlik göstergesidir.
Nihayetinde, Papa’nın Ankara’da Anıtkabir’i ziyaret edip etmeyeceği meselesi sembolik olarak önemlidir. Böyle bir ziyaret, Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi ve laik egemenliğinin tanınması açısından olumlu bir işaret olarak yorumlanabilir; aksi durumda ise ziyaretin ağırlık merkezinin dini sembol politikasına kaydığı izlenimi güçlenebilir.
SONUÇ
Türkiye’nin egemenliği, tarihsel ve hukuki bakımdan büyük bedellerle kazanılmış ve uluslararası belgelerle tescillenmiş bir hak ve sorumluluktur. Papa’nın İznik ziyareti, dinî özgürlük kapsamında değerlendirilebilecek yönlere sahip olsa da, Vatikan’ın tarihsel diplomatik geleneği, patrikhanelerin uluslararası görünürlüğü ve sembolik mekan seçimi nedeniyle çok katmanlı siyasi anlamlar taşımaktadır. Bu nedenle ziyaretin “sadece dini bir etkinlik” olarak yorumlanması saflık ve eksik bir değerlendirme olacaktır.
Lozan Antlaşması’nın açık hükümleri, Rum Patrikhanesi’nin ekümenik olmadığı, yalnızca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Rum Ortodoks cemaati ile sınırlı bir dini kurum olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Bu statünün aşılmasına yönelik her uluslararası girişim, Türkiye’nin egemenlik alanına dolaylı bir müdahale niteliği taşıyabilir ve uluslararası hukuk açısından kabul edilemez. İznik buluşmasının patrikliğe uluslararası temsil görüntüsü kazandırması, Lozan’ın temel ilkeleriyle uyumlu değildir. Kesinlikle kabul edilemez.
Türkiye’nin devlet olarak göstereceği tavır, laiklik ve dini özgürlükler çerçevesinde, fakat aynı zamanda egemenlik ve uluslararası hukuk hassasiyetini önceleyen bir şekilde olmalıdır. Papa’nın ziyaretinin protokol ve hukuki sınırları açık biçimde belirlenmeli; sembolik mekanlar üzerinden siyasi mesaj üretme ihtimaline karşı rasyonel ve kararlı, egemen, diplomatik ve siyasi duruş sergilenmelidir. Çünkü devlet egemenliği, diplomatik nezaket adına muğlaklığa terk edilemeyecek kadar değerlidir.
Toplumun bilinç düzeyinin yükseltilmesi, dış politikada sağlıklı bir iç denetim mekanizması oluşturur. Kamuoyunun dini diplomasi, Lozan, patrikhaneler ve uluslararası hukuk konularındaki farkındalığının artırılması, hem iç siyasal istikrar hem de dış politika etkinliği açısından önem taşır. Protesto ve toplumsal tepki mekanizmalarının ise dini kimlikleri hedef almadan, egemenlik, laiklik ve anayasa hassasiyetine dayalı biçimde yürütülmesi esastır.
Sonuç olarak, İznik buluşması Türkiye için hem bir sınav hem de bir fırsattır. Devletin kararlı, hukuka dayalı, sembolik gücü doğru okuyan bir diplomatik tavır geliştirmesi; toplumun ise bilgi temelli bir duyarlılık sergilemesi gerekmektedir. Egemenlik, ekonomik beklentilere veya sembolik geçiştirmelere feda edilemeyecek kadar temel bir değerdir. Türkiye, hem laiklik ilkesini hem de ulusal egemenliğini koruyarak, bu tür ziyaretlerin siyasi etkilerini dengeleyecek kurumlara ve tecrübeye sahiptir.
KAYNAKÇA
Alexandris, A. (1983). The Greek Minority of Istanbul and Greek–Turkish Relations (1918–1974). Athens: Center for Asia Minor Studies.
Ayers, L. (2004). Nicaea and Its Legacy. Oxford University Press.
Barnes, T. (2011). Constantine: Dynasty, Religion and Power in the Later Roman Empire. Wiley-Blackwell.
Bozan, İ. (2019). “Dini Diplomasi ve Türkiye’nin Yumuşak Gücü.” Ortadoğu Analiz Dergisi.
Brownlie, I. (2008). Principles of Public International Law. Oxford University Press.
Cassese, A. (2005). International Law. Oxford University Press.
Çetinsaya, G. (2017). Türkiye’de Din ve Siyaset. Küre Yayınları.
Ehrman, B. (2014). How Jesus Became God. HarperOne.
Faggioli, M. (2012). Catholicism and Citizenship. Liturgical Press.
Hülagü, M. (2011). Fener Rum Patrikhanesi ve Türkiye. Berikan Yayınları.
Kelly, J. N. D. (1975). Early Christian Doctrines. HarperCollins.
Konstantinides, M. (1998). “The Ecumenical Patriarchate and Its Canonical Territory.” Journal of Eastern Christian Studies, 50(3).
Kurat, Y. T. (2003). Osmanlı–Venedik İlişkileri ve Millet Sistemi. Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Lewis, B. (1968). The Emergence of Modern Turkey. Oxford University Press.
Lozan Barış Antlaşması (1923). T.C. Dışişleri Bakanlığı Arşivi.
Macar, E., & Gökaçtı, M. (2009). Fener Patrikhanesi’nin Siyasi Tarihi. İletişim Yayınları.
Ortaylı, İ. (2010). Türkiye Teşkilat ve İdare Tarihi. Cedit Yayınları.
Papadopoulos, A. (1980). The Ecumenical Patriarchate: A History of Its Role through the Ages. Hellenic Research Center.
Pollard, J. (2014). The Papacy in the Age of Totalitarianism. Oxford University Press.
Riccardi, A. (2002). The Christian West and Its Global Mission. Harvard University Press.
Shaw, M. N. (2017). International Law. Cambridge University Press.
Shaw, S., & Shaw, E. K. (1977). History of the Ottoman Empire and Modern Turkey. Cambridge University Press.
TBMM Zabıt Ceridesi (1923–1925). Türkiye Büyük Millet Meclisi Arşivi.
Toprak, B. (1995). Türkiye’de Laiklik ve Modernleşme. Bağlam Yayınları.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (1982). T.C. Resmî Gazete.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (1924). T.C. Resmî Gazete.
Türk, M. (2012). “Lozan Antlaşması’nda Patrikhane Meselesi.” Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Dergisi.
Wolffe, J. (2019). Religion in the Global Age: Identity and Participation. Routledge.
Zürcher, E. J. (2017). Modernleşen Türkiye’nin Tarihi. İletişim Yayınları.

One thought on “PAPA’nin İznik Ziyareti Ve Rum Patrikhanesi’nin Statüsü: Tarihsel, Hukuki Ve Jeopolitik Bir İrdeleme”