Türk Dizilerini Ahlaki ve Toplumsal Yönden Eleştirme Serisi

Oslo 20 Aralık 2025

Sefa M. Yürükel

Bölüm 3

Ekrandaki Entrikalar: Türk Dizilerinin Toplumsal ve Ahlaki Yapı Üzerindeki Etkileri

Kültürel ürünler yalnızca estetik ya da eğlence amaçlı metinler değildir; toplumsal değerlerin, normların ve ideolojilerin yeniden üretildiği güçlü araçlardır. Televizyon dizileri, bu kültürel aktarımın en yaygın ve etkili biçimlerinden biri olarak geniş kitlelere ulaşmaktadır. Türkiye’de son yıllarda üretilen ve yaygın biçimde izlenen diziler, toplumsal hayatın merkezî unsurlarını temsil etme iddiasıyla sunulmakta; ancak bu temsil biçimleri çoğu zaman etik, hukuki ve insani değerlerle ciddi bir gerilim içindedir.

Modern kitle iletişim kuramları, medyanın bireylerin dünya algısını biçimlendirme gücüne dikkat çeker¹. Tekrar eden anlatılar yoluyla sunulan davranış kalıpları, izleyicide “normal” ve “meşru” olanın sınırlarını yeniden tanımlar. Türk dizilerinde sıklıkla yer verilen entrika, şiddet, hukuksuzluk ve güç ilişkileri bu bağlamda salt kurgu olarak değerlendirilemez.

Bu yapımların önemli bir bölümü, aile kurumunu çatışma ve çıkar ilişkileri üzerinden tanımlamakta; sevgi, sadakat ve emeği değersizleştirmektedir. Aile içi ilişkilerde ihanetin sıradanlaştırılması, çocukların ve gençlerin ahlaki referans noktalarını zayıflatmaktadır. Bu durum, toplumsal çözülmenin kültürel zeminde yeniden üretilmesine yol açmaktadır.

Dizilerde sunulan erkek egemen ve feodal yapıların romantize edilmesi, modern hukuk devleti anlayışıyla çelişen bir zihniyetin normalleşmesine neden olmaktadır. Devlet dışı güç odaklarının meşru ve etkili aktörler gibi sunulması, hukukun üstünlüğü ilkesini görünmez kılmaktadır.

Aile Kurumunun Temsili ve Ahlaki Aşınma

Aile, toplumsal yapının en temel kurumlarından biridir ve değer aktarımının ana mekânıdır². Güncel Türk dizilerinde ise aile çoğunlukla çatışma, ihanet ve çıkar ilişkileri üzerinden kurgulanmaktadır. Bu anlatılar, aileyi güven ve dayanışma alanı olmaktan çıkararak sürekli bir kriz mekânına dönüştürmektedir.

Ebeveyn-çocuk ilişkileri sıklıkla manipülasyon ve baskı üzerinden şekillendirilmektedir. Sevgi yerine otorite, iletişim yerine korku ön plana çıkarılmaktadır. Bu durum, özellikle genç izleyiciler için sağlıksız rol modeller üretmektedir.

Kadının aile içindeki temsili çoğu zaman edilgen, araçsallaştırılmış ya da entrikanın nesnesi konumundadır. Feminist medya analizleri, bu tür temsillerin toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden ürettiğini açıkça ortaya koymaktadır³.

Aile içi şiddetin ya da psikolojik baskının dramatik bir unsur olarak estetize edilmesi, bu davranışların meşrulaştırılmasına yol açmaktadır. Şiddet, kınanan bir olgu olmaktan çıkarılıp anlatının olağan bir parçası hâline getirilmektedir.

Bu bağlamda Türk dizileri, aile kurumunu güçlendirmek yerine onu aşındıran bir kültürel işlev görmektedir. Bu aşınma, uzun vadede toplumsal dayanışma ve güven duygusunun zayıflamasına neden olmaktadır.

Güç, Hukuksuzluk ve Feodal Zihniyetin Normalleşmesi

Modern toplumların temel dayanağı hukukun üstünlüğü ilkesidir⁴. Buna karşın birçok Türk dizisinde hukuk, etkisiz ya da işlevsiz bir yapı olarak sunulmaktadır. Sorunlar çoğunlukla bireysel güç, tehdit ve şiddet yoluyla çözülmektedir.

Feodal ilişkiler, “güçlü aileler”, “reisler” ve “dokunulmaz erkek figürleri” üzerinden romantize edilmektedir. Bu anlatılar, modern yurttaşlık bilincine zarar veren bir zihniyet üretmektedir.

Ekonomik güç ve sermaye, ahlaki bir sorgulamaya tabi tutulmadan yüceltilmektedir. Böylece “amaç için her yol mubahtır” anlayışı kültürel olarak yeniden üretilmektedir⁵.

İnsan hayatının değersizleştirilmesi, bu dizilerde sıkça karşılaşılan bir temadır. Ölümler ve yıkımlar, vicdani bir sarsıntı yaratmaktan çok dramatik bir araç olarak kullanılmaktadır.

Bu temsil biçimleri, izleyicide hukuksuzluğa karşı duyarsızlaşma ve güç tapıncına yönelim yaratmakta; demokratik kültür açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

Küresel Düzeyde Kültürel Temsil Sorunu

Türk dizileri, bugün birçok ülkede Türkiye’nin kültürel vitrini hâline gelmiştir. Ancak bu vitrin, çoğu zaman çarpık bir toplumsal imaj sunmaktadır⁶.

Türkiye, kültürel çeşitliliği, tarihsel birikimi ve toplumsal dayanışma kültürüyle değil; entrika, şiddet ve ahlaki çözülme üzerinden tanıtılmaktadır.

Bu durum, kültürel emperyalizm tartışmaları bağlamında değerlendirilmelidir⁷. Kültür ihracı, ekonomik kazançtan ibaret değildir; değer aktarımıyla birlikte düşünülmelidir.

Uluslararası izleyici, bu diziler aracılığıyla Türkiye toplumunu genelleştirmekte ve yanlış bir algı geliştirmektedir.

Bu yapımlar, kültürel zenginliği yansıtmak yerine kültürel erozyonu küresel ölçekte yaymaktadır.

Sonuç: Birey, Aile ve Millet İçin Kolektif Sorumluluk

Türk dizilerinin toplumsal etkileri, bireysel tercihlerle sınırlı olmayan, kolektif sonuçlar doğuran bir soruna işaret etmektedir. Ahlaki aşınma, yalnızca izleyici düzeyinde değil, toplumsal yapı bütününde hissedilmektedir.

İzleyici birey, pasif bir tüketici olmaktan çıkmalı; izlediği içeriği sorgulayan aktif bir özne hâline gelmelidir. Medya okuryazarlığı, bireysel bir tercih değil, toplumsal bir zorunluluktur.

Aileler, çocuklarını bu içeriklerin etkilerinden korumakla yükümlüdür. Bu sorumluluk, yalnızca yasaklamayı değil, bilinçli rehberlik ve değer aktarımını da içermelidir.

Sivil toplum kuruluşları, akademisyenler ve siyasi aktörler bu konuda açık ve net bir tavır almalı; kültür politikaları yalnızca reyting ve ekonomik kazanç ekseninde şekillendirilmemelidir.

Birey, aile ve millet düzeyinde bilinçli bir mücadele ve kolektif tepki geliştirilmediği sürece, ekranlarda üretilen bu entrikalar toplumsal dokuyu aşındırmaya devam edecektir.

Dipnotlar

1. McLuhan, M. Understanding Media, Routledge, 1964.

2. Durkheim, E. The Division of Labor in Society, Free Press, 1893.

3. Mulvey, L. “Visual Pleasure and Narrative Cinema”, Screen, 1975.

4. Weber, M. Economy and Society, University of California Press, 1978.

5. Bauman, Z. Liquid Modernity, Polity Press, 2000.

6. Hall, S. Representation: Cultural Representations and Signifying Practices, Sage, 1997.

7. Said, E. Culture and Imperialism, Vintage, 1993.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir