Erdal Çolak
Kopenhag, 1 Ocak 2026
İnsanlık tarihine baktığımızda, insanın var olduğu günden, bir şeye inanma düşüncesi insanla beraber
doğmuş bir olgu olmuştur. Çünkü inanma düşüncesi , nerede bir insan topluluğu var olmuşsa; oradada
inanma düşüncesinden dolayı bir din olgusu var olmuştur. Birlikte yaşayan insanların birbirlerine karşı
olduğu gibi kendilerinede bir takım yükümlükler, sorumluklar görev ve hakları vardır. Öyle ki insan
hayatının doğumdan ölüme ve ölüm ötesine kadar her safhası inanmalar ve bunlarla din ile ilgili ritüellerle
doludur. İnançların ve bunlarla ilgili ritüellerin ortaya çıkışında yaşanılan coğrafya ve bu coğrafyaya bağlı
olarak ortaya çıkan hayat tarzı önemli bir rol oynar.İnsanın hep kendinden üstün bir şeyi yada birşeyleri
kabul edip inandığını görüyoruz.
Dinler, kendilerini kutsal fikre dayalı ve dinlerin mensuplarını bir potada eriten , dinsel topluluk içinde
birleştiren inançlar, ibadetler, ritüeller, semboller ve pratikler olarak karşımıza çıkmaktadır. İlk çağlardan
beri insanı en çok etkileyen din, dini inançlar, dini, ritüeller, ibadetler, dini kurumlar hayata insana ,hem bu
dünyadda öteki dünyayı etkilemiştir.
İnanmak denince ilk etapta herkesin bir inanca, dine, kayıtsız bağlı olmak anlaşılıyor. Bu tür bir anlayış insanı
herhangi bir kanıt veya veriye ihtiyaç duymadan doğru ,dogmatik olduğunu kabul ettiğin inançları
kapsar. Burada koşulsuz teslimiyet ,varolan inanma hissi vardır.Burada şunu ifade etmekte yarar var, inanan
insan ,bilerek görerek ve doğruluğunu test ederek, bilimsel olarak ispatlayarak kabul etmemiştir.Bir çok
insan çeşitli dinlere, inançlara mensupsa, bu dinler uğruna propaganda, yada savaşlar yapıyorsa, araştırma
yapmaksızın, kesin bilgi ve delillere dayanmaksızın, çevrenin telkini ile doğup büyüdüğü toplumun
inançlarına herhangi bir sorgulama yapmaksızın inanarak savunması aklın alabileceği bir mantık
değildir. Şunu ifade etmek istiyorum taklidi iman ,inanç yada atadan miras kalan bir inancın ,dinin
mensubudur. Bütün dinlerin mensupları anneden, babadan, çevreden duyulanlarla dinini yaşamaya
çalışıyorlar.
İnsanın yaşadığı toplumda , inanma kültür,gelenek ,görenek alışkanlığının muhafaza ederek
inanan,inanmak istediği için inanıp kendisini psikolojik yönden rahatlatıcı veya hoşnut ettiği için
inanan,dahası bilinçaltında ibadet şekilleri ,ritüellerle ilgili şüphelerini bastırarak her dinden ,her inançtan ,
inanan insanlar var.İnandığı zaman inandığına inanmıyor inanmadığı zaman inanmadığına inanmıyor.Bu
mantık insanı Bertrand Russell´ın dediği gibi “İnsan kolay inanan bir canlıdır. Bir şeylere inanmak zorundadır.
İnanmak için iyi bir sebep bulamadığında, elindeki kötü sebeplerle yetinir.” İnanmak anlam olarak doğru
olduğunu sanmaktır.
Dinlere baktığımızda gerçek olgusu her dinin kendi kutsal kitaplarında dile getirilen düşüncelerle
,fikirlerle, kutsal ayet ,metinlerle, kendi gerçekliklerini ifade ederler.Dinsel gerçekliğe mensup oldukları dine
itaat edilmesini, ile olabilceğini dogmatik olan din değerlerlerinin sorgulanmaması görüşündedirler.Bütün
dinler idealisttir. Sebebi ise din olgusu gerçeklik olarak gerçekler dünyasında evrende olmayan ,görünüşler
dünyasında olan yalnızca din düşüncede vardır. Bilincin dışında bir madde olarak evrende yer almaktadır.
Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’ın kutsal metinleri merkeze alınmak suretiyle inancın etki ettiği alanlara
baktığımızda mimariden, estetiğe, sanata, edebiyata, örf, âdet ve geleneklerde, hukuki, siyasi, sosyal,
kültürel, iktisadi ekollerde din her yerde var. Tarih içerisinde, insan uzun çağlar boyunca animizm
(ruhçuluk), naturizm (tabiatçılık) ve totemizm (totemcilik) olarak nitelendirilen inanç sistemlerinin tesiri
altında kalmış . Şintoizmde , Konfüçyüsçülükte, Caynizmde, v.b. dinlerde ölümden sonra ahiret inancı inancı
yoktur.Dinler tarihine baktığımızda bazı dinlerde ahiret inancı, insana dünyada ve ahiret ile, öteki dünya ile
ilgili sorumluluk kazandırır.Yeryüzündeki kutsal olan semavi dinler ,ilkel dinler, Zerdüşlük ,Hint kökenli dinler
; Hinduizm, Budizm, Caynizm, Sihizm’i Çin ve Japonyadaki Konfüçyanizm ,Taoizm Şintoizm olsun bunun yanı
sıra totem inancı, mana, panteistler ,ateistler, deistler, hümanistler, rasyonalistler, agnostikler
,fundamentalistler kendilerini mutluluğa ,refaha götürecek bir yolu takip ederler.Burada insanlar inandıkları
dinin karekterini taşırlar.
İnsanın var olduğu çağlardan beri insanların avcılıktan,toplayıcıklıktan , yerleşik hayattan tarım aşamasına,
modern bir yaşamın içinde yer edinmiş olan din oldusu insanların sorunlarına,korkularına,çıkmazlarına
cevap vermekteydi.Günümüz dünyasında din insanlar arasında büyük uçurumlara sebep olmaktadır.Aslında
ilahi dinler var olduktan sonra insanlar arasındaki inanç olayı bu uçurumların dahada artmasına sebep
oldu.Dinlerde hoşgörü, inançlara saygı, konusunda insanların yapıp ettiklerinden dolayı insanların büyük bir
çoğunluğu dinlari zararlı görmektedir. Herhangi bir dine mensup olan inandığı dinin bakış açısını baz alarak
tek taraflı bakmasına bunun sonucunda diğer dine mensup insanlara ön yargılı, yada antipati, düşmanca, ile
bakmasına inandığı din uğruna insanları öldürmeye kadar işi götürebiliyor.
Ortaçağ Avrupa’sına baktığımızda din ve kilisenin, dinin toplum üzerindeki etkisinin ne kadar büyük
boyutlarda olduğunu görürüz. Bilimsel gelişmelerin, araştırmaların ve bilimsel gerçeklerin dahi geçerliliğinin
kilise yada İncil karşısında hiçbir önem taşımadığı bu dönemde tanınan tek gerçek vardı ve o da kilisenin ve
buna bağlı olarak papazların, incilin gerçeğidir. Daha sonra coğrafi keşifler,Rönesans ,din yönünden yapılan
reformlar, yeniçağda düşünce biçimi gelişmiş. Bu çağda, akılcıl, ussal ve bilimsel düşüncenin öne çıkarıldığı
dönemdir. Artık gerçeğin ölçütü “fikir, düşünce, bilim, akıl ,us ” olmuştur. Bu durum özgür düşünceyi
pekiştiren,bilimsel gelişmeleri,insanların gerçekliklik ilgili anlayışlarını geliştirmekle kalmıyor, aynı zamanda
düşüncenin gelişmesini ,hayatın gerçekliğinin sorgulanmasınıve gerçeklik ile ilgili farklı fikirlerin ,ortaya
çıkmasını sağladı.Bu Ortaçağda yaşanan bir çok durum islama,museviliğe,farklı dinlere mensup bir çok miras
olarak aileden atadan aldığı dine inanarak yaşamı başkalarına zehir ederek dini inançlarını yaşamaya
çalışıyorlar.
Eğer insan inandığı kendi dininin gerçekliğini diğer dinleri göre daha üst bir konumda olduğunu
düşünüyorsa;
Başka dinleri , inançlarını reddetmeye yönlendiriyorsa;
İnsan inandığı dini üstün görerek, diğer dinlere göre doğru,feraha,mutluluğa ,huzura , kurtarıcı olarak
görüyorsa ;bu insan gereksiz sorumluluklar yükler. Dinlerin ahlaki ,maneviyat açısından birbirine eşit
düzeyde olduğunu gözden kaçırmamak gerekir. İngiliz din adamı yazar Charles Caleb Colton´un dediği gibi
İnsanlar, dinleri üzerine münakaşa ve kavga ederler; dinleri üzerine kitaplar, yazılar yazarlar; dinleri uğrunda
ölümü göze alırlar, dinleri uğrunda her şeyi yaparlar, dinlerinin emrettiği gibi yaşamaları dışında. Son olarak
insanın ruhi ve manevi hayatını dolduran, iç dünyası olsun düşünce ,duygu, davranış dünyasını düzenleyen,
onu erdeme,ahlaka ve iyiliğe yönelten; yalnızlığını, sıkıntılarını gideren, dertlerine çare olan ,ona güven
duygusu veren,kurtuluşa erdiren bir din olgusu ile yaşamanız dileğiyle…
