Kopenhag 22 Mart 2026
Ahmet Akkoç
Geçtiğimiz hafta lanse edilen film ‘I Heard That They Are Not Going To See Each Other Anymore’, CPH:DOX film festivalinin favorileri arasındaydı. Kopenhag’da her mart (bazen de ülke genelinde) düzenlenen bu belgesel festivalinin bu yılında, bu uzun isimli film özellikle deneysel çalışmalara yönelik NEXT:WAVE kategorisi altında katıldı.

Yönetmen Wong Ka Ki’nin bu sürealist filmini kelimelere dökmek gerçekten zor ve belki de etkileyiciliği bundan geliyor. I Heard That They Are Not Going To See Each Other Anymore; yabancılaşma, aşk acıları ve keder temalarını yansıtan bir belgesel. 4 gencin, 2 çiftin birbiriyle ilişkisi ve birbirini belgelemesi…
Hong Konglu bir ekibin yanı sıra, bu uluslarası çalışma aynı zamanda oyuncu Melih Selçuk’u içeriyor. Selçuk, özellikle Semih Kaplanoğlu’nun Süt üçlemesi‘ndeki Yusuf rolü ile tanınmıştı. Doğaçlama ürünü bu film aynı zamanda Selçuk’un kariyerindeki bir dönüm noktasını yansıtıyor, oyunculuktan yavaş yavaş film yapımcılığına bir yönelişi.
İncelemenin kalanı aşağıda!
Yabancılaşma
Belgeseller yabancılaştırır mı? Bu film seyirciye alışagelmiş olduğunu değil, daha önce ekranda izlemediği görüntüler sunmaya çalışıyor. Ve ifade ettiği sözlerden çok mecazi görüntüler ile veriliyor. Filmde sanki hayvanat bahçesinde kafesin ardındaki hayvanları izler gibi hissediyorsunuz. Kuşlar serbestçe uçarken, bizim karakterlerimiz mahpus, kaderlerinden kaçamıyorlar. Hayat akmaya devam ediyor ama kimsecik onları bekleyip onlara refakat edecek değil. Zavallıları serbest bırakıversinler, doğaya salsınlar…
Film, Tayvan’da geçiyor ancak kimse Tayvanlı değil, hepsi birer yabancı. Oyuncular farklı bir ülkede kendi dillerini konuşuyor, kendi adlarıyla oynuyorlar; fakat oynadıkları karakter tam onlar gibi değil. Yani hem filmin dünyasında birer yabancı, hem oyuncuları tanıyan izleyeciler için birer yabancı olmuş oluyorlar.

Bunu özellikle Melih Selçuk’un karakteri Melih’te çok sert bir şekilde fark ediyoruz. Melih, Noodle dükkanında çalışan bir gurbetçiyi canlandırıyor. Geldiği yeri terk etmeye mecbur kalmış, bulunduğu süre boyunca sürekli yargılandığını hissetmiş biri olarak, bilmediği bir memlekette gelişigüzel bir işte çalışıyor. Bugüne ait değil, fakat geçmişine hiç ait değil.
Tabii bu sadece Melih’e has değil; agresif Tao (Elizabeth Tang Tao) ile pasif Shin (Shin Cheung Yuk-Hin) ikilisini de izlediğimiz zaman, toplumdan nasıl soyutlandıklarını fark ediyoruz. Bir zamanlar ibadete kullanılan şimdi terk edilmiş tapınaklarda buluşup sessizliğe sığınıyorlar. Radyo, telsiz gibi demode araç gereçlerle oynuyorlar. Habire Melih’in noodle dükkanına oturuyorlar; Tao, Shin’i dövmediği zaman, gidip gidip Melih’e tuhaf sorular sorarak kameraya alıyor.
Filmin adı yabancı olsa da, mesele aslında gayet tanıdık: “Artık Görüşmüyorlarmış”.
Aşk Acıları
Birileriyle paylaşmak istediğin anlar…

Melih bir gün kendine bir çiçek bırakıldığını fark eder. Sonra tekrar, yine tekrar… Yu-Ping (Yu-Ping Wang) adında sessiz, sarhoş bir kız sürekli Melih’e çiçek bırakıyor. Bazen bir sandalyaye, bazen bir bavulda, en sonunda da eline… Meraklı okur için bu çiçeğin adı Lökospermum (iğne yastığı bitkisi).
Bu çiçek filmdeki karakterlerin de anlamını çözmeye uğraştığı bir sembol. Gençlerden birisi çiçeği bir radyoya benzetiyor ve tahmin ediyor ki sadece belli bir frekansı dinleyebilenler bu çiçeğin anlamını hissedebilir. Ve hakkaten, çiçeklerle konuşmaya başlıyorlar.
Çiçeğin tam anlamı izleyicinin yorumuna bırakılıyor ancak temelde simgelediği önceki aşklar ve onların hatırası. Bu ilişkilerden önce de ilişkiler vardı. Tatlısı da acısıyla da. Ve her bir karakter çiçekle konuştuğu zaman o geçmişteki ilişkiler ile konuşuyor. Eski bir sevgilinin en sevdiği yemeği ya da şarkısını düşünür gibi şok yiyerek aşk acılarını tekrar tekrar yaşıyorlar.
Keder
Karaktlerimizin ilişkileri birbiriyle karıştıkça, izleyici Bir Yaz Gecesi Rüyası uyarlaması izlediğini düşünebilir. Fakat I Heard That They Are Not Going To See Each Other Anymore‘da sevgililer birbirini şaşırmıyor. Neye kederli, neyden korktuklarını, ne olacaklarını şaşırıyorlar.
Filmin sonuna doğru bir sahnede Tao, “kimse beni sevmiyor” diye Kantonca, kendi dilinde şikayet etmeye başlıyor. Onu uzaktan gören Melih, Türkçe cevap veriyor. Ve birbirlerinin sözlerini anlamasalar da kederlerinin ortak olduğunu fark ediyorlar.

Film bu duygular harmanına yönelik ne bir tedavi, ne de bir çare sunuyor. Yok, keder nedir ne kadar tatsızdır diye ancak belgeliyor. Tao ile Shin’in kavga edip barışmasıyla, Melih ile Yu-Ping’in rüyada randevularıyla ya da hep birlikte motora binip tıkanıp duran bir trafikle boğuşmalarıyla kederin çok farklı yüzlerini görüyoruz.
Evet, bu film açık ve net bir şekilde bitmiyor. Fakat bittikten sonra uzun bir süre düşündüren bir film.
Siz De Kaçırmayın!
Bu incelemeyi okuduktan sonra biraz merak uyandıysa size müjdem var. Filmin art ardına kapalı gişe yapmasıyla, Pazar 22 Mart ve Çarşamba 25 Mart için ek gösterimler kondu. CPH:DOX sitesinden biletlerinizi alabilirsiniz.
Film, Kopenhag’dan sonra FICG (Guadalajara IFF), Prismatic Ground (NYC) ve RIDM (Montreal) festivalletini turlayacak. Henüz dijital platformlara düşmediği için, filmi izlemek için bu fırsatı Kopenhag çevresinde oturuyorsanız iyi değerlendirin.
