Avrupa Savaşa mı Hazırlanıyor?

Oslo, 14 Aralık 2025

Askeri Şengen Arayışı, Silahlanma Dinamikleri ve Türkiye’nin Stratejik Konumu

Sefa M. Yürükel

Avrupa kıtasında son yıllarda hızla artan silahlanma eğilimi, yeni savunma doktrinleri ve “Askeri Şengen” olarak adlandırılan askeri hareketlilik düzeni, güvenlik politikalarının köklü bir dönüşüm içinde olduğunu göstermektedir. Rusya’nın jeopolitik aktivizmi ve ABD’nin küresel önceliklerinin değişmesi, Avrupa ülkelerini kendi savunma kapasitelerini yeniden değerlendirmeye zorlamaktadır. Ancak ortaya çıkan tablo, Avrupa’nın askeri kapasitesinin Rusya gibi büyük bir güç karşısında oldukça sınırlı olduğunu göstermektedir. Bu nedenle Avrupa’nın geliştirdiği girişimler, caydırıcılık oluşturmaktan ziyade eksik kapasitenin başka ülkelere yüklenmesine yönelik stratejik hamleler niteliği taşımaktadır.

Bu noktada Türkiye’nin konumu kritik hâle gelmektedir. Avrupa Birliği’nin uzun yıllardır siyasi nedenlerle üyeliğe kabul etmediği Türkiye, konu askeri kapasite olduğunda bir anda Avrupa güvenlik mimarisinin merkezine yerleştirilmektedir. Askeri Şengen fikrine Türkiye’nin dahil edilme çabası, Avrupa’nın kendi askeri zafiyetlerini telafi etmek için Türkiye’nin coğrafi, lojistik ve askeri gücüne ihtiyaç duyduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu durum, Türkiye açısından stratejik, jeopolitik ve varoluşsal açıdan dikkatle değerlendirilmesi gereken bir kırılma noktasıdır.

Avrupa, güvenlik politikalarını genişleterek bir “savaş ekonomisi”ne yakın bir modele yönelirken, sahip olduğu demografik, lojistik ve askerî kapasitenin büyük bir güçle doğrudan karşılaşma için yetersiz olduğunu bilmektedir. Bu nedenle Avrupa’nın güvenlik stratejisi, kendi eksikliklerini Türkiye gibi bölgesel güçlerin kapasitesiyle kapatmayı hedefleyen bir yapıya dönüşmektedir. Bu yaklaşım, Türkiye’yi Avrupa savunmasının lojistik taşıyıcısı, yani bir tür “jeopolitik tampon” hâline getirme riskini taşımaktadır.

Türkiye’nin jeopolitik konumu, askeri kapasitesi ve bölgesel etkisi, Avrupa’nın planladığı güvenlik mimarisi için kritik unsurlardır. Ancak bu kapasitenin Avrupa’nın çıkarlarına hizmet edecek şekilde kullanılmasını isteyen modeller, Türkiye’nin kendi ulusal çıkarları açısından önemli tehditler barındırmaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin Avrupa merkezli askerî hareketlilik projelerine dahil edilmesi, kapsamlı bir jeopolitik analiz gerektirmektedir.

Avrupa’nın Artan Silahlanma Eğilimi

Avrupa ülkeleri son beş yıl içinde savunma harcamalarını ciddi oranda artırmıştır. Bu artış, yalnızca modernizasyon ihtiyacından değil, aynı zamanda Rusya ile yaşanan jeopolitik gerilimden kaynaklanmaktadır. Savunma sanayii şirketlerinin üretim kapasiteleri genişletilmiş, cephane ve füze stokları artırılmış, birçok ülkede zorunlu askerlik yeniden gündeme alınmıştır. Ancak bu silahlanma süreci, Avrupa’nın gerçek savaş kapasitesi açısından çoğu zaman şişirilmiş bir görüntü sunmaktadır.

Silahlanmanın hızında artış olsa da Avrupa ülkelerinin çoğu askerî açıdan parçalı, koordinasyon eksikliği yaşayan ve ağır bürokratik süreçlerle bağlanmış yapılardır. Avrupa Birliği’nde ortak bir komuta yapısının olmaması, ulusal orduların farklı doktrin ve sistemler kullanması, koordineli bir savunma planı geliştirmeyi zorlaştırmaktadır. Bu zayıflıklar, Avrupa’nın dışarıdan bakıldığında güçlü görünse de pratikte sınırlı hareket kabiliyetine sahip bir askeri yapıya işaret etmektedir.

Demografik daralma ve genç nüfus eksikliği, Avrupa ordularının en büyük zafiyetlerinden biridir. Pek çok ülkede aktif asker sayısı düşük, seferberlik kapasitesi sınırlı, savaş tecrübesi neredeyse yoktur. Rusya ile karşılaştırıldığında Avrupa ordularının savaşma kapasitesi yalnızca teknolojik araçlara dayanmakta, insan gücü ciddi bir açık olarak görünmektedir. Bu durum, Avrupa’nın neden Türkiye gibi nüfus, coğrafya ve hareketlilik avantajı olan bir ülkeye yöneldiğini açıklamaktadır.

Avrupa’nın hızla artan silahlanma çabası bir diğer açıdan savunma sanayii sektörlerinin ekonomik çıkarları tarafından da şekillendirilmektedir. Üçüncü taraf ülkelerle yapılan silahlandırma anlaşmaları ve askeri fonların büyümesi, Avrupa’nın güvenlik politikası ile sanayi çıkarları arasındaki bağın güçlendiğini göstermektedir. Bu nedenle Avrupa’nın silahlanma motivasyonu yalnızca güvenlik kaygısıyla değil, ekonomik kalkınma ve sanayi rekabetiyle de ilişkilidir.

Tüm bu dinamikler, Avrupa’nın savaş istemese bile savaşa hazırlanan bir zihinsel ve yapısal dönüşüm içinde olduğunu göstermektedir. Ancak bu dönüşüm, gerçek bir askerî kapasite yaratmak yerine eksiklerini başka ülkelerin omuzlarına yükleme eğilimini güçlendirmektedir.

Askeri Şengen Girişimi ve Stratejik Amacı

“Askeri Şengen” kavramı, askeri birliklerin ve ekipmanların Avrupa içinde serbest ve hızlı hareket edebilmesi için bürokratik engellerin kaldırılmasını hedefleyen bir yapıdır. Normal Şengen düzeni insan hareketliliğini hızlandırırken, Askeri Şengen orduların hareketliliğini kolaylaştırmaktadır. Ancak bu girişimin gerçekte ne anlama geldiği, Avrupa’nın güvenlik stratejisinin derin yönelimlerini açığa çıkarmaktadır.

Askeri Şengen’in temel amacı, Avrupa’nın güvenlik açığını yüksek hızlı intikal kabiliyeti ile telafi etmektir. Çünkü Avrupa orduları kişi sayısı, lojistik kapasite ve stratejik derinlik bakımından sınırlı olduğundan, ancak hızlı birlik aktarımıyla caydırıcılık yaratabileceğini düşünmektedir. Bu çerçevede Baltık ülkeleri, Polonya ve Balkanlar gibi bölgeler kritik öncelik sahaları olarak belirlenmiştir.

Bu girişimin önemli bir unsuru da NATO’nun lojistik altyapısının Avrupa Birliği’ne entegre edilmesidir. Böylece AB ve NATO arasında askeri yük paylaşımı sağlanması hedeflenmektedir. Ancak ABD’nin kendi küresel önceliklerini Asya-Pasifik bölgesine kaydırması nedeniyle Avrupa’nın bu girişimde yalnız bırakılma ihtimali yüksektir.

Askeri Şengen, yalnızca Avrupa içindeki hareketliliği değil, Avrupa dışından gelecek askerî güçlerin de kıta içine hızlı erişimini düzenlemektedir. Bu nokta Türkiye’nin önemini artırmaktadır. Avrupa’nın, Türkiye’nin coğrafi konumunu Askeri Şengen’in “güney koridoru” olarak kullanmak istemesi, planın arkasındaki jeopolitik gerçekliği temsil etmektedir.

Girişimin bir diğer amacı, Rusya’ya karşı caydırıcılık söylemini güçlendirmektir. Avrupa kendi içinde askerî hareket kabiliyeti oluşturamayacağını bildiği için daha geniş bir coğrafyayı kapsayacak bir lojistik entegrasyon arayışına yönelmektedir. Bu, Türkiye gibi ülkeleri Askeri Şengen’e dahil ederek güvenlik zincirini güney ve doğuya doğru genişletme eğilimini doğurmaktadır.

Askeri Şengen’in temel motivasyonu, Avrupa’nın zayıf askerî kapasitesini telafi etmek için dış destek arayışıdır. Bu nedenle Türkiye’nin bu yapıya dahil edilme çabası, Avrupa’nın kendi eksiklerini örtme stratejisinin doğal bir sonucudur.

Avrupa’nın Askeri Kapasite Gerçeği: Kim Savaşacak?

Avrupa’nın silahlanma hızı artıyor olsa da kıtanın savaş kapasitesi ciddi sınırlılıklara sahiptir. Bu gerçeklik Avrupa’nın kendi kendine açıkça soramadığı bir soruyu gündeme getirmektedir: Rusya ile bir savaş çıkarsa kim savaşacak?

Avrupa ordularının profesyonel asker sayıları düşüktür. Almanya, Fransa ve Hollanda gibi ülkeler aktif asker açısından tarihinin en zayıf seviyesindedir. Çoğu Avrupa ülkesinde savaş tecrübesi yoktur ve modern bir savaşı sürdürecek lojistik kapasite bulunmamaktadır. Zorunlu askerlik kaldırıldığı için genç nüfus ordudan büyük oranda uzaklaşmıştır. Bu durum, Avrupa’nın yüksek teknolojiye rağmen gerçek bir savaş sürdüremeyeceğini göstermektedir.

Rusya ise geniş bir seferberlik sistemi, derin stratejik coğrafya ve büyük bir askeri personel havuzuna sahiptir. Avrupa’nın teknoloji üstünlüğü teorik olarak bazı alanlarda avantaj sağlasa da sahada insan gücü ve stratejik dayanıklılık gerektiren savaş modelinde Avrupa ciddi bir dezavantaj içindedir. Bu nedenle Avrupa’nın tek gerçekçi seçeneği, kendi kapasitesini tamamlayacak müttefik devletlere yönelmektir.

Bu noktada Türkiye devreye sokulmaktadır. Avrupa, demografik avantajı olmayan bir kıta konumundadır. Türkiye ise genç nüfusu, dinamik ordu yapısı ve yüksek savaşma kapasitesiyle bir boşluğu doldurabilecek niteliktedir. Avrupa’nın Türkiye’yi bir anda Askeri Şengen kapsamına almak istemesi tesadüf değildir.

Avrupa’nın stratejisi, risk yüksek olduğunda Türkiye’nin askerî kapasitesini “cephe ülkesi” olarak kullanmak, kendi ordularını ise daha geri ve korunaklı hatlarda tutmaktır. Bu yaklaşım Türkiye için büyük bir tehlike yaratmaktadır: Avrupa’nın savaş kapasitesi eksikliğini telafi eden “jeopolitik tampon” hâline getirilme riski.

Avrupa yıllarca Türkiye’yi siyasi ve kültürel gerekçelerle AB’den uzak tutarken, konu askeri kapasite olduğunda Türkiye’yi birden merkeze alması, yaklaşımın samimiyetsizliğini açıkça ortaya koymaktadır.

Türkiye’nin Askeri Şengen’e Dahil Edilme Çabasının Jeopolitik Arka Planı

Avrupa, Türkiye’yi tamamen askerî ihtiyaç temelli bir yaklaşım üzerinden değerlendirmektedir. Avrupa Birliği Türkiye’nin tam üyeliğini jeopolitik bir kazanım olarak görmemiş, aksine siyasi risk olarak değerlendirmiştir. Buna karşın Askeri Şengen bağlamında Türkiye’nin dahil edilmesi, Avrupa’nın stratejik hesaplamaları açısından büyük önem taşımaktadır.

Türkiye’nin coğrafi konumu Avrupa’nın savunması açısından kritik bir arter niteliğindedir. Orta Doğu, Kafkasya ve Karadeniz’e açılan kapı olan Türkiye, Avrupa için yalnızca bir müttefik değil aynı zamanda zorunlu bir stratejik köprü hâline gelmiştir. Bu nedenle Avrupa’nın Türkiye’yi Askeri Şengen’e dahil etme isteği aslında Türkiye’nin coğrafyasını ve ordusunu Avrupa’nın savunma zincirine eklemek anlamına gelmektedir.

Avrupa’nın bu yaklaşımdaki temel hedefi Türkiye’yi bir “lojistik merkez” ve “cephe ülkesi” olarak konumlandırmaktır. Yani riskli bölgelerde Türkiye’nin asker konuşlandırması, Avrupa’nın ise arkada kalarak koordinasyon sağlaması hedeflenmektedir. Bu model Türkiye için büyük bir asimetrik yük yaratacaktır.

Türkiye’nin Askeri Şengen kapsamına alınması, Avrupa’nın askerî stratejisini Türkiye üzerinden Rusya ve Orta Doğu’ya genişletmesi anlamına gelir. Bu kapsamda Türkiye’nin NATO içindeki rolü de Avrupa lehine yeniden şekillendirilecektir. Avrupa’nın Türkiye’yi NATO’nun güney ayağının ana unsuru hâline getirmesi, Türkiye’yi jeopolitik riskin merkezine çekerken Avrupa’nın stratejik sorumluluğunu azaltacaktır.

Askeri Şengen’e dahil olmak Türkiye’nin hareket serbestisini ciddi şekilde kısıtlayacaktır. Çünkü Türkiye, Avrupa’nın kolektif askerî hareket planlarına entegre olduğunda kendi ulusal önceliklerini ikinci plana itmek zorunda kalacaktır. Bu durum Türkiye’nin hem Rusya hem de bölgesel ülkelerle olan ilişkilerini doğrudan etkileyecektir.

Bu nedenle Türkiye’nin böyle bir askeri hareketlilik rejimine dahil edilmesi, jeopolitik ve stratejik açıdan derin sonuçlar doğurabilecek bir mesele niteliğindedir.

Türkiye’nin Bu Yapıya Dahil Olmaması Gereken Jeopolitik Nedenler

Türkiye’nin Askeri Şengen’e dahil edilmesi, Avrupa açısından avantaj sağlayacak olsa da Türkiye açısından ciddi jeopolitik riskler barındırmaktadır. Bu risklerin başında Türkiye’nin Avrupa’nın jeopolitik tamponu hâline gelmesi gelmektedir. Böyle bir durumda Türkiye, Avrupa’nın savunma hattının ön cephe ülkesi konumuna sürüklenecek ve doğrudan hedef hâline getirilecektir.

Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından en önemli risklerden biri Rusya ile ilişkilerin bozulmasıdır. Türkiye’nin enerji, turizm, tahıl koridoru ve bölgesel güvenlik açısından Rusya’ya bağımlılığı vardır. Avrupa’nın Askeri Şengen yapısı ise Türkiye’yi Rusya ile karşı karşıya getirecek bir stratejik düzendir. Bu durum Türkiye’nin hem ekonomik hem diplomatik hem de güvenlik dengelerini olumsuz etkileyecektir.

Bir diğer kritik risk Türkiye’nin askeri kapasitesinin Avrupa çıkarlarına yönlendirilmesidir. Avrupa’nın kendi ordularını koruyarak Türkiye’yi cepheye sürme stratejisi, Türkiye’yi ciddi askeri kayıplara sürükleyebilir. Avrupa’nın güvenlik açığını kapatmak için Türkiye’nin “jeopolitik bedel ödeyen ülke” hâline gelmesi ulusal güvenlik açısından kabul edilemez bir durumdur.

Askeri Şengen’e dahil olmak Türkiye’nin hareket kabiliyetini sınırlayacak, kendi bölgesel politikalarını bağımsız yürütmesini engelleyecek ve dış politikada Avrupa merkezli bir çizgiye zorlayacaktır. Bu durum Türkiye’nin çok yönlü dış politika stratejisini zayıflatacak ve Türkiye’yi Avrupa’nın jeopolitik ajandasına bağımlı hâle getirecektir.

Türkiye’nin bir başka stratejik riski de iç siyasetin Avrupa güvenlik talepleri doğrultusunda baskı altına girmesidir. Çünkü böyle bir askeri entegrasyon Türkiye’nin savunma rejimini ve güvenlik hukuku sistemini doğrudan etkileyecektir.

Bu nedenle Türkiye’nin Askeri Şengen’e dahil olması, kısa vadeli güvenlik iş birliği gibi görünse de uzun vadede Türkiye’nin egemenlik, güvenlik ve jeopolitik bütünlüğü açısından olumsuz sonuçlar doğurabilecek bir adımdır.

Sonuç

Avrupa’nın hızla artan silahlanma eğilimi, askeri mobilite projeleri ve Askeri Şengen girişimi, kıtanın savaş ihtimaline karşı kendi güvenlik mimarisini yeniden kurma çabasının bir parçasıdır. Ancak Avrupa’nın sahip olduğu askerî kapasite, Rusya gibi büyük güçlerle doğrudan bir çatışma sürecinde yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle Avrupa’nın stratejisi, eksik asker ve stratejik derinlik kapasitesini Türkiye gibi bölgesel bir güçle tamamlamaktır. Bu yaklaşım Türkiye açısından ciddi jeopolitik riskler içermektedir.

Türkiye’nin Avrupa tarafından siyasi alanda dışlanmasına rağmen askeri kapasite söz konusu olduğunda bir anda merkezî konuma getirilmesi, yaklaşımın pragmatik ve tek taraflı olduğunu göstermektedir. Türkiye’nin bu tür bir askeri düzenin içine çekilmesi, onu Avrupa savunmasının ön cephesi hâline getirecek ve kendi ulusal güvenliğini ikinci plana itecek bir sonuç yaratacaktır.

Türkiye’nin uzun vadeli jeopolitik çıkarları, çok kutuplu bir uluslararası sistemde bağımsız hareket kabiliyetini korumasını gerektirmektedir. Askerî Şengen’e katılmak ise bu bağımsızlığı sınırlayacak, Türkiye’yi Avrupa güvenlik mimarisinin yük taşıyıcısı hâline getirecek ve Türkiye’nin hem bölgesel hem küresel denge politikalarını zayıflatacaktır. Türkiye, askerî kapasitesini başka bir gücün stratejik eksiklerini tamamlamak için kullanmamalı; kendi jeopolitik vizyonuna uygun bir güvenlik mimarisi inşa etmeye devam etmelidir.

Kaynakça

Allison, R. (2023). Russia, the West, and the Security Architecture of Europe. Oxford University Press.

Asmus, R. D., & Larrabee, F. S. (1996). “NATO and the EU: New Partnerships for European Security.” Survival, 38(4), 92–110.

Bendiek, A., & Kempin, R. (2019). Europe’s Defense Dilemma: Capacity Gaps and Strategic Dependencies. Stiftung Wissenschaft und Politik.

Béraud-Sudreau, L., & Pothier, F. (2022). European Defence Spending: Between Political Ambition and Military Reality. IISS Research Paper.

Biscop, S. (2020). European Defence: The Capability Gap and the Quest for Strategic Autonomy. Routledge.

Charap, S., & Colton, T. (2017). Everyone Loses: The Ukraine Crisis and the Ruinous Contest for Post-Soviet Eurasia. Routledge.

Chivvis, C. S. (2021). “The Mirage of European Strategic Autonomy.” Carnegie Endowment for International Peace.

Cornish, P., & Edwards, G. (2001). “The Strategic Culture of the European Union.” International Affairs, 77(3), 587–603.

Ekşi, M. (2020). Jeopolitik Rekabet ve Türkiye’nin Stratejik Konumu. SETA Analiz.

Emanuelsson, A.-C. (2015). “Military Mobility in Europe: Overcoming Structural and Legal Barriers.” European Security Journal, 24(3), 345–365.

Gressel, G. (2023). The Illusion of Europe’s Military Preparedness. European Council on Foreign Relations (ECFR).

Haglund, D. G. (2021). NATO, Europe, and Strategic Burden-Sharing. Palgrave Macmillan.

Kirişçi, K., & Toygür, I. (2021). Turkey and the EU: Security Interdependence in a Fragmenting World. Brookings Institution.

Kupchan, C. (2014). No One’s World: The West, the Rising Rest, and the Coming Global Turn. Oxford University Press.

Lindley-French, J. (2017). The Future of European Defence: Strategic Choices for the 21st Century. Routledge.

Mearsheimer, J. J. (2001). The Tragedy of Great Power Politics. W.W. Norton.

Menon, R., & Rumer, E. (2015). Conflict in Ukraine: The Unwinding of the Post-Cold War Order. MIT Press.

NATO. (2022). Deterrence and Defence Posture Review. NATO Official Publications.

Nye, J. S. (2020). Do Morals Matter? Presidents and Foreign Policy from FDR to Trump. Oxford University Press.

Öniş, Z. (2017). “Turkey and Emerging Powers: The BRICS and Beyond.” Third World Quarterly, 38(8), 1830–1845.

Pifer, S. (2021). European Security After the INF Treaty. Brookings Arms Control Series.

Sakwa, R. (2015). Frontline Ukraine: Crisis in the Borderlands. I.B. Tauris.

Sarotte, M. E. (2021). Not One Inch: America, Russia, and the Making of Post–Cold War Stalemate. Yale University Press.

Schimmelfennig, F. (2018). The European Union’s Security Governance. Palgrave Studies in European Governance.

Smith, M. E. (2020). Europe’s Common Security and Defence Policy: Capacity, Capabilities, and Constraints. Cambridge University Press.

Toje, A. (2011). The European Union as a Small Power: After the Post–Cold War. Palgrave Macmillan.

Trenin, D. (2016). Should We Fear Russia? Polity Press.

Tür, Ö. (2022). “Turkey, NATO, and Strategic Autonomy in a Multipolar World.” Global Policy, 13(4), 512–526.

Walt, S. M. (1987). The Origins of Alliances. Cornell University Press.

Waltz, K. (1979). Theory of International Politics. Addison-Wesley.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir