Cennet ve Cehennem A.Ş. : Korku Üretim Endüstrisi

Oslo, 27 Ekim 2025

Bir sabah uyandım; televizyonu açtım.

Ekranda biri bağırıyordu:

“Eğer bizim gibi düşünmezsen, yanarsın!”

Kapatıp radyoyu açtım, orada da başka biri diyordu:

“Bizimle yürürsen kurtulursun.”

Dedim ki, demek ki bu dünya bir “müşteri kazanma savaşı.” Yalnız burada satılan şey, sigorta değil: ebedi kurtuluş paketi.

Cennet ve Cehennem, aslında insanlığın en eski “korku ve ödül sistemi.” Biri havuç, öbürü sopa. Kısacası: ruhsal kapitalizmin iki logosu.

Tanrısal Reklamcılık

Kimi “cenneti” anlatır: altın kapılar, huriler, şelaleler, sınırsız keyif. Kimi “cehennemi” anlatır: ateşler, zincirler, sonsuz acı. Ama ikisinin ortasında ne var? Korkuyla yönetilen bir insan.

İlginçtir, kimse “şimdiki dünyayı düzeltelim” demez; herkes “sonraki dünyaya yatırım” peşinde. Dünyada adalet arayana “sabret,” dünyayı sömürüp gidenlere “nasibi varmış.” Ve böylece herkes rolünü oynar, perde hiç kapanmaz.

Cennet: sisteme uyanların ödülüdür. Cehennem: soru soranların payına düşen cezadır. İşte bu kadar basit bir denklemle, insanlık yönetilmiştir.

Günah Ekonomisi

Her dönemin bir para birimi vardır: Orta Çağ’da altın, modern çağda dolar, ama bütün çağların ortak parası günahtır. Ve bu günahın borsasını yönetenler, “ahiret simsarı”dır. Ne kadar korkarsan, o kadar itaat edersin. Korkunun olduğu yerde akıl susar, vicdan da tatilde olur. Birileri cennet biletini “iman taksitiyle” satar, cehennem tehdidini ise “disiplin” diye ambalajlar. İnsanlar bu kadar korkarken, kimse şunu fark etmez: Cehennem ateşinin en sıcak hali, aslında buradaki adaletsizliktir.

Korkunun Psikolojisi

Çocukken bize dediler ki: “Yalan söylersen yanarsın.” Sonra büyüdük, gördük ki; en çok yalanı söyleyenler hep kürsüdeydi, ama hiç yanmadılar. Cehennem tehdidi, düşünmeyeni kontrol eder. Cennet vaadi, düşünmeyeni uyuşturur. Ve böylece iki kutuplu bir sistem kurulur:

Sorgulamak = yanmak,

itaat etmek = kurtulmak.

Ama insanın aklı sormadan duramaz: “Eğer Tanrı bu kadar merhametliyse, niye bizi ateşle korkutuyor?” İşte tam o anda, “sus!” denir. Çünkü korkunun düzeni, soruya değil, sessizliğe ihtiyaç duyar.

Gerçek Cennet Nerede?

Bir düşün:

Eğer bir gün herkes adil yaşasa, kimse kimseyi kandırmasa, hiç aç çocuk kalmasa, ve insanlar birbirine saygı duysa, burası cennet olmaz mı zaten? Belki de cennet, hiç kimsenin tekelinde olmayan bir haldir: korkusuz yaşamak, iyi olmaktan çıkar beklememek.

Ve cehennem?

Belki de vicdanı susturup çıkar peşinde koşmaktır. Gerçek cehennem ateşten değil, pişmanlıktan yanar. Gerçek cennet, altın kapıdan değil, açık yürekten girilir. Ama insanlar, bu sade gerçeği görmektense sonsuz kataloglar hâlinde ahiret turları dinlemeyi tercih ediyor. Çünkü gerçek cennet, kimseye “komisyon” kazandırmaz.

Son Söz:Korkusuz Bir İnanç

Cennet ve cehennem, insanın ahlakını değil, korkusunu şekillendirdi. Halbuki korkuyla yapılan iyilik, iyilik değil, sigortadır. Belki de insanlığın en büyük imtihanı, Tanrı’ya değil, aklına güvenmektir. Ve bir gün gelir de, insanlar iyiliği ödül için değil, kötülüğü ceza korkusuyla değil, sadece doğru olduğu için yaparsa,  o gün cennet de cehennem de tarih olur.

Belki de Tanrı, o zaman ilk defa gülümser:

“Nihayet, çocuklarım beni korkudan değil, sevgiden anladı.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir