Kopenhag 7 Ağustos 2026
Binlerce yıllık taşların arasında insanlığın geçmişini yeniden düşünmek
İngiltere’nin güneybatısında, Wiltshire bölgesinin geniş yeşil düzlükleri üzerinde yükselen Stonehenge, insanlığın en eski ve en gizemli yapılarından biri olarak ziyaretçilerini karşılıyor.
Buraya geldiğinizde ilk dikkatinizi çeken şey, çevrenin sakinliği oluyor. Uçsuz bucaksız bir arazi, rüzgârla hareket eden çimler ve ortasında binlerce yıldır ayakta duran dev taşlar…
Bugün modern dünyada yaşayan bizler için bu taşlara bakmak kolay değil. Çünkü karşımızda sadece büyük kayalar değil, yaklaşık 5 bin yıl önce yaşamış insanların emeği, inancı, bilgisi ve hayal gücü duruyor.
Bir insan, binlerce yıl önce hiçbir modern araç olmadan 20–30 ton ağırlığındaki taşları nasıl taşıdı? Bu taşları nasıl ölçerek yerleştirdi? Neden tam olarak bu noktayı seçti?
Stonehenge’in gizemi de tam olarak burada başlıyor.

Stonehenge nasıl ortaya çıktı?
Arkeolojik araştırmalara göre Stonehenge’in yapımı yaklaşık MÖ 3100 yıllarında başladı ve farklı aşamalarla yüzlerce yıl boyunca devam etti.
Yani bu yapı tek bir kişinin veya tek bir neslin eseri değildi. Kuşaklar boyunca devam eden büyük bir toplumsal organizasyonun sonucuydu.
Stonehenge’i yapan insanlar yazılı tarih bırakmadılar. Bu nedenle onların kim olduğu konusunda kesin bilgilerimiz bulunmuyor. Ancak arkeologlar, bölgede yaşayan Neolitik dönem topluluklarının bu büyük projeyi gerçekleştirdiğini düşünüyor.
Bu insanlar sadece taşları üst üste koymadılar. Güneşin hareketlerini takip eden, mevsimleri gözlemleyen ve gökyüzüyle bağlantı kuran bir sistem oluşturdular.
Stonehenge’i ilk kim araştırdı?
Stonehenge çok eski dönemlerden beri bölgede yaşayan insanlar tarafından biliniyordu. Ancak bilimsel anlamda ilk araştırmalar 17. yüzyılda başladı.
İngiliz antikacı ve araştırmacı John Aubrey, 1660’lı yıllarda Stonehenge üzerinde incelemeler yaptı. Aubrey, yapının Roma döneminden değil, çok daha eski bir geçmişten kalmış olabileceğini fark eden ilk kişilerden biri oldu.
Daha sonra arkeologlar ve tarihçiler tarafından yapılan çalışmalar, Stonehenge’in tarih öncesi Avrupa’nın en önemli anıtlarından biri olduğunu ortaya çıkardı.
Bugün ise Stonehenge, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan ve dünyanın en çok ziyaret edilen tarih öncesi alanlarından biridir.

Dev taşlar nereden getirildi?
Stonehenge’in en büyük sorularından biri, kullanılan taşların kaynağıdır.
Yapıda iki farklı tür taş kullanılmıştır.
İlk grup, yaklaşık 20–30 ton ağırlığındaki büyük sarsen taşlarıdır. Bu dev kayaların çoğunun Stonehenge’e yaklaşık 25 kilometre uzaklıktaki Marlborough Downs bölgesinden getirildiği bilinmektedir.
Ancak asıl şaşırtıcı olan daha küçük görünen ancak çok uzaklardan taşınan mavi taşlardır (bluestones).
Bilim insanları bu taşların yaklaşık 200 kilometre uzaklıktaki Galler bölgesindeki Preseli Tepeleri’nden geldiğini belirledi.
Bugün bile bu mesafe şaşırtıcıdır. Çünkü bu taşların taşındığı dönemde ne kamyonlar vardı ne de modern yollar.
Araştırmacılar, insanların taşları kızaklar üzerinde, ağaç kütükleri kullanarak veya büyük insan gücüyle taşıdığını düşünüyor.
Bu durum bize şunu gösteriyor: Stonehenge sadece bir mimari yapı değil, aynı zamanda büyük bir organizasyon başarısıdır.
Stonehenge neden yapıldı?
Stonehenge’in amacı konusunda hâlâ kesin bir cevap yok.
Bazı bilim insanları buranın dini törenlerin yapıldığı kutsal bir alan olduğunu düşünüyor. Bazıları ise astronomik gözlem merkezi olarak kullanıldığını savunuyor.
Çünkü taşların yerleşimi özellikle güneş hareketleriyle dikkat çekici bir uyum gösteriyor.
Yaz gündönümünde güneşin doğduğu nokta ile taşların konumu arasında özel bir bağlantı bulunuyor. Bu da Stonehenge’i sadece bir mezar veya anıt değil, aynı zamanda gökyüzünü anlamaya çalışan insanların eseri olarak değerlendirmemize neden oluyor.

Stonehenge çevresi de büyük bir tarih hazinesi
Stonehenge’i ziyaret eden birçok kişi sadece ana taş çemberini görür. Ancak aslında bölgenin tamamı tarih öncesi dönem açısından büyük önem taşıyor.
Yakın çevrede birçok önemli arkeolojik alan bulunuyor.
Bunlardan biri olan Avebury Taş Çemberi, Stonehenge’den daha geniş bir alana yayılmış dev bir tarih öncesi yapıdır.
Ayrıca:
Woodhenge, geçmişte ahşap direklerle oluşturulmuş tören alanı olarak kullanıldığı düşünülen önemli bir bölgedir.
Durrington Walls, Stonehenge’i yapan toplulukların yaşadığı büyük yerleşim alanlarından biri olarak kabul edilir.
Silbury Hill ise Avrupa’nın en büyük tarih öncesi insan yapımı tepelerinden biridir.
Bu alanların tamamı birlikte değerlendirildiğinde Wiltshire bölgesinin binlerce yıl önce önemli bir kültürel merkez olduğu görülür.
Stonehenge’den Göbekli Tepe’ye: Tarihin başlangıcına yolculuk

Foto Tülay Çetinkaya Saraçoğlu
Stonehenge’i gezerken insanın aklına ister istemez Türkiye’deki Göbekli Tepe geliyor.
Şanlıurfa yakınlarında bulunan Göbekli Tepe, insanlık tarihine bakışımızı değiştiren en önemli arkeolojik keşiflerden biri oldu.
Yaklaşık 11 bin 600 yıl öncesine tarihlenen Göbekli Tepe, Stonehenge’den yaklaşık 6 bin yıl daha eskidir.
Buradaki en büyük şaşırtıcı nokta ise şudur:
Göbekli Tepe inşa edildiğinde insanlar henüz büyük şehirlerde yaşamıyor, bugünkü anlamda devletler veya gelişmiş toplum yapıları bulunmuyordu.
Buna rağmen insanlar tonlarca ağırlığındaki taşları işleyerek, üzerlerine hayvan figürleri yaparak ve büyük anıtsal yapılar oluşturarak olağanüstü bir başarı gösterdiler.
Bu keşif, uzun yıllar kabul edilen bazı görüşleri değiştirdi. Daha önce insanların önce yerleşik hayata geçtiği, sonra dini yapılar oluşturduğu düşünülüyordu.
Göbekli Tepe ise bunun daha karmaşık olabileceğini gösterdi. İnsanlar belki de ortak inançlar ve büyük törenler için bir araya gelerek yeni toplumsal düzenlerin oluşmasına katkı sağladı.
Taş Tepeler: İnsanlık tarihinin yeni sayfaları
Bugün Göbekli Tepe artık tek başına değerlendirilmiyor.
Şanlıurfa bölgesinde yürütülen Taş Tepeler Projesi kapsamında Karahantepe başta olmak üzere birçok Neolitik yerleşim araştırılıyor.
Bu bölgeler, insanlığın avcı-toplayıcı yaşamdan daha karmaşık toplumlara geçiş sürecini anlamamız için büyük önem taşıyor.
Her yeni keşif, bize insanlık tarihinin bildiğimizden çok daha eski ve zengin olduğunu gösteriyor.


İki farklı ülke, aynı insanlık hikâyesi
İngiltere’deki Stonehenge ile Türkiye’deki Göbekli Tepe arasında binlerce yıllık fark bulunuyor.
Biri yaklaşık 5 bin yıllık, diğeri ise yaklaşık 11 bin 600 yıllık.
Ancak ikisinin ortak noktası aynı:
İnsanların binlerce yıl önce bile sadece hayatta kalmaya çalışmadığını; düşündüğünü, inandığını, plan yaptığını ve büyük eserler ortaya koyduğunu göstermeleri.
Stonehenge’in sessiz taşları ile Göbekli Tepe’nin kabartmalı sütunları, aslında aynı hikâyeyi anlatıyor:
İnsanlık tarihi sadece savaşlardan ve krallardan oluşmuyor. Bu tarih aynı zamanda düşünen, üreten ve geleceğe iz bırakmak isteyen insanların hikâyesidir.
Stonehenge’i görmek benim için sadece bir gezi değildi. Binlerce yıl öncesine uzanan bir zaman yolculuğuydu. Ve bu yolculuk bana bir kez daha hatırlattı:
Dünyanın en büyük tarih hazinelerinden biri, Anadolu topraklarında bulunan Göbekli Tepe ve Taş Tepeler ile Türkiye’dedir.


Buraya geldiğinizde ilk dikkatinizi çeken şey, çevrenin sakinliği oluyor. Uçsuz bucaksız bir arazi, rüzgârla hafifçe hareket eden yeşil çimler ve ortasında binlerce yıldır ayakta duran dev taşlar…
Bu kadim manzaraya çevrede otlayan koyunlar ve gökyüzünde süzülen kuzgunlar eşlik ediyor. Kuzgunların zaman zaman duyulan sesi, bu sessizliği bozan bir unsur gibi değil; aksine Stonehenge’in binlerce yıllık geçmişine gizemli ve mistik bir hava katıyor.
Birçok kültürde kuzgun; bilgelik, kehanet, ölüm ve yeniden doğuş gibi güçlü sembollerle ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle Stonehenge’in çevresinde görülen kuzgunlar, insanın hayal dünyasında geçmişle bugün arasında kurulan sembolik bir bağ oluşturuyor.
Sanki taşlar, rüzgâr, koyunlar ve gökyüzünde dolaşan kuzgunlar birlikte binlerce yıl öncesinden gelen sessiz bir hikâyeyi anlatıyor. Stonehenge’i etkileyici yapan sadece dev taşların büyüklüğü değil; bulunduğu doğal çevreyle oluşturduğu bu eşsiz uyum ve taşıdığı gizem duygusu.
Göbeklitepe ve Taş Tepeler hakkında daha önce yayımladığım yazılarda da bu eşsiz tarih mirasını farklı yönleriyle ele aldım. Konuya ilgi duyan okurlarımız, aşağıdaki bağlantılardan önceki haber ve gezi yazılarıma da ulaşabilir.
