Kutsal Zulüm: Tanrı, Tespih ve Tahakküm Üzerine Bir Taşlama”

Oslo, 3 Kasım 2025

Dindar Zalimler Çağı

Tarih kitaplarını karıştırdığında, insanın aklına hep aynı sahne gelir:

Bir kral tahtında oturur, tacı altından, kalbi kurşundan…

Yanında bir din adamı, elinde kutsal kitap;

“Tanrı seni seçti” der.

Zalim gülümser, dua eder, sonra da halktan yeni vergi toplar.

Ve o halk, kırılmış, aç, ezilmiş, ellerini göğe kaldırır:

“Allah’ım sabır ver.”

İşte bu paradoks, insanlık tarihinin en eski dini ritüelidir:

Güç sahipleri dua ederek hükmeder, ezilenler dua ederek dayanır.

Tanrısal PR: Günahın Sponsoru Olarak Hayırseverlik

Zalimler neden ibadethane yaptırır, neden her ezanı duyar duymaz ellerini açar, neden bağış kutularını altınla doldurur?

Çünkü bu, tarihin en eski itibar temizleme kampanyasıdır.

Günahın bedelini ödemek yerine, üstünü bağışla kapatmak — bu işin en etkili halkla ilişkiler stratejisidir.

Birini aç bırakırsın, sonra onun adına cami yaptırırsın.

Bir halkı sömürürsün, sonra o halk için “hayır vakfı” kurarsın.

Ve böylece, tarih seni zalim değil, “hayırsever” olarak yazar.

Bu yüzden çoğu zalim, günah işlemeyi değil, günahı yönetmeyi öğrenir.

Tıpkı büyük şirketlerin çevreyi kirletip sonra “yeşil enerji konferansı” düzenlemesi gibi,

zalimler de toplumun vicdanını “dini sponsorluklarla” temizler.

Kader: Fakirin Sakinleştiricisi, Zenginin Sigortası

“Bu dünya bir sınav yeri,” derler.

Ne tuhaftır ki sınav hep yoksula çıkar, ama ödül hep zengine gider.

Kader inancı, tarihin en ustaca toplumsal icatlarından biridir.

Köle efendisine sormaz: “Neden ben?”

Çünkü “takdir-i ilahi” vardır.

Fakir, kendi yoksulluğunu “imtihan” olarak görür;

Zengin, zenginliğini “nimet” olarak.

Böylece düzen, Tanrı’nın adıyla mühürlenir 

ve kimse imzayı atanın saray mı, yoksa gökyüzü mü olduğunu sormaz.

Kader, insanın isyanını donduran kozmik bir sakinleştiricidir.

Zenginler huzurlu uyusun diye, fakirlere sonsuzluk vaadi sunar.

Bir ekmek vermez, ama “cennet” sözü verir.

Bu, dünyanın en ucuz takas sözleşmesidir.

Dindar Zalimlerin Psikolojisi: Tanrı’yı Ortak Etmek

Zalim neden dua eder?

Çünkü dua, suçun ağırlığını hafifleten bir “kozmik işbirliği” hissi yaratır.

Bir cellat, “Tanrı benimle” diyorsa, artık cinayet değildir; “ilahi görev”dir.

Bir diktatör, “Milletin bekası için yaptım” diyorsa, zulüm değil, “kutsal sorumluluk” olur.

Böylece Tanrı, insanın en güçlü bahanesi haline gelir.

Bir zalim, Tanrı’yı değil, Tanrı fikrini yönetir.

Ve insan, Tanrı’yı zalimden değil, zalimden öğrenir.

İşte o yüzden çoğu insan, Tanrı’dan değil, Tanrı’nın “temsilcilerinden” korkar.

Ezilenlerin İmanı: Teslimiyet mi, Direnç mi?

Ama işin ironik tarafı şu:

Ezilen insanlar da inançsız değildir, tam tersine, inançla ayakta kalırlar.

Kaderi kabul etmek, bazen isyan edememenin değil, varlığını sürdürebilmenin tek yoludur.

Bir köylü, tarlası kuruduğunda “Tanrı istedi” der,

çünkü “iktidar istedi” derse kafası kopar.

Bir işçi, çocuğu açken dua eder,

çünkü protesto ederse işini kaybeder.

Kader, bu anlamda, psikolojik bir zırh haline gelir.

İnanç, bazen boyun eğmenin değil, hayatta kalmanın dili olur.

Ama işte sorun tam burada başlar:

Bir gün bu inanç, direnç olmaktan çıkar, alışkanlık haline gelir.

İnsan, acıya değil, acının anlamına tutunur.

Ve o anlam, zamanla zincire dönüşür.

 “Tapmak” Yerine “Sorgulamak”: Yeni Bir İnanç Biçimi

Peki bu kısır döngüye karşı ne yapılmalı?

Cevap basit ama zor:

İnançsızlık değil, bilinç.

Tapmak yerine sormak.

Korkmak yerine anlamak.

Boyun eğmek yerine omuz vermek.

Yeni çağın “tapınması”, bilginin, adaletin, merhametin önünde olmalı.

Çünkü gerçek kutsallık, göğe değil, insanın vicdanına aittir.

Camiler, kiliseler, sinagoglar değil, 

insan kalbi yeni mabet olmalı.

Kurtuluş, Tanrı’yı reddetmekte değil,

Tanrı’yı zalimlerin elinden geri almakta.

Sonuç: Tanrı’nın Cebinde Altın Kart

Tarihin ironisi şu:

Tanrı’nın adı her dönemde kullanılmıştır , kimi savaşta, kimi barışta, kimi bankada.

Ve çoğu zaman Tanrı, güçlülerin cebinde “altın üyelik kartı” olarak dolaşmıştır.

Ama belki de Tanrı, bu gösterinin dışında bir yerde, sessizce bekliyordur.

Zalimlerin yaptırdığı devasa tapınaklarda değil,

fakir bir annenin çocuğuna uzattığı son lokmada saklıdır.

Gerçek inanç, dua edenin değil, acı çekenin sessizliğinde gizlidir.

Ve belki de Tanrı, hiçbir tapınağa değil —

vicdanın içindeki küçük, dürüst sese bakıyordur.

Epilog: Yeni Bir Din Manifestosu

Belki de çağımızın yeni dini şöyle olmalı:

“İyilik yap, sorgula, paylaş, korkma.”

Hiçbir peygamber, hiçbir kral, hiçbir sermaye sahibi bu kadar sade bir emir veremez.

Ama insan kendi aklını Tanrılaştırabilirse,

zalimlerin duası değil, adaletin sesi yükselecektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir