Kopenhag 12 Şubat 2026
Erdal Çolak
Peter Pan anlatısı, geleneksel okumalarda masum bir çocuk masalı olarak değerlendirilse de, metnin derin yapısı incelendiğinde belirgin bir iktidar, düşmanlaştırma ve eleme mantığı ortaya çıkar. Neverland, yalnızca fantastik bir mekân değil; Peter Pan’ın mutlak otoritesini kurduğu, hukukun, ebeveynliğin ve ahlaki sorumluluğun askıya alındığı kapalı bir düzendir. Bu düzende Peter, dünyadan kopardığı çocukları kendi iktidarının parçası hâline getirir; uyum sağlayanlar korunur, uyum sağlayamayanlar ise anlatının üstü örtük diliyle “elenir”. Bu yapı, modern öncesi iktidar biçimlerini andıran, feodal ve ortaçağcı bir mantığın masal formundaki yansımasıdır.
Masalda Peter Pan’ın düşman figürleri nettir. Kaptan Hook ve korsanlar açık düşmanlardır; düzeni tehdit eden, Peter’ın mutlak hâkimiyetine rakip olan figürler olarak kodlanırlar. Bunun yanında anlatıda yer alan Kızılderililer, Peter tarafından sürekli olarak ötekileştirilen, egzotikleştirilen ve şiddetin meşru hedefi hâline getirilen bir topluluk olarak sunulur. Bu temsil, masum bir macera unsuru olmaktan ziyade, Batı-merkezli ve sömürgeci bir dünya görüşünün izlerini taşır. Peter Pan’ın iktidarı, yalnızca çocuklar üzerinde değil; düşman ilan edilen gruplar üzerinde de kurulur. Düşman, burada ahlaki bir kategori değil, iktidarın devamı için gerekli bir unsurdur.
Jeffrey Epstein örneğinde de benzer bir düşmanlaştırma mantığının çağdaş ve çok daha tehlikeli bir biçimde işlediği görülür. Epstein’ın Little Saint James Adası etrafında kurduğu yapı, modern dünyanın ortasında yaratılmış bir istisna alanıdır. Tanıklıklar, dava dosyaları ve gazetecilik araştırmaları, bu adanın yalnızca bireysel suçların işlendiği bir yer değil; aynı zamanda belirli bir elit ağın kendi iç bağlarını güçlendirdiği kapalı bir mekân olduğunu ortaya koymuştur. Bu ağın sürekliliği için çocuklar birer araç hâline getirilmiş, iktidar ve sadakat ilişkileri istismar üzerinden pekiştirilmiştir.
Bazı tanıklıklara ve aktarılan anlatılara göre Epstein’ın dünya tasavvurunda belirgin bir hiyerarşi ve düşman algısı bulunmaktadır. Özellikle Araplar, Müslümanlar ve Yahudi olmayan gruplara yönelik aşağılayıcı ve dışlayıcı söylemler kullandığı iddia edilmiştir. Bu iddialar, Epstein’ın yalnızca bireysel bir suçlu değil; aynı zamanda kendisini belirli bir seçkin sınıfın parçası olarak konumlandıran, ötekini değersizleştiren bir zihniyet taşıdığını düşündürmektedir. Burada düşman, Peter Pan’daki gibi masalsı figürler değildir; modern dünyada etnik, dinsel ve kültürel kimlikler üzerinden tanımlanan gerçek insan topluluklarıdır.
Bu düşmanlaştırma mantığı, özünde ortaçağ iktidar aklının güncellenmiş bir biçimidir. Ortaçağ’da iktidar, kendisini Tanrısal ya da soylu bir meşruiyetle dokunulmaz kılar; “öteki” ise düzenin devamı için şeytanlaştırılırdı. Peter Pan’da bu mantık, masal estetiğiyle örtülür: korsanlar, Kızılderililer ve büyümek zorunda kalan çocuklar düzenin düşmanlarıdır. Epstein örneğinde ise aynı yapı, modern siyaset, sermaye ve uluslararası elitler üzerinden işler; düşman, sistemin dışında kalan ya da onun değer hiyerarşisine uymayan gruplardır.
Her iki anlatıda da çocuklar merkezi bir rol oynar. Peter Pan, çocukları büyümenin ve ebeveynliğin “tehdidinden” kurtardığını iddia ederken, onları kendi iktidar alanına hapseder. Epstein ise çocukları, onları koruduğunu iddia ederek sistemine dâhil eder; ancak bu koruma, gerçekte çocukların özne olmaktan çıkarıldığı, nesneleştirildiği bir düzenin parçasıdır. Çocuk, hem masalda hem de gerçeklikte, daha büyük bir iktidar oyununun sessiz taşıyıcısı hâline gelir.
Peter Pan ile Jeffrey Epstein arasında kurulan benzerlik, bireysel niyetlerin ya da ahlaki düzeylerin eşitlenmesi değil; aynı iktidar mantığının farklı tarihsel bağlamlardaki tezahürlerinin açığa çıkarılmasıdır. Neverland ile Little Saint James arasındaki süreklilik, masal ile gerçek arasındaki uçurumdan çok, iktidarın çocuk, ada ve düşman figürü üzerinden kendini yeniden üretme biçiminde yatar. Bu nedenle Peter Pan yalnızca bir çocuk masalı değil; Epstein vakası da yalnızca bireysel bir suç hikâyesi değildir. Her ikisi de, ortaçağdan bugüne uzanan karanlık bir iktidar geleneğinin farklı yüzlerini görünür kılar.
