Kopenhag 7 Ocak 2026
Erdal Çolak
İnsan var olduğu ilk günden toplumsal otokontrolü sağlamak için çeşitli enstrümanlar kullanır. Din bunların
başında kötülüklerden, günahlardan ve bütün negatif güçlerden kurtuluş anlayışına götürür.Bir diğeri ise
ekonomi olup ekonomik modellerle insanların maddi ihtiyaçlarını karşılayan mal ve hizmetler, sınırlı
durumdaki üretim kaynakları ile tüketirken mutlu etmek ister.İdeolojiler bir düşünce mantığı içerisinde
, hayata ,dünyaya dair görüşü,eylemsel bir düşünce ile yada franksiyonlar yardımı ilebelli bir gurubun
üyelerinin belirli bir fikir ya da amaç çerçevesinde bir araya getirerek grub bilinciyle huzuru yakalamak için
bir çabanın içinde olur.Ne bileyim herkes bir şekilde refaha,feraha, kurtuluşa bir şekilde ulaştırmak
istiyor.Ne kadarda inanılan dinler siyasi görüşler mutluğa götüren yollar farklı farklı olsada amaç insan
üzerinde tahakküm,kurup manüpule ederek baskı altına almaktır.Dinler dahil bütün siyasi ekonomik
,ideolojik olan görüşler insanı, o yolda yürürken bunun yanısıra takip etmek zorundadır.Bütün dinler
mantıklı bir şekilde cennet vaadeni etmeyeni hepsi insanı kötülükten, bedenden, tutku ve öfkeden,iyiliğe
yaşlılık , ölümden, kurtuluşu götürdüğü aşikar.Rasyonalist akılcıl bir mantıkla baktığımızda hemen hemen
hepsinde insanın mantığının kabül edemeyeceği ritüeller,ibadet şekilleri,ödül,ceza modelleri akla hayale
gelmeyen uçuk bir mantıkla karşıya kalıyoruz.
Dünyada son dönemlerde dahil olmak üzere yaşanan bütün olayların kökeninde melez rejimlerin
etkisi,baskısı vardır.Tam demokrasi anlayışından uzak ülkelerin kendi varlıklarını,otoritelerini güçlendirmek
için oluşturdukları karma,melz bir rejim anlayışı hakim.Avrupadaki ülkelere bakın hemen hemen hepsi
melez bir demokrasi anlayışının altında olup olgunlaşmış bir demokrasi anlayışından tamamen uzaklar.İnsan
demokrasiden en anlar? Halkın kendi kendini yönetmesi bilinen en basit cümledir.Aklınıza gelebilecek hiç
bir ülkede insanlar tam demokrasiyi yaşıyamıyor. Devletler kendi çıkarlarına uygun gelen kültürel, etnik ,
siyasal haklara sahip olmalı, barışçıl ve demokratik değerler adı altında çeşitli şartlar sürerek etnik, kültürel
ve dini partilere yasal olarak izin verebiliyor.Ha unutmadan bazı devletler bu tür faaaliyetlere ise izin bile
vermiyorlar.Devletler her ne kadar demokrasi mantığı ile yönetiliyoruz deselerde ister istemez kültür ,din,ırk
birliği,aynı coğrafyada olmaları dünyada yaşanan olaylara yanlı,taraflı,at gözlüğü ile bakmalarına sebep
oluyor.
Devletlerin demokrasi ,özgürlük anlayışı ,işleyişi ,iktidarın belirlenmesindeki seçilme ,seçim süreci
,demokrasiye ortak olup çoğunuğu alma , çoğulculuk mantığı,özgürlükler,herkesin kendisini ifade
ettiği,politik bir anlayışla ,ülkelerdeki demokrasi dahil özgürlükler konusund ane kadar geride olduğu
görebiliyoruz.Her ne kadar bu kriterlere göre Norveç demokrasinin varlığını konusunda başı çeken ilke
olarak gösteriliyorsa bunun yanı başında Afganistan ise en sonuncu ülke olarak gösteriliyorsa demek ki
Taliban yönetimini öyle veya böyle iktidar güö olarak kabül etmiş oluyoruz.İlginç olan ise tam demokratik
ülke olarak gösterilen Norveç Norveç resmi olarak Norveç,Danimarka gibi parlamenter bir yapı
çerçevesinde anayasal monarşi ile yönetiliyor.Bellş elit bir kesim kanunlarla korunup ,güvence altına alınmış
bulunmaktadır.Hemen bütün ülkeler inanın oligarşi ,totoliter olsun,ya dini hiyeraşi ile ,yada askerib ir güç ile
yönetilmekte olup adınada tam demokrai ile yönetilen ülkeler olaraki fade ediliyor.Bu çok saçma…
İran üniter başkanlık sistemli teokratik cumhuriyet olarak ifade edilsede şeriat ile, İsrail parlamenter
demokrasi ile yönetiliyor gibi görülsede İsrail’de dini referansların ve dine dayalı bir mantıkla
yönetilmekte.Japonya anayasal monarşi,Birleşik Krallık dediğimiz İngiltere dahil krallığa dahil olan hiç bir
ülkeler üniter bir parlamenter demokrasi ve anayasal monarşi ile yönetilmekte.En ilginç olanı Amerika
Birleşik devletleri , çoğulcu demokrasiye dayalı, başkanlık sistemiyle yönetilen federal bir cumhuriyet olarak
görünüyor olsada kilise,protestan mezhebi ,dini, camaatler ülke yönetiminde alına kararlarda söz sahibidir.İlginç olan ise Rusya Ortadoks mezhebinin yanı sıra Hristiyanlık anlayışı ile demokrasisini dini
ritüellerle pekiştirir.Yakın Doğu ,Ortadoğudaki arap ülkeleri malüm hemen hemen hepsi islam dininin etkisi
bunun yanında monarşi krallık,prensliklerle yönetiliyorlar.Uzak Doğuda olan Çinde Çin Komünist Parti
yönetimi ,iktidarda görünüyor olsada Budizm inancının devlet yönetiminde söz sahibi olduğu aşikar.Mantıklı
düşündüğümüzde ülkelerdeki yönetim şekilleri tam demokrasinin olmadığı,hibrid rejimler,olgunlaşmamış
,yarım demokrasiler, monarşi, aristokrasi, timokrasi, oligarşi, demokrasi, teokrasi ve tiranlık ile yönetilen
ülkeler aslında bu tür yönetim şekilleri ile yönetildikleri için insanlara acılar yaşatıyorlar.
Farkettiniz mi bilmiyorum hiç bir ülke göründüğü gibi değil. Dünyanıın tamamına baktığımızda hemen
hemen bir çok yerde çatışmaların ,savaşların katliamların olduğu acımasız ,güç hastası iktidarların ,yaptığı
acıları görebiliyoruzUkrayna-Rusya savaşı, Arap-İsrail savaşları, Kuzey Kore ile Güney Kore ,Mısır, Suriye,
Ürdün , Filistin ,Türkiye ,Yemen, Libya ,Filipinler, Kongo, Endenozya, Kolombiya ve Arap ve Afrika ülkesi olan
Sudan’da bir iç savaşın yaşandığını görüyoruz. ABD 2001 yılında Afganistan Savaşı ve 2003 yılında da Irak
Savaşını demokrasi paketi adı altında başlattığı savaşlar devam etmekte.Yakında Çin Tayvan savaşı
başlayacak.Yani anlaycağınız hiç kimse özgür ,huzurlu değil.Bu tür iktidarlardan dolayı ister dinden,ister
ekonomiden ,ideolojilerden beslenen iktidarlar olsun insanlığa acılar yaşatıyorlar.Bu ülkeler şu bilinçle
hareket etmeliler.
Temel hak ve özgürlüklere sözde değil özde herkesin eşit olduğu, ırka, milliyete, dine, dile, cinsiyete,
kökene, bakılmaksızın insani anlamda değer vermelidir.Dahası insanların canına ,mal varlığını, koruyup
kollayan, herkesin hak ve özgürlüklerinin güvence altına alındığı bir ortam olmalıdır.Herkesin sıkça dile
getirdiği bir fikri ile “Hakikat kimsenin tekelinde değildir” mantığıyla insanların,insanlığın gerçekleri göz
önüne alarak ülkeler idare edilmelidir.
