Oslo, 4 Aralık 2025
Kötülük kavramı, insanlık tarihi boyunca hem bireysel hem de toplumsal yaşamın en temel sorunlarından biri olarak karşımıza çıkar. İnsan, varoluşunun en başından itibaren iyilik ve kötülük ikilemiyle yüzleşmiştir. Kimi zaman kötülük, bilinçli bir tercih, kimi zaman ise anlamlandırılamayan bir olay olarak insan yaşamına yön vermiştir. Bu bağlamda kötülüğün kaynağı, amacı ve türleri üzerine yapılan tartışmalar, felsefi düşüncenin, hukuk sistemlerinin ve sosyal bilimlerin merkezinde yer almıştır.
Kötülük kavramı üzerine yapılan incelemeler, kötülüğün her zaman aynı biçimde ortaya çıkmadığını göstermiştir. Bazı kötülük biçimleri açık ve neden-sonuç ilişkisi kurularak açıklanabilirken, bazıları görünürde hiçbir nedene dayanmaksızın ortaya çıkar. Bu farklılık, kötülüğü anlamlandırma biçimimizi de etkiler. Bu noktada “sebepli kötülük” ve “sebepsiz kötülük” ayrımı önem kazanır. Sebepli kötülük, belirli bir neden ya da gerekçeye dayanan; faili, amacı veya sonucu izlenebilir olan kötülük biçimlerini ifade ederken, sebepsiz kötülük, görünürde hiçbir neden olmadan, açıklanamaz biçimde ortaya çıkan kötülükleri temsil eder.
1. Kötülüğün Kavramsal Temelleri
Kötülük, en genel anlamıyla “zarar veren, adaletsiz, acı ve yıkım üreten eylem, durum veya olgu” olarak tanımlanabilir. Ancak bu tanımın sınırları kültüre, dine, felsefi yaklaşıma ve döneme göre değişiklik gösterir. Bazı düşünürler kötülüğü iyiliğin yokluğu olarak yorumlarken, bazıları kötülüğü bağımsız bir güç, hatta insana içkin bir eğilim olarak değerlendirir. Bu çeşitlilik, kötülük üzerine yapılan tüm değerlendirmelerin göreceli olduğunu gösterir.
Ahlaki düzlemde kötülük, insanın özgür iradesiyle başkasına zarar verme iradesiyle ilişkilendirilir. Bu anlamda kötülük yalnızca eylem değil, aynı zamanda niyetle de bağlantılıdır. Bir eylem, sonucu itibarıyla kötü görünse bile eğer niyet iyi ise tamamen kötülük olarak nitelendirilmeyebilir. Dolayısıyla kötülüğün doğası, hem davranışın sonucuna hem de failin niyetine bağlıdır. Buna karşılık, doğal afetler, hastalıklar veya rastlantısal felaketler gibi insan iradesinin dışında gerçekleşen kötülük biçimleri, farklı bir sınıflamaya girer.
Kötülük üzerine yapılan felsefi tartışmaların merkezinde “neden kötülük vardır?” sorusu yer alır. Bu soru, insanın anlam arayışının en eski biçimlerinden biridir. Kimi düşünürler kötülüğü Tanrı’nın insanı sınamak için var ettiği bir gerçeklik olarak görürken, kimileri kötülüğü özgür iradenin zorunlu bir sonucu olarak yorumlar. Ancak her iki durumda da kötülük, yalnızca bireysel değil, toplumsal bir olgu olarak karşımıza çıkar ve bu nedenle farklı disiplinlerin ortak inceleme alanına dönüşür.
2. Sebepli Kötülük
2.1 Hukuki Açıdan Sebepli Kötülük
Hukuki perspektifte sebepli kötülük, eylemin failine, nedenine ve sonucuna dayalı olarak değerlendirilen kötülük biçimidir. Bir eylemin hukuken kötülük olarak nitelendirilebilmesi için, o eylemle doğrudan bağlantılı bir zarar veya ihlal bulunmalıdır. Bu bağlamda, suç, ihmâl, haksız fiil veya toplumsal zarara neden olan davranışlar sebepli kötülüğün hukuki örnekleri olarak görülebilir. Hukuk, kötülüğün nedenini tespit etmeye, failin sorumluluğunu belirlemeye ve adaletin yeniden tesisine yönelik mekanizmalar geliştirir.
Sebep-sonuç ilişkisi hukukta yalnızca cezai sorumluluğu değil, aynı zamanda toplumsal düzeni koruma görevini de üstlenir. Bir kötülük eyleminin nedeni açıkça ortaya konduğunda, hukuk sistemi o davranışı önleme veya cezalandırma işlevini yerine getirebilir. Ancak sebebin belirlenemediği, failin tanımlanamadığı durumlarda hukuk sistemi tıkanır. Bu nedenle sebepli kötülük, hukukun işleyebildiği alanı temsil eder.
Sebepli kötülükler ayrıca hukuk felsefesi açısından da önemlidir. Çünkü hukukun temelinde “adalet” kavramı yer alır. Adalet, ancak kötülüğün nedeninin, sorumlusunun ve sonucunun açıkça tanımlanabildiği durumda sağlanabilir. Bu bağlamda sebepli kötülük, hem cezai hem ahlaki hesap verebilirliğin temelini oluşturur.
2.2 Psikolojik Açıdan Sebepli Kötülük
Psikoloji, sebepli kötülüğü bireyin davranışsal, duygusal ve bilişsel süreçleri üzerinden açıklar. İnsanların kötülük yapma eğilimi doğuştan gelmez; ancak kişilik bozuklukları, travmalar, toplumsal baskılar veya öğrenilmiş davranış modelleri bireyi kötülüğe yöneltebilir. Psikolojik araştırmalar, şiddet, nefret, kıskançlık veya güç arzusunun belirli koşullar altında kötü davranışlara yol açabileceğini ortaya koymuştur.
Sebepli kötülük psikolojik açıdan genellikle bir “nedenler zinciri”nin sonucudur. Birey, yaşadığı çevre, çocukluk deneyimleri, sosyal ilişkiler ve bilişsel çarpıtmalar doğrultusunda kötülüğe yönelir. Dolayısıyla kötülüğün sebepli biçimleri, yalnızca kişisel bir tercih değil, aynı zamanda çevresel koşulların da ürünüdür. Bu anlamda sebepli kötülüğün anlaşılması, toplumsal önleme stratejilerinin geliştirilmesi açısından büyük önem taşır.
Psikolojik yaklaşımlar, kötülük eylemlerini tamamen patolojik bir çerçeveye yerleştirmekten kaçınır. Çünkü bazı kötülükler, bireyin bilinçli tercihiyle yapılan rasyonel eylemlerdir. Bu durumda kötülük, yalnızca bir hastalık belirtisi değil, aynı zamanda bilinçli bir etik sapmadır. Bu da psikolojiyi, etik ve hukukla ortak bir zemine taşır.
2.3 Sosyal ve Kültürel Açıdan Sebepli Kötülük
Sebepli kötülük, toplumun yapısal özellikleriyle de yakından ilişkilidir. Toplumsal eşitsizlikler, yoksulluk, ayrımcılık, ideolojik kutuplaşma veya adaletsiz kurumlar, bireylerin kötülüğe yönelmesine zemin hazırlayabilir. Bu durumda kötülük, bireysel bir ahlaki sorun olmaktan çıkar, toplumsal bir hastalık haline gelir. Bir toplumda adaletin, güvenin ve dayanışmanın zayıflaması, kötülüğün sistematik biçimde çoğalmasına yol açabilir.
Kültürel açıdan bakıldığında, kötülüğün tanımı her toplumda farklılık gösterir. Bazı kültürlerde bireysel çıkar uğruna yapılan eylemler kötülük sayılırken, bazı kültürlerde aynı davranış meşru kabul edilebilir. Bu çeşitlilik, sebepli kötülüğün kültürel normlara göre biçimlendiğini gösterir. Dolayısıyla kötülük, yalnızca bireysel değil, kültürel olarak da inşa edilen bir kavramdır.
Toplumsal sistemlerin kötülükle ilişkisi, çoğu zaman güç ve iktidar mekanizmalarıyla bağlantılıdır. Otoriter yönetimler, propaganda veya baskı yoluyla kötülüğü meşrulaştırabilir. Bu durumda kötülük bireyden değil, sistemden kaynaklanır. Sebepli kötülüğün bu türü, “kurumsal kötülük” veya “yapısal kötülük” olarak adlandırılır ve modern toplumlarda giderek daha görünür hale gelmiştir.
3. Sebepsiz Kötülük
3.1 Hukuki Açıdan Sebepsiz Kötülük
Hukuk açısından sebepsiz kötülük, tanımlanması en zor olgulardan biridir. Çünkü hukukun temelinde neden-sonuç ilişkisi ve sorumluluk ilkesi vardır. Ancak bazı kötülük biçimleri, açık bir fail veya neden bulunmaksızın gerçekleşir. Bu durumda hukuki sistem, olay karşısında sessiz kalmak zorunda kalabilir. Doğal afetler, kazalar veya rastlantısal zararlar çoğu zaman bu kategoriye girer.
Sebepsiz kötülük hukuki olarak bir “boşluk” alanı yaratır. Çünkü bir eylemin hukuken karşılık bulabilmesi için failin kastı veya ihmali kanıtlanmalıdır. Sebepsiz kötülükte bu unsur eksiktir. Bu durumda hukuk, adalet sağlama gücünü yitirir ve mağduriyetler çözümsüz kalabilir. Bu da hukuki sistemin sınırlarını ve insani adalet arayışının kırılganlığını ortaya koyar.
Bazı durumlarda ise kötülük, görünüşte sebepsizdir ancak aslında gizli nedenler taşır. Hukuki açıdan bu tür durumlar “örtük sorumluluk” veya “kurumsal ihmal” kavramlarıyla ele alınır. Yani kötülük her ne kadar sebepsiz görünse de arka planda sistemsel bir ihmâl veya yapısal eksiklik yatıyor olabilir. Bu durum, modern hukuk sistemleri için önemli bir eleştiri alanı oluşturur.
3.2 Psikolojik Açıdan Sebepsiz Kötülük
Psikolojik düzlemde sebepsiz kötülük, insan zihninin anlamlandırma kapasitesini zorlar. İnsan doğası gereği her olayın bir nedeni olduğuna inanmak ister. Ancak bazı kötülük biçimleri, hiçbir rasyonel açıklamaya sığmaz. Bu tür durumlar, bireyde travma, yabancılaşma, çaresizlik ve korku yaratır. Çünkü kişi, yaşadığı acının nedenini bilmediğinde onu kontrol etme ya da ondan korunma şansı da kalmaz.
Sebepsiz kötülükle karşılaşan birey, çoğu zaman “neden ben?” sorusuna cevap bulamaz. Bu durum, psikolojik olarak anlam kaybına yol açar. İnsan zihni anlam bulamadığı kötülüğü, genellikle kader, talihsizlik veya rastlantı kavramlarıyla açıklamaya çalışır. Ancak bu açıklamalar, travmanın derinliğini azaltmak yerine çoğu zaman güçsüzlük duygusunu pekiştirir.
Sebepsiz kötülük, bireyin dünya görüşünü ve güven duygusunu da sarsar. İnsan, kötülüğün nedenini bilemediğinde, kötülüğün her an ve her yerde olabileceğini düşünmeye başlar. Bu da varoluşsal bir güvensizlik yaratır. Dolayısıyla sebepsiz kötülük, yalnızca bireysel bir acı değil, aynı zamanda psikolojik bir kırılma noktasıdır.
3.3 Sosyal ve Kültürel Açıdan Sebepsiz Kötülük
Toplumsal düzeyde sebepsiz kötülük, güven ve dayanışma ilişkilerini zayıflatır. Toplum, açıklanamayan kötülük olayları karşısında ortak anlam üretmekte zorlanır. Bu durum, sosyal çözülmeyi hızlandırabilir. Bir toplumun kolektif bilinç yapısı, anlamlandırılamayan kötülük karşısında sarsılır; insanlar birbirine, kurumlara ve geleceğe olan güvenini yitirir.
Kültürel olarak ise her toplum, sebepsiz kötülüğü farklı şekillerde açıklar. Geleneksel kültürlerde bu tür kötülükler çoğunlukla “ilahi sınav”, “kader” veya “tanrısal irade” ile ilişkilendirilir. Modern seküler toplumlarda ise sebepsiz kötülük, “rastlantı”, “doğal süreç” veya “anlamsız trajedi” olarak yorumlanır. Bu farklılık, kültürlerin kötülükle başa çıkma biçimlerini belirler.
Sebepsiz kötülük, medyada ve toplumsal söylemde de önemli bir rol oynar. Beklenmedik şiddet olayları, anlamsız saldırılar veya nedensiz nefret örnekleri, toplumun duygusal iklimini derinden etkiler. Bu olaylar, kültürel bellekte “anlamı olmayan kötülük” olarak yer eder ve kuşaktan kuşağa aktarılır. Böylece kötülük, yalnızca bir olay değil, bir travma anlatısına dönüşür.
4. Sebepli ve Sebepsiz Kötülüğün Karşılaştırılması
Sebepli kötülük ile sebepsiz kötülük arasındaki en belirgin fark, sorumluluk ve anlam düzeyindedir. Sebepli kötülükte bir fail, niyet veya neden bulunabilir. Bu nedenle hem hukuk hem toplum, bu tür kötülükleri analiz edebilir, cezalandırabilir veya onarabilir. Sebepsiz kötülükte ise bu mekanizmalar işlemez. Kötülük, bir anlamda “boşlukta kalır” ve toplumun adalet duygusu tatmin edilmez.
İkinci fark, travmanın boyutuyla ilgilidir. Sebepli kötülükte mağdur, yaşadığı olayı anlamlandırabilir; bu da psikolojik iyileşme sürecine katkı sağlar. Sebepsiz kötülükte ise belirsizlik, travmanın derinliğini artırır. İnsan, anlamlandıramadığı kötülükle baş edemez; bu da kalıcı bir güvensizlik duygusu yaratır.
Özetle, sebepli kötülük toplumsal düzeyde önlenebilir niteliktedir. Eğitim, adalet ve etik mekanizmalarla sebepli kötülüklerin azaltılması mümkündür. Ancak sebepsiz kötülük, doğası gereği önlenemez bir karakter taşır. Bu nedenle toplumlar, sebepsiz kötülük karşısında anlam üretme ve dayanışma mekanizmaları geliştirmek zorundadır.
Sonuç
Kötülük, insan yaşamının kaçınılmaz bir gerçeğidir. Ancak kötülüğün türleri ve nedenleri, onu anlamlandırma biçimimizi belirler. Sebepli kötülük, neden-sonuç ilişkisi kurularak açıklanabilir ve bu nedenle hukuki, psikolojik ve toplumsal müdahalelere açıktır. Sebepsiz kötülük ise açıklanamaz, anlamlandırılamaz ve çoğu zaman varoluşsal bir sarsıntı yaratır.
Her iki kötülük biçimi de insanlık için öğretici niteliktedir. Sebepli kötülük, adaletin, sorumluluğun ve etik bilincin önemini hatırlatırken; sebepsiz kötülük, yaşamın belirsizliğini ve insanın anlam arayışının sınırlarını gösterir. Bu nedenle kötülükle başa çıkmanın yolu, onu anlamlandırmak kadar, onun karşısında dayanışma, merhamet ve adalet duygusunu korumaktan geçer.
Toplumlar, kötülüğü tamamen ortadan kaldıramazlar; ancak kötülüğün etkilerini azaltabilir, adalet mekanizmalarını güçlendirebilir ve bireylerin psikolojik dayanıklılığını artırabilirler. Kötülükle mücadele, yalnızca hukuki bir görev değil, aynı zamanda insani bir sorumluluktur.
Kaynakça
1. Cook, E. (1996). The Deficient Cause of Moral Evil According to Thomas Aquinas. CRVP.
2. Govrin, A. (2018). The Cognition of Severe Moral Failure: A Novel Approach to Evil. PMC.
3. Lukina, A. (2025). Making Sense of Evil Law. Law and Philosophy, Springer.
4. “The Concept of Evil”. Stanford Encyclopedia of Philosophy.
5. Taşabat, M. (2021). Kötülük ve Kötülük Sorunu Üzerine Kısa Bir Bakış. Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi.
6. Şekeroğlu, S. (2009). Farklı Açılardan Kötülük Problemi. Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi.
