Kopenhag, 15 Ağustos
Türkiye’de son günlerde artan partiler arası yatay geçişler, özellikle CHP’den AKP’ye belediye başkanlarının geçişi, siyasal sistemin etik, kurumsal ve demokratik temellerinde ciddi aşınma yaratmıştır. CHP’li Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu ile birlikte 5 ve diğer partilerden 3 belediye başkanının AKP’ye geçmesi ve yani bu sürece eşlik eden toplam dokuz belediye başkanının transferi, siyaset sahnesinde “pazar mantığı” ile hareket edildiği izlenimini güçlendirmiştir (TGRT Haber, 2025).
Bu gelişmeler, yalnızca bir partinin iç sorunu değil, tüm siyasal sistemin değerler, normlar ve aidiyet anlayışında derin bir kırılmaya işaret etmektedir. Partiler arası geçişlerin hızlanması, seçmen nezdinde güven erozyonuna ve ideolojik bulanıklığa yol açmaktadır. Bu durum, demokratik temsilin anlamını zayıflatan, siyaset alanını “fiyatı en yüksek olanın kazandığı” bir pazara dönüştüren yapısal bir çürümenin habercisidir.
1. Antropolojik Perspektif: Siyasal Kültürün Aşınması
Antropolojik açıdan siyasal aidiyet, bir topluluğun kimliğinin önemli bir parçasıdır. Türkiye’de Cumhuriyet Halk Partisi gibi köklü partiler, yalnızca politik programlarıyla değil, taşıdıkları kültürel ve tarihsel sembollerle de bir kimlik taşırlar. Ancak son yıllarda yatay geçişler, bu sembollerin partinin 6 Ok ilkeleri ve kurucusu Atatürk’ün vizyonundan kopmalarıyla birlikte anlamını yitirdiğini göstermektedir. Bu durum, Clifford Geertz’in “kültürel sistemin çözülmesi” olarak tanımladığı sürecin siyasal alandaki bir yansımasıdır (Geertz, 1973).
Normatif antropolojiye göre, siyasal kurumlara olan sadakat, modernleşme süreçlerinde kurumsal güveni besler. Ancak siyasi aktörler, aidiyet yerine kişisel çıkar ve fırsatçılığı öncelediğinde, toplumun kurumlara bakışı bozulur. Son günlerde CHP’den AKP’ye geçişler, seçmen nezdinde bir “ahlaki boşluk” yaratmakta, partilerin tarihsel konumlarıyla uyuşmayan bir kimlik değişimi olarak algılanmaktadır.
Bu aşınma, partiler arası geçişlerin “pazar mantığı” ile açıklanmasına yol açmaktadır: Siyasi pozisyon, ideolojiye değil, en fazla kaynak veya avantaj sağlayan aktöre yönelmektedir. Bu durum, siyasal kültürün yerleşmiş değerlerden koparak, çıkar merkezli ilişkiler ağına dönüşmesini hızlandırır.
2. Psikolojik Perspektif: Güven Erozyonu ve Fırsatçı Davranışlar
Seçmen psikolojisinde, siyasi temsilcilerden beklenen en temel unsur tutarlılıktır. Leon Festinger’in “bilişsel uyumsuzluk teorisi”ne göre, bireyler kendi değerleri ile temsilcilerinin davranışları çeliştiğinde rahatsızlık duyar (Festinger, 1957). CHP’den AKP’ye geçişler, bağlı seçmenlerde güçlü bir ihanet hissi uyandırarak bu uyumsuzluğu tetikler.
Siyasi aktörler açısından ise yatay geçişler, örgütsel yalnızlık, kariyer beklentileri veya güç merkezine yakınlaşma gibi motivasyonlarla açıklanabilir. Bu davranışlar, etik normlardan çok pragmatizmin ön planda olduğu bir zihinsel çerçevede ortaya çıkar. Psikolojik olarak bu, “hayatta kalma stratejisi”dir; ancak toplumsal algıda güven kaybını derinleştirir.
Bu süreç, seçmenlerde “politik tükenmişlik sendromu”nu besler. İdeallerin terk edilmesi, siyaset kurumuna olan inancı zayıflatır. Bazı CHP’lilerin Zafer Partisi veya İYİ Parti gibi alternatiflere yönelmesi, bu tükenmişliğe karşı bir milli savunma refleksi olarak okunabilir.
3. Sosyolojik Perspektif: Kurumsal Zayıflama ve Aidiyet Krizi
Sosyolojik açıdan bakıldığında, partiler arası yatay geçişler, kurumsal yapıların güçsüzleştiğini gösterir. CHP’nin ideolojik aidiyetini kaybederek “gökkuşağı” niteliğinde bir partiye dönüşmesi, üyelik ve temsil ilişkilerinde netlik kaybına yol açmıştır. Bu durum, Anthony Giddens’ın “yapılaşma teorisi”nde belirttiği gibi, kurumların toplumsal düzenin taşıyıcı unsuru olma işlevini zayıflatır (Giddens, 1984).
Aidiyet krizi, sadece parti içinde değil, tüm siyasi sistemde bulaşıcı bir etki yaratır. AKP, MHP ve DEM gibi partilerden gelen isimlerin CHP içinde üst düzey görevlere gelmesi, parti kimliğini bulanıklaştırmıştır. Bu, seçmenin “partinin neyi temsil ettiğini” sorgulamasına yol açmıştır.
Seçim sonuçlarına yansıyan katılım düşüşü ve kararsız seçmen oranındaki artış, bu sosyolojik erozyonun somut göstergeleridir. 2024 yerel seçimleri sonrası yapılan anketlerde, seçmenin %27’sinin “hiçbir partiye güvenmiyorum” cevabını vermesi, kurumsal çözülmenin boyutunu ortaya koymaktadır (Konda, 2024).
4. Siyaset Bilimi Perspektifi: Demokrasi ve Parti Sistemi Kırılganlığı
Siyaset bilimi açısından, demokratik sistemin sağlıklı işleyişi için partilerin ideolojik tutarlılık, kurumsal sadakat ve şeffaflık ilkelerine bağlı kalması gerekir. Giovanni Sartori’nin “parti sistemleri” teorisine göre, ideolojik bulanıklık ve aşırı hareketlilik, parti sistemini istikrarsızlaştırır (Sartori, 1976).
CHP’den AKP’ye geçişler, parti üyeliğinin anlamını zayıflatmakta, siyasi rekabetin ilkesel boyutunu gölgelemektedir. Bu durum, seçmen nezdinde “kimliksiz siyaset” algısını güçlendirmiş ve yeni alternatif arayışlarını hızlandırmıştır .
CHP de olduğu gibi bu tür bir kırılganlık, demokratik denetim mekanizmalarının zayıflamasına yol açar. Parti sadakati yerine “pazar mantığı” hâkim olduğunda, siyaset, kamu yararını gözeten bir alan olmaktan çıkar; kişisel çıkar pazarlığına dönüşür.
Sonuç
Son günlerdeki belediye başkanı transferleri, Türkiye’de siyasetin bir “pazar” mantığına doğru evrildiğini, ideolojik ve etik temellerin zayıfladığını göstermektedir. Bu durum, yalnızca parti içi dengeleri değil, toplumun tüm siyasi sisteme olan güvenini de sarsmaktadır.
Seçmen, bu süreçte giderek daha fazla pasifleşmekte, alternatif arayışları hızlanmakta ve politik tükenmişlik duygusu yaygınlaşmaktadır. Bu tablo, demokratik sistemin yeniden yapılanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Siyasi partilerin, ideolojik çizgilerini netleştirerek, kurumsal sadakati güçlendirerek ve etik ilkelere bağlı kalmayı yeniden merkeze alarak bu erozyonu durdurması mümkündür. Aksi halde “siyaset pazarı”nda çürüme daha da derinleşecek ve demokratik kültürün yeniden inşası çok daha zor hale gelecektir.
Kaynakça
• Festinger, L. (1957). A theory of cognitive dissonance. Stanford University Press.
• Geertz, C. (1973). The interpretation of cultures. Basic Books.
• Giddens, A. (1984). The constitution of society: Outline of the theory of structuration. University of California Press.
• Sartori, G. (1976). Parties and party systems: A framework for analysis. Cambridge University Press.
• Norris, P. (2011). Democratic deficit: Critical citizens revisited. Cambridge University Press.
• Mair, P. (2013). Ruling the void: The hollowing of Western democracy. Verso Books.
• Köker, L. (2010). Demokrasi ve Türkiye’de parti sisteminin yapısal sorunları. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 65(3), 103–122.
• Özbudun, E. (2015). Turkish politics and political institutions. Palgrave Macmillan.
• KONDA Araştırma. (2024). Türkiye’de seçmen eğilimleri raporu. https://konda.com.tr
• Yüksek Seçim Kurulu (YSK). (2024). 31 Mart 2024 Yerel Seçimleri Sonuçları.
• Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK). (2024). Seçmen katılım ve nüfus verileri.
• TGRT Haber. (2025, 12 Ağustos). CHP’li belediyeler AK Parti’ye geçiyor: Siyaset gündemine bomba gibi düştü. https://www.tgrthaber.com/politika/chpli-belediyeler-ak-partiye-geciyor-siyaset-gundemine-bomba-gibi-dustu-3241183
• Gazete Pencere. (2025, 13 Ağustos). CHP kulislerinden gelen iki iddia: AKP’ye geçecek ve siyaseti bırakacak. https://www.gazetepencere.com/yazarlar/chp-kulislerinden-gelen-iki-iddia-akpye-gececek-ve-siyaseti-birakacak-667981h
• Birikim Dergisi. (2024, 5 Nisan). Seçim sonrası riskler, fırsatlar ve potansiyeller. Birikim Haftalık. https://birikimdergisi.com/haftalik/11719
• Tarrow, S. (2011). Power in movement: Social movements and contentious politics (3rd ed.). Cambridge University Press.
• Inglehart, R., & Welzel, C. (2005). Modernization, cultural change, and democracy: The human development sequence. Cambridge University Press.
• Tekin, Y. (2019). Türkiye’de parti geçişleri ve siyasal etik. Siyaset Bilimi Dergisi, 7(2), 45–68.
