Oslo 19 Aralık 2025
Sefa M. Yürükel
Bölüm 2
Türk Film Ve Dizilerinde Dil Kullanımı
ESTETİK, ETİK VE KÜLTÜREL SORUMLULUK BAĞLAMINDA BİR İNCELEME
Dil, bireylerin dünyayı algılama biçimini belirleyen temel kültürel yapılardan biridir. Toplumların tarihsel birikimi, değerler sistemi ve estetik anlayışı büyük ölçüde dil aracılığıyla aktarılır. Bu nedenle dil yalnızca iletişim aracı değil, aynı zamanda kültürel sürekliliğin taşıyıcısıdır. Sinema ve televizyon gibi kitle iletişim araçları ise dilin toplumsal dolaşımını hızlandıran ve yaygınlaştıran güçlü mecralardır.
Film ve dizilerde kullanılan dil, izleyici üzerinde doğrudan ve dolaylı etkiler yaratır. Karakterlerin konuşma biçimi, kelime seçimi ve söylem yapısı, yalnızca dramatik anlatımı değil, izleyicinin dil algısını da biçimlendirir. Bu bağlamda görsel-işitsel yapımlar, dilin korunması ve geliştirilmesi konusunda önemli bir sorumluluğa sahiptir.
Son yıllarda Türk dizilerinde ve filmlerinde yaygınlaşan aşırı argo, küfür ve ölçüsüz yöresel ağız kullanımı, dilin estetik değerinin giderek aşındığını göstermektedir. Bu durum, sanatsal gerçekçilik iddiasıyla meşrulaştırılmaya çalışılsa da çoğu zaman dilin fakirleşmesine ve anlatım gücünün zayıflamasına yol açmaktadır.
Özellikle “yöresel dil” gerekçesiyle Türkçenin ortak yapısının ihmal edilmesi, ulusal dil bilincini zedeleyen bir sonuç doğurmaktadır. Yöresel ağızlar kültürel bir zenginlik olmakla birlikte, bilinçsiz kullanım durumunda estetikten uzak, sınırlı ve kapalı bir anlatı ortaya çıkmaktadır.
Bu çalışmanın amacı, Türk film ve dizilerinde dil kullanımını estetik, etik ve kültürel sorumluluk bağlamında incelemek; dilin yozlaştırılmasının sanatsal kalite üzerindeki etkilerini ortaya koymak ve yapımcıların taşıması gereken dil bilincini akademik bir çerçevede tartışmaktır.
SİNEMA VE TELEVİZYONDA DİLİN KÜLTÜREL İŞLEVİ
Sinema ve televizyon, modern toplumlarda kültür aktarımının en etkili araçları arasında yer almaktadır. Bu mecralarda kullanılan dil, yalnızca anlatının taşıyıcısı değil; aynı zamanda kültürel normların yeniden üretildiği bir alandır. Dilin niteliği, anlatının derinliğini ve estetik gücünü doğrudan belirler.
Bir film ya da dizide kullanılan dil, izleyiciye sunulan dünyayı anlamlandırma biçimini şekillendirir. Nitelikli bir dil kullanımı, karakterlerin psikolojik derinliğini artırırken; yüzeysel ve kaba bir dil anlatıyı sıradanlaştırır. Bu durum, sanat eserinin kalıcılığı üzerinde de belirleyici bir rol oynar.
Dil aynı zamanda toplumsal hiyerarşileri ve değer yargılarını yansıtır. Küfür ve argo kullanımının yoğun olduğu yapımlar, bu söylemleri normalleştirerek izleyicinin dilsel hassasiyetini köreltir. Böylece estetik dil algısı yerini sıradan ve kaba bir iletişim biçimine bırakır.
Türkçenin tarihsel olarak zengin bir anlatım gücüne sahip olduğu bilinmektedir. Bu zenginliğin sinema ve dizilerde yeterince kullanılmaması, dilin imkânlarının göz ardı edildiğini göstermektedir. Oysa güçlü bir senaryo, sınırlı bir dile değil, derinlikli bir anlatıma dayanır.
Bu bağlamda sinema ve televizyon yapımcılarının dil kullanımında bilinçli tercihler yapması, yalnızca sanatsal değil, kültürel bir sorumluluk olarak değerlendirilmelidir.
YÖRESEL AĞIZLAR VE DİLİN ESTETİK SINIRLARI
Yöresel ağızlar, Türkçenin tarihsel ve coğrafi çeşitliliğini yansıtan önemli dil unsurlarıdır. Bu ağızlar, doğru ve ölçülü kullanıldığında anlatıya gerçeklik ve derinlik katabilir. Ancak bu kullanımın estetik sınırları bulunmaktadır.
Film ve dizilerde yöresel dilin ana anlatım dili hâline getirilmesi, çoğu zaman anlatının evrensel anlaşılabilirliğini zayıflatmaktadır. İzleyici, karakterlerin duygusal dünyasından çok dilin anlaşılabilirliğiyle meşgul hâle gelmektedir. Bu durum dramatik etkiyi azaltır.
Yöresel ağızların bilinçsizce ve yoğun biçimde kullanılması, Türkçenin ortak dil yapısını gölgede bırakır. Ulusal dil, farklı ağızları kapsayan bir üst yapı iken, bu dengenin bozulması dil birliğini zayıflatmaktadır.
Estetik açıdan bakıldığında, sanatsal dil ölçülülük gerektirir. Aşırı yerellik, anlatıyı daraltır ve evrensel sanatsal değerlerden uzaklaştırır. Sanat eserinin hedefi yalnızca “gerçekçi olmak” değil, anlam üretmektir.
Bu nedenle yöresel dil kullanımı, estetik ve anlatı bütünlüğü gözetilerek sınırlı ve bilinçli biçimde ele alınmalıdır.
KÜFÜR, ARGO VE ETİK SORUMLULUK
Küfür ve argo, dilin var olan unsurlarıdır; ancak sanatsal anlatımda nasıl ve ne ölçüde kullanılacağı etik bir meseledir. Film ve dizilerde bu tür söylemlerin yoğunlaşması, anlatının sanatsal niteliğini tartışmalı hâle getirmektedir.
Özellikle cinsiyet ayrımı gözetmeksizin kullanılan ağır küfürler, dilin estetik değerini aşındırmakta ve izleyici üzerinde olumsuz bir etki yaratmaktadır. Bu durum, etik sınırların ihlali anlamına gelmektedir.
Sanatın görevi, kaba söylemi yeniden üretmek değil; onu dönüştürmek ve aşmaktır. Küfür, anlatının temel taşı hâline geldiğinde, düşünsel derinlik yerini kolaycı bir dramatik etkiye bırakır.
Etik açıdan bakıldığında, kitlelere ulaşan yapımların dil konusunda sorumluluk taşıması kaçınılmazdır. Özellikle genç izleyiciler üzerinde dilsel model oluşturma gücü göz ardı edilemez.
Bu nedenle küfür ve argo, sanatsal zorunluluk dışında kullanılmamalı; estetik ve etik denge mutlaka gözetilmelidir.
SONUÇ
Türk film ve dizilerinde dil kullanımı, yalnızca sanatsal bir tercih değil, aynı zamanda kültürel bir sorumluluktur. Dilin niteliği, anlatının gücünü ve kalıcılığını belirleyen temel unsurlardan biridir. Bu nedenle dilin özensiz ve bilinçsiz kullanımı, sanatsal değeri doğrudan düşürmektedir.
Yöresel ağızların ve argo ifadelerin ölçüsüz kullanımı, Türkçenin zenginliğini yansıtmaktan çok onu daraltan bir etki yaratmaktadır. Ulusal dil bilincini zayıflatan bu yaklaşım, kültürel süreklilik açısından da risklidir.
Küfür ve kaba söylemin normalleştirilmesi, estetik ve etik değerlerin aşınmasına yol açmaktadır. Sanat, toplumu aşağıya çeken değil; düşünsel ve estetik olarak geliştiren bir işlev üstlenmelidir.
Türkçe, tarihsel birikimi ve anlatım gücüyle sinema ve dizi anlatılarını taşıyacak zenginliğe sahiptir. Bu potansiyelin göz ardı edilmesi, dilin değil, onu kullanan anlayışın yetersizliğini göstermektedir.
Sonuç olarak, Türk sinema ve televizyon yapımlarında dil; estetik, etik ve kültürel sorumluluk bilinciyle ele alınmalıdır. Dile saygı duymayan bir anlatı, sanatsal derinlikten yoksun kalmaya mahkûmdur. Sanatın gerçek gücü, dili tüketmekte değil; onu yüceltmekte yatmaktadır.
KAYNAKÇA
Aksan, D. (2009). Türkçenin Gücü. Ankara: Bilgi Yayınevi.
Bourdieu, P. (1991). Language and Symbolic Power. Cambridge: Harvard University Press.
Eco, U. (1997). Sanat ve Güzellik. İstanbul: Can Yayınları.
Giddens, A. (2005). Modernliğin Sonuçları. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Gökalp, Z. (2018). Türkçülüğün Esasları. İstanbul: Ötüken Neşriyat.
RTÜK. (2021). Yayıncılıkta Dil ve Etik İlkeler Raporu. Ankara.
Saussure, F. de (2001). Genel Dilbilim Dersleri. İstanbul: Multilingual Yayınları.
