Türkiye’den Danimarka’ya: Pınar Kiilerich’in İlham Veren Yolculuğu

Merhaba Pınar,
Danimarka’da yaşayan birçok Türk seni tanıyor — çünkü sen Türkiye ile Danimarka arasında gerçekten bir köprü gibisin.
Ben de seninle ilk kez sosyal medyada karşılaştım. Açıkçası hesabını görür görmez ilgimi çekti, şöyle yarım saat – bir saat boyunca paylaşımlarına daldım. Hem samimi, hem bilgilendirici, hem de enerjik bir hesabın var. Birazdan sosyal medya ile ilgili de birkaç şey sormak istiyorum ama önce seni hiç tanımayan ya da sadece adını duymuş kişiler için…

Seni biraz tanıyalım mı?

Sila As (SA): Ne zaman, nasıl geldin Danimarka’ya? Ve neden özellikle Danimarka’yı seçtin? Bu yolculuk nasıl başladı?

Pınar Kiilerich (PK): Danimarka’ya yaklaşık sekiz yıl önce geldim. Aslında planlı bir göç değildi; yani özellikle Danimarka’yı seçme gibi bir durumum olmadı. Türkiye’deyken, Danimarka menşeili bir şirkette çalışıyordum. Danimarka ile tek bağım buydu. Eşim de aynı şirkette; ancak Danimarka’da ana merkezde çalışıyordu. Bu şekilde tanıştık ve 1 buçuk sene süren uzak mesafe ilişkisinden sonra evlenmeye karar verdik. Yani Danimarka serüvenim önce iş sonra aşk hikayesiyle başladı diyebilirim.

SA: Danca öğrenme serüvenin nasıl başladı? Şu anda Türkçe destekli olarak Danca öğreten bir online kursun var — pinarkiilerich.com— bu fikir nasıl doğdu? Şimdi bildiğim kadarıyla oldukça fazla öğrencin var, hatta grup dersleri bile yapıyorsun. Bu noktaya gelene kadar seni en çok motive eden şey neydi?

PK: Ben Dancayı hiç bir dil okuluna gitmeden, tamamen kendi kendime öğrendim ve direkt bitirme sınavına girerek bu süreci hızla tamamlamış oldum. Danca, hem gramer hem telaffuz açısından tamamen farklı bir dil. Eşimin Danimarkalı olması sebebiyle, bir çok kişi Dancayı ondan öğrendiğimi düşünüyor ancak bu doğru değil. Ben Danca ile Türkçe arasında ezberden bağımsız, matematiksel bir mantığa dayanan bir nedensellik bağı kurdum. Kendi metodlarım ile Dancanın şifresini çözdüm ve herşey ardından çorap söküğü gibi geldi.

Kendi kendime geliştirdiğim öğrenme yöntemlerini, yıllar içinde çevremde Danca ile ilgili zorluk yaşayan arkadaşlarımla paylaştım ve ne kadar etkili olduğunu yeniden görmüş oldum. Buraya benim gibi sonradan yerleşen bir çok Türkün aynı zorlukları yaşadığını da çok iyi biliyordum. Tüm bu gözlemler ve tecrübelerin üzerine, arkadaşlarımın tavsiyesi ile, bu metodları herkesle paylaşmaya karar verdim.

Bugün Sıfırdan Danca Yolculuğu kursumda yüzlerce kişi var. Birbirinden farklı seviyelerdeki bir çok kişi, beni Dancada bu noktaya taşıyan metodlarımı kullanarak bugün Danca öğreniyor, sınavlarını geçiyor. Ama benim için en büyük motivasyon, kendileri ile aynı yollardan geçmiş, onları çok iyi anlayan biri olarak, bugüne kadar Dancaya karşı olan önyargılarını kırdıklarını görmek; eskiden bu dili savaşarak öğrenmeye çalışırken her defasında hayal kırıklığı yaşayan bu insanların Dancaya bakış açılarının tamamen değiştiğine, bu dili sevmeye başladıklarına ve artık insanlarla Danca iletişim kurabildikleri için hissettikleri özgüvene şahit olmak.

SA: “Sıfırdan Danca” öğrenmek isteyen Türkler için özel bir metodun var mı? Öğrencilerinle iletişiminde en çok hangi yaklaşımların işe yaradığını düşünüyorsun?

    PK: Çok fazla metodum var. En önemlisi,Türkçe gibi zor ve Dancaya tamamen zıt gramer yapısında olan bir dilin, anadilimizin mantığını kavramaya yardımcı olmak. Çünkü başka bir dili öğrenmek için öncelikle anadilimizin felsefesine hakim olmamız gerektiğine inanıyorum. Bir insanın anadiline hakimiyeti ne kadar fazlaysa; neyi neden söylediği konusunda farkındalığı ne kadar yüksekse, başka dilleri de o kadar hızlı öğrenir. Tüm bunların ışığında, ben Dancayı anlatırken, benden ders alanlara önce Türkçeyi sorgulatıyorum.

    Bir diğer konu ise, bir çok kişinin üzerinde pek durmadığı, o kadar da önemli olduğunu düşünmediği en temel, hatta en basit diye düşünülebilecek konuları derinlemesine inceliyorum. Belki buralara neden bu kadar takıldığımı düşünenler vardır. Şöyle açıklayayım: bir binanın temeli, o binanın kaderini belirler. Temeli sağlam olmayan binada kat çıkmak her zaman risklidir. Benim de gözlemim, Dancada problem yaşayan kişilerin aslında eksikliklerinin temel seviyede olması. Bunun farkında olan insan az; pek çok kişi sorunu bulunduğu seviyede ya da Dancanın kendisinde arıyor. Oysa sorun da çözüm de en temelde. İşte ben tüm eğitimlerimde, işin en derinine bu yüzden bu kadar çok iniyorum ve o kısımları kurcalıyorum. Çünkü herkesin kat çıktıkça yıkılan bir binaya değil; temeli sağlam ve kat çıkmanın (yani ileri seviyelere ulaşmanın) çocuk oyuncağı olduğu bir binaya sahip olmasını istiyorum.

    SA: Türkçe konuşan biri olarak Danca’yı öğrendikten sonra bu dil senin için ne ifade etti? Sence yeni bir dil öğrenmek sadece iletişim değil, aynı zamanda kimlik ve aidiyet anlamında da bir dönüşüm mü?

    PK: Kesinlikle bir dönüşüm! Hep söylediğim bir şey var : Eğer bir ülkeye ait hissetmek istiyorsak, o ülkenin dilini konuşmak zorundayız. Çünkü dil demek sadece iletişim kurmak demek değil. Dil demek kültür demek; tarih demek; toplumu anlamaya açılan kapının anahtarı demek. Dil toplumu; toplum yapısı dili şekillendirir ve bu süreç hayat boyu devam eder. Ben tıpkı kendi dilimde olduğum gibi, Danimarka’da yaşayan ve burayı ’ev’ olarak kabul edebilmeyi dileyen biri olarak, bu bitmeyen yolculuğun bir parçası olmayı tercih ettim. Benim gibi düşünen herkese de korkmadan, vazgeçmeden, ertelemeden bu dili öğrenmelerini tavsiye ediyorum. Bu dönüşüm eminim ki onlara da çok iyi gelecek.

    SA: Instagram’da @pinarkiilerich hesabında 20 binden fazla takipçin var — hem eğlenceli hem öğretici içerikler paylaşıyorsun. Gerçekten insanları çeken, pozitif bir enerjin var. Birden fazla şeyi aynı anda yürütmen gerçekten ilham verici. Kısaca, bunu nasıl başarıyorsun? Seni bu kadar düzenli ve üretken olmaya iten motivasyon ne? İçerik üretmek günlük hayatında ne kadar yer kaplıyor, ve bu sürecin sana ya da takipçilerine ne gibi faydalar sağladığını düşünüyorsun?

    PK: Öncelikle teşekkür ederim. Benim için içerik üretmek bir çok farklı şey ifade ediyor aslında.
    Her gün Danca öğrenen, Danimarka’ya yeni taşınan ya da burada hayat kurmaya çalışan birinin karşılaştığı küçük ama önemli zorlukları hatırlıyorum. Anlamlandıramadığı kültür şoklarına hak veriyorum. Çünkü ben de aynı durumları yaşayan biriyim.
    Bu yüzden içeriklerim temelde empati üzerine kurulu. Öte yandan da kendini ’dünya insanı’ olarak adlandıran biri olarak, Danimarkalılar ile aramızda olan farklılıklara kucak açmamız gerektiğinin altını çizmeye çalışıyorum, biraz mizahi biraz mecazi bir anlatım ile
    .

    Üretkenliğimin sırrı ise planlı olmak değil, anlamlı bulduğum ve insanların benzer duygu ve düşünceler ile empati yapabileceği, ortak noktaları paylaşmak.
    Biri bana “Sayende Danca öğrenmeye başladım”, “Seni görünce, ’bir gün ben de böyle Danca konuşabilirim’ motivasyonunu kendimde buluyorum”  ya da “Artık Danimarka’ya farklı bir gözle bakıyorum” dediğinde, tarifsiz bir mutluluk yaşıyorum.

    SA: Hem Türkiye’ye hem Danimarka’ya ait hissediyorsun — bence bu seni çok güçlü bir kültür temsilcisi yapıyor. Burada yaşayan Türklere, Danimarka’da hayata uyum sağlamak ve mutlu olmak konusunda ne önerirsin? Sence nasıl bir bakış açısı bizi daha huzurlu yapar?

    PK: Yabancı bir ülkede herşeye yeniden başlamak, sıfırdan bir hayat kurmak hiç kolay değil. Bunu yaşayan biri olarak söylemek hiç zor değil.  Ancak ben yaşadığımız tecrübeleri iyi-kötü kıyasına sokarak burada mutsuz olmayı değil; tüm bunların iyi ya da kötü değil, sadece alıştığımızdan ‘farklı’ olduğunu ilk günden beri kendime hatırlatarak bu ülkede mutlu bir hayat resmi çizmek istiyorum. Önceki soruya verdiğim cevapta de bundan bahsettim. Bence kilit nokta, farklılıklara düşman olmamak. Burada ‘farklılık’tan kastım, sadece insan değil, sistem, yaşayış biçimi, bakış açısı, iletişim ve daha bir sürü şey. Yukarıda da dediğim gibi ben kendimi bir dünya insanı olarak görüyorum. Türkiye’de doğmuş olabilirim, Türk olabilirim ama zamanında birileri tarafından belirlenmiş sınırlar içinde, kendi inisiyatifim dışında doğmuş olmam başka ülkelerin de bana ait olduğu gerçeğini değiştirmez. Türkiye de benim Danimarka da ya da bambaşka bir ülke de… Dünya benim! Bu nedenledir ki bence, hepimiz için huzura giden yol, bizim kültürümüzden farklı olan tüm bu etmenleri öncelikle kabullenmek ve savaşmaktan vazgeçmekten geçiyor. Elbette kendi kültür ve değerlerimizi bir köşeye kaldıralım demiyorum ama hiçbir şeye körü körüne bağlanmadan, içinde yaşadığımız bu ülkenin düzenine uyum sağlamaya çalışmanın hepimize çok iyi geleceğine inanıyorum.

    SA: Geleceğe dair planların neler? Kursunu büyütmek, yeni projelere başlamak ya da Türkiye-Danimarka arasında yeni köprüler kurmak gibi hedeflerin var mı?

    PK: Evet var! Hem de beni inanılmaz heyecanlandıran; daha önce yapılmamış -ya da en azından benim yapıldığına denk gelmediğim- büyük bir projem var. Ve herkesin de çok seveceğini düşünüyorum. Şimdilik sürpriz olarak kalsın. Ancak bu büyük hedefe giden yolda atmam gereken bazı küçük adımlar var. Onları yakında paylaşacağım.

    SA: Sevgili Pınar, Bu keyifli sohbet için sana çok teşekkür ederim. Umarım herkes benim gibi bu sohbetten keyif almıştır. Verdiğin ilhamın okuyucularımıza da geçeceğine eminim.

    PK: Bu keyifli röportaj için çok teşekkür ederim.
    Hem Türkiye’de hem Danimarka’da beni takip eden, kalpten destekleyen, bana güvenip benimle birlikte Dancanın kapılarını aralayan herkese de sevgilerimi gönderiyorum.

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir