Venezuela’da Cumhurbaşkanının Kaçırılmasına Sevinç: Egemenlik ve Ulusal Onur Hiç Umursanmıyor

Kopenhag 5 Ocak 2026

Maduro ve eşinin zorla ülke dışına çıkarılması, uluslararası hukuka aykırı bir vaka olarak geniş yankı uyandırdı.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşini zorla ülke dışına çıkarması, uluslararası kamuoyunda tartışma yarattı. Ancak benim en çok şaşırdığım şey, bazı Venezuelalıların bu olayı sevinçle karşılaması. Televizyon ekranlarında ve sosyal medyada insanların mutluluk çığlıkları attığını gördükçe, gerçekten anlamakta zorlanıyorum.

“Biz onu seçmedik, o zaten bizim cumhurbaşkanımız değildi, seçimlerde hile yaptı” diyorlar.

Ama mesele bu değil.

Benim için burada tartışılan konu bir siyasî görüş meselesi değil; ulusal onur ve egemenlik meselesidir.

Bunu yıllar önce Irak’ta, Libya’da da gördük. Bir ülkeye demokrasi getirme bahanesiyle girip o ülkenin liderini devirdiler, sonra da o halkı kendi kaderiyle baş başa bıraktılar. Bugün aynı senaryonun Venezuela’da yeniden sahnelendiğini izliyoruz.

Daha da çarpıcısı, Trump’ın bugün yaptığı açıklama:

“Venezuela’yı bir süre biz yöneteceğiz.”

Bu söz, başka bir ülkenin bağımsızlığını açıkça hiçe sayan bir cümle. Ama ne yazık ki bu, bir tokat gibi hissedilmedi; aksine, alkışlandı.

İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

İnsanlar hak ettikleri gibi mi yönetiliyor, yoksa zamanla buna alıştırıldıkları için mi sessiz kalıyorlar?

Bugün Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’le aynı fikirde olmayabilirim, hatta başka bir partinin de üyesi olabilirim. Muhalefet de olabilirim.

Ama eğer benim başbakanım, gece yarısı yatağından, pijamalarıyla, başka bir ülkenin ajanları tarafından evinden alınıp götürülüyorsa — hangi gerekçeyle olursa olsun — buna sessiz kalmam. Çünkü hiçbir ülkenin, başka bir ülkenin  liderini zorla kaçırmaya hakkı yoktur. Uluslararası hukukta bunun adı çok nettir: egemenliğe saldırı.

Ben, başbakanımla aynı fikirde olmasam bile, böyle bir olay yaşansa üzülürüm, utanç duyarım. Oysa Venezuela’da sokaklardan çığlıklar yükseliyor. İşte asıl anlamakta zorlandığım nokta bu.

Belki de bunun nedeni tarihsel.

Biz hiçbir zaman koloni olmayan, bir ülkenin emri altında yaşamaktansa ölmeyi tercih eden bir millet hikayesinin uzantısıyız ve  DNA’mıza böyle işlenmiş olabilir mi? Siz okuyucuların fikrini almak isterim: Siz ne düşünüyordunuz?

Hangi siyasi görüşten olursa olsun, bir ülkenin vatandaşları kendi petrol zenginliklerinin gasp edilmesine alkış tutup, devlet başkanlarının kaçırılmasına sevinmeli mi?

Bu, yalnızca o ülkenin liderine değil, bu tüm ulusal onura egemenlige yapılmış bir saldırı degilmi? 

Kaynak:

Uluslararası medya ve resmi açıklamalar, 4 Ocak 2026.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir