Yol Kenarından Bir Tat: Keçiboynuzu

Kopenhag, 30 ekim 2025

Bugün bir arkadaşımla Albertslund’a gittim. Hava yağmurlu ama ılıktı; gökyüzü griydi ama rüzgâr yumuşaktı. Sokaklar sessizdi, yağmur damlaları kaldırımlarda ince çizgiler bırakıyordu.

Orada bir Türk manavına rastladık. Rafların arasında dolaşırken birden gözüm bir pakete takıldı: keçiboynuzu.

Elime aldığım o paket bir anda zamanı tersine çevirdi. Sanki sadece meyve değil, yılların hatırasını da tutuyordum avuçlarımda. Çocukluğumun bir yaz gününe, Antalya yollarına, denizle dağların birbirine yaslandığı o sahillere gittim.

Ben şehirde büyüdüm. Gürültülü caddeler, otobüs durakları, vitrinlerin ışıkları arasında… Çocukluğum apartman balkonlarında, beton saksılarda yeşeren fesleğenlerle geçti. Toprağı elime almazdım pek, ama yaz tatilleri geldi mi, ailece Akdeniz’e iner, denizin tuzunu, güneşin yakıcılığını orada hatırlardık.

İşte o yazların birinde tanıştım keçiboynuzuyla.

Antalya yolunda, dağlarla denizin birbirine selam verdiği bir yerde, yol kenarında duran köylü teyzeler satardı. Kavanozlarda parlayan koyu kahverengi reçeller, bazen de bir kasanın içinde dizilmiş kuru keçiboynuzları…

Babam arabayı kenara çekerdi. Teyze kavanozu uzatırken hep aynı cümleyi söylerdi:

“Şeker yemeyin evladım, bundan yiyin. Hem tatlı hem şifa.”

O zaman “şifa” ne demek, tam bilmezdim. Sadece kapağı açıldığında yayılan kokunun içimde bir yaz sabahı gibi dolaştığını hatırlıyorum.

Denizden dönerken annem bir kaşık reçeli ağzıma verirdi. Tadı ne bal gibi ne pekmez gibiydi; başka bir şeydi. Hafif odunsu, hafif karamel… Sanki güneşin ta kendisiydi o.

Yıllar sonra öğrendim ki keçiboynuzu nefesi açar, ciğeri güçlendirir, kansızlığa iyi gelir. İçinde demir, kalsiyum, lif vardır. Hatta halk arasında “çocuğu olmayanlara keçiboynuzu yedirirlermiş” — bereketin, doğurganlığın sembolüymüş.

Teyzenin o “şifa” sözü o zaman anlam kazandı bende.

Şimdi ne zaman Antalya yoluna düşsem, o kavanozları yine görüyorum. Arabanın camından deniz parlıyor uzakta, bir yanda keçiboynuzu reçelleri.

Her kavanozun içinde çocukluğumun bir kaşığı var sanki.

Bir kaşık güneş, bir kaşık tuz kokusu, bir kaşık iyilik.

Biz şehir çocukları doğanın içinden gelmedik belki, ama o bazen bir kavanoz reçel gibi geldi bize.

Yol kenarında, güneşin altında, bir teyzenin ellerinden.

Ve ben hâlâ inanırım — o tat, hâlâ içimde bir yaz sabahı gibi parlıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir