Kopenhag 8 Şubat 2026
Erdal Çolak
İnsanın varoluşu,varlığı anlayabilmesi için önce ,zihinsel,bedensel,bilişsel olarak bir bilince sahip olması
gerekir. İşte bu bilinmezliğin sarhoşluğu içinde olduğundan doğum ile ölüm arasında bilinmezlikler
dünyasında pişmanlıklar içinde çekip gidiyor. İnsanın kendi özünü seçmesi,tanıması” insanın, olmayı seçtiği
şeyden başka bir şey olmadığı ilkesi, varoluş felsefesinin temelidir. İnsanın kendi benliğine,iç dünyasına
yönelmesi, varoluşunu kavraması ve varlığının bilincine ermesi varoluşa doğru giden bu süreçte evrensel bir
düzenin olduğunu ifade edebilirim.Bilinç varoluştan ,varoluş ise bilinçten doğar.
İnsanın ,evrenin oluşumu , dört element ve bu elementlerin belli bir düzen içerisinde birleşmesiyle oluştuğu
bilim adamları tarafından söylenir.Anladığım kadarı ile bu dört element dört temel enerjiyi sembolize eder.
Daha öncede belirttiğim gibi evren dahil dünyaya kadar her şey bu dört elementin farklı şekilleriyle düzenli
etkileşim birleşimi ile meydana gelmiştir. Bilim adamları böylesine kompleks bir yapıya sahip olan evrenin
oluşumunu bu dört temel enerjiyi; ateş, hava, su ve toprak olarak ifade etmişlerdir.Evrenin nasıl
yaratıldığını, evrenin ilk maddesinin ne olduğunu merak eden düşünürler,filozoflar, bilim insanları, en yalın
basit düşünce halinden en karmaşık düşünce yapısına kadar birtakım,teoriler,düşünceler,fikirler,
varsayımlar ileri sürmüşlerdir.Evrenin oluşumuna cevap bulmaya çalışmışlardır. Tarih boyunca bütün
medeniyetler dört element dediğimiz ateş, hava, su, toprak üzerinden bir şeyler üretmişlerdir.Mesela
sanatta, dinde, doğum, ölüm , yaşam gibi mitsel simgelerde bu dört element karşımıza çıkmakta. Felsefede
ise kısaca hayatın her alanında, insanoğlunu etkilediğini hayatı düzenlediğini, biçimlendirdiğini görüyoruz.
Evrende, doğada bulunan bu dört elementi, ele aldığımızda evren dahil bütün canlılar,eşya üzerinde maddi
koşulları anlamlandırmada, manevi değerleri anlamada etkindir. Yaşamı devam ettirmede önemli bir role
sahiptir. İnsanoğlu var olduğu sürece , toprağın, suyun, havanın ve ateşin etkisi altında kalmıştır.Ve
kalacaktır. Bu unsurların varlığın özü olabileceğine inanan insan, yarattığı medeniyetleri de bu elementlere
göre temellendirmiştir.
Örneğin, bir insan bedenini düşünelim. Onun özü topraktır, fakat oluşu esnasında diğer su,hava,ateş
onlardan birşeyler alarak insan bedenini var etmiştir . İnsan bedeninde kanın içinde su, nefesin içinde hava,
insan vücudundaki sıcaklık ise ateşi ifade eder. Ölüm ise insan bedenindeki bu dört elementin tekrar
ayrışarak her element kendi benzerine karışmaktadır; su suya, hava havaya, ateş ateşe karışarak varlığına
devam eder.İnsan bedenide tamamı ile toprağa karışır.
Dört element aslında bize doğa bilimini anlatmaktadır. Doğa biliminin şifresini çözmek, doğayı
özümsemek,anlamak,kavramak, demek yaşamın sırlarını öğrenmektir. İşte burada tarih boyunca bu dört
element her medeniyette,dinde veya her inanışta ortaya çıkar. Sümer, Asur ve Babil mitolojilerinde dinin
yaşamın her aktivitesini saran en önemli tanrıları, Anu (hava); Enlil (ateş) Ninhursağa (toprak) ve Enki ise
(su) dört elemente karşılık gelmiştir.
Uzak doğu felsefesine göre, işe evren ve doğadaki her oluşumun açıklanmasında Yin ile Yang kuramının
enerjilerinden türemiştir.Bu felsefeye göre evrendeki,doğadaki beş element bedensel ve zihinsel sağlığımızı
yönetiyor. Ağaç ateşi, ateş toprağı, toprak metali, metal suyu ve su ağacı besliyor. Böylece holistik bir sistem
var. Hayata baktığımızda kıştan ilkbahara, ilkbahardan yaza, yazdan sonbahara, sonra tekrar kısa
geçer.Mevsimler yerini başka mevsimlere, bırakır.Bu yıl içindeki değişim ,dönüşüm insanda ,farklı
duyguların oluşumuna bu duyguların başka duygulara dönüşmesini sağlar.Böylece
hüzünler,sevinçler,kederler,mutluluklar birbirini takip eder.
Bu dört elementi mevsimlere göre değerlendirdiğimizde ateş yaz mevsimini dile getirmektedir.Belkide bu
yüzdendir ki aşkların en fazla en güzel yaşandığı yaz mevsimidir. Çünkü bu mevsimde kalp aşırı hareketli
olup , yaz aşkları başlar.Bu mevsimde insan daha sıcak kanlı insanlara karşı pozitif herkesi, her şeyi sever.
Daha çok optimist yani iyimser olur.Sonbahar mevsimi su elementini yani hüzün mevsimi olan sonbaharı
ifade eder.Bu mevsimde akciğerlerin su aldığı en fazla çalıştığı mevsimdir. Vücut anatomisi, aşırı çalışır en
belirgin duyguda hüzündür. Bu mevsime baktığımızda intiharlar depresyonlar bu mevsimde çok görülür.
Kış mevsimini ise element olarak toprak olarak değerlendirebiliriz.Kış mevsimi genelde insanlar tarafından
pek sevilmeyen bir mevsimdir.Benim kış mevsiminden anladığım yok oluş ile varoluşun sırrına ,sukuneti ,
sessizliği ,doğumu ölüm bize öğretir.
İlkbaharın güzelliği ile zihninizin de berraklaştığını hissederiz. Bu mevsimin mutluluk, enerji ve neşesi hava
elementini ortaya çıkarır. Hava elementi sayesinde pozitif duygular ve hisler yaşarız. Ağaçlar, renkli çiçekler,
içimizi ısıtan ,enerji veren güneştir. Mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin en üst düzeye çıkar. Akciğer,
dalak, bağırsak ve merkezi sınır sisteminde üretilen bu hormon artan ışıkla beraber bizi mutlu eder.İnsanın
yüreğinde ,ruhunda çiçekler açar. Dört elementi birde farklı yönden ele aldığımızda ; örneğin Hindistan
kültürlerinde veya Tibet’te de beş unsur olarak görünmektedir .Hint inanışına göre insanın ontolojik var
oluşunu yani bedenin sertliğini topraktan, akışkanlığını sudan, bedensel sıcaklığını ateşten, hareket etme
benzeri etkinlikleri de havadan almıştır. Toprak, su, ateş, hava ve “akasa” boşluktur. Burada Hint kültürünün
ne kadar zengin bir kültür olduğu anlaşılır.
İlk çağ doğa filozoflarından “Her şeyin başlangıcında su var” diyen Thales, (arkhe) ana maddesi olarak
„su‟yu kabul etmiştir.Evrendeki bütün canlıların, bitki ve hayvanları, dünyanın, içinde su bulunan varlıkların
ilk hallerinden evrimleştiğini ifade etmişler. Su elementi canlının yaşamını devam ettirmesi için fizyolojik bir
gerekliliktir.Su akışkan ,hareketli olduğu için bulunduğu ortama göre hassas,derin ve akıcıdır.Antik Yunan
felsefesi dört elementi insanda doğal olarak bulunan birer unsur olarak görmüşlerdir.Ve bu dört unsuru
şöyle ifade etmişler; ahlak (ateşi), estetik ve ruh (su), akıl (hava) ve fiziksel olan yapı ise (toprak)olarak
ifade etmişlerdir. Maddenin sıvı halini su ile, enerjiyi, ışık, elektrik v.b. ateş ile, gaz halini hava ile, katı halini
toprak ile gösterilmiştir
Anaksimandros ilk arkhe olarak sonsuz çeşitlilikteki varlığın ancak yine sonsuz ve sınırsız bir maddeden
oluşabileceğini savunarak buna “Apeiron” adını vermiştir. Anaksimenes ise canlı olan her şeyin sıcak
olduğunu nefes aldığını, canlılığı olmayan herşeyin sıcaklığının olmadığını ifade etmiştir.İnsan bedenini saran
nefes,soluk,hava,evrenide sarar görüşünü dile getirmiştir. Herakleitos’ a göre evrenin arkhe “ateş”tir. Ateş
daima yaşayan ateş evrenin gerçek temelidir. Benim için bütün bu yazdıklarımı özetleyen en güzel
açıklamayı Empedokles yapmıştır.Empedokles’e göre evrenin özünü oluşturan, gerçekten var olan dört öge
vardır. Bu öğeler “toprak”, “hava”, “su” ve “ateş” olarak bilinen bu dört değişmez öğe, evrendeki ,her
şeyin temelinde yer alır. Evrende,doğada,eşyada,meydana gelen oluş,değişim sadece bu bilinen dört
maddenin farklı oranlarda,ölçülerde birleşmesinden meydana gelmiştir.Burada şunu da belirtmek isterim.
Bu dört ögeyi hava,ateş,toprak ve su unsurlarını hareket ettiren bu güçler sevgi ve nefrettir.
Tarih içerisindeki pek çok kültür ve dinde dört element kutsal kabul edilmiştir. Ontolojik olarak varoluşun
esasını oluşturur.Yahudilikte geçen beş element; ruh, ateş, hava, su ve topraktır.Bu inanca baktığımızda bu
beş elementin her biride kendi içerisinde başka bir şeyi simgelemektedir; Ateş iradeyi, hava , zekayı, su,
duyguları, ruh ,transandantallığı, toprak ise maddeyi ,madde alemini simgelemektedir.Hristiyanlık
inanacında , Adem ve Havva’nın yedikleri yasak elmayı ağaçtan kopardıkları ve bu hayat ağacının dünyadaki
dört elementin (toprak, su, hava ve ateş)olduğu ifade edilir.Bu ağaca meydana getiren elementler
yaratılıştaki her şeyin sonsuzlukla dile getirilir.İslamda dört element anâsır-ı erbaa olarak geçer.İslamda bu
dört element kutsal kitapdada geçer.
İnsana canlıya ,eşyaya baktığımızda aslında oluşumları karbon, oksijen, hidrojen ,azottan ve diğer
elementlerdir.Ortaya çıkan bu yapı suyle ifade edilir.Hava; zihinsel yapımız, ateş; enerji bedenimiz, su;
duygusal yapımız, toprak; yani fiziksel bedenimizi oluşturur. Bana sorsanız bu dört element insanı ,canlıyı
hayata, dünyaya, insanları evrene bağlayan en önemli unsurdur. Kişiliğimizin çekirdeğini oluşturmaktadır.
Her insanın huy, mizaç, yapısının oluşmasına sebep olur.Bu dört elementin farklı oranlarda
evrende, canlıda, eşyada bulunması , canlıdaki farklılıkların belirleyicisidir.Hatta bu elementlerin farklı
oranlarda olması mesela insan vücudundaki, organların, deri, göz, kulak, burun v.b. farklılığın sebebidir.Bu dört
elementin farklılık oranı organlara farklı özellikler verir. Birçok psikolog, astrolog, dört elementi ifade
ederken ateşi sezgiyle, toprağı duyumsayarak, havayı düşünerek ve suyu ise hissederek bulunabilir. Buraya
dikkat ettiğimizde ateş elementi sezgisel öğrenilmeyen, pşisik olmayan, düşünceden doğmayan, canlıda
doğuştan bulunan, bedensel, biyolojik ve dürtüşel olarak gelen yasama arzusu ile hareket eder. ”Cogito,
ergo sum” türkçesi ”Düşünüyorum, öyleyse varım” sözünün sahibi René Descartes ateş elementine karşılık
gelecek şekilde evrende düşünüyorum ben de varım.Burada ateş hayata dair ihtiyacımız olan ontolojik
varlığımızı kuşatmıştır. Topraktan yaratılmış olan insanoğlu Aşık Veysel’in dediği gibi “Benim sadık yarım
kara topraktır”der.Buradaki toprak elementi; tekrar toprağa döneceğiz toprak ,üretken,iyi ,kötü ,her şeyi
kucaklayan varlığımızın sürdürülmesini sağlar.
Hava elementi ise varlığımızın akıl, zekâ, zihinsel, ruhsal mental boyutunu oluşturur.Yaşama canlılık,enerji
verir.Bugünkü dünyaya akıl, rasyonal ,nesnel bir yaşama bakış açısını ,vizyonumuzu ve insan ilişkilerimizi
hava elementi sayesinde yapıyoruz.Su elementine baktığımızda yaşamın başlangıç kaynağınıdır.Su sürekli
akar aynı duygu ,düşünce, su yolu gibidir. Duygularımıza,
düşüncelerimize,baktığımızda,bilincimizin,zihnimizin en alt bölümünde derin duygu ve düşünceler
vardır.Tıpkı bir kuyunun en derin noktasında bulunan bilinçaltı su gibidir. Antoine de Saint-Exupéry Küçük
Prens kitabı yazarının dediği gibi “ Su! Ey su, senin ne tadın, ne rengin, ne kökün var! Tarife gelmezsin. Seni
tadarız ama, gizini çözemeyiz. Sen yasama gerekli değil,yaşamın ta kendişisin. İçimize, duyularımızla
kavranmaz bir haz salarsın. Bir bir vazgeçtiğimiz güçler, seninle birlikte yen.” Burada özellikle altını çizerek
söylüyorum su yalnızca yaşama kaynak olmayıp, düşüncenin de duygunun da büyüyüp gelişmesine fayda
sağlıyor. Su elementi ile hissederek, duygularımızı tanır. Gerçek doğamızı ve ruhumuzu anlarız.Su ile
farkındalığın ruhsal boyutunu bilebiliriz. Buradaki özellikle şuna dikkat çekmek istiyorum.
Son olarak yaşamı anlamlandıran, varoluşun gerçek nedenlerini bu dört element verir. Bu üzerinde
konuştuğumuz; su,hava,ateş,toprak,doğada doğal, saf,duru,halde bulunmaktadır. Bahsettiğim bütün bu
elementler hem niteliksel,hem de niceliksel olarak doğada sade,duru,temiz sekilde hep olacak.
